şükela:  tümü | bugün
  • her sene sağlam filmlere imzasını atan danimarka'nın bu seneki önemli filmlerinden bir tanesi sorrow and joy. hatta geçtiğimiz haftalarda oscar'da danimarka'yı temsil edeceği açıklandı. yani 75 aday adaydan bir tanesi aynı zamanda. akademi tarafından oscar'a aday gösterilir mi, bilinmez. çok da mühim değil.

    ---çok da mühim spoilerlar yok aslında, ama gene de uyarayım bu konuda.

    filmi daha önce 9 filme imzasını atan, 73'ten beri sektörde olan nils malmros yazıp yönetti. evli bir çifti anlatıyor bu film. daha baştan, sözü hiç uzatmadan mevzuya giriliyor. adamın eşi signe özbeöz, en fazla 1 yaşındaki evladının boğazını keser. kocası bunu öğrenir. yönetmen, bu anlaşılacağı üzere "sorunlu" evliliği anlatırken flashback'lerden sıkça yararlanıyor. hatta filmin çoğunluğunu flashback'lerin oluşturduğunu söylemek mümkün. bu teknik kullanılarak çiftin nasıl tanıştıkları, evlendikleri, aralarındaki kavgalar ve signe'nin hastalığı anlatılıyor. orijinal/özgün bir film diyemeyiz ama eldeki öyküyü çok fazla klişeye bulamadan, ajitasyona kaçmadan, gereksiz sahnelere yer vermeden-yani öyküyü gereksiz yere dallandırıp bulandırmadan anlatıyor. ortaya kaliteli bir film koymuş oluyor. ben sevip başarılı buldum. tabii ki eksiksiz olduğunu iddia edemeyiz. kadının geçmişine ve hastalığına daha iyi değinilebilirdi ama gerçi olayı kocasının gözünden anlattığından bence bu kadar bilgi de yeterli. tabii bir de kafaya takılan diğer şeyse adamın affediciliği. adamın da bu ölümde suçu var. neticede hasta olduğu tescilli eşini çocuğuyla bir dakika bile yalnız bırakmamak gerek. o yüzden adamın da suçu var, denebilir. ama gene de "ben de hatalıyım. kendine değil, çocuğu senle yalnız bıraktığım için bana kız," deyip bir de üstüne kadını affedince bundan rahatsız olmamak zor. adam peygamber gibi davranmış. bunun altı sağlam doldurulmalıydı. biraz havada kalmış bu "affetme" mevzusu kanımca. ama yanılıyor olabilirim tabii ki.
    neyse bakalım son beşe kalacak mı bu film...