şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ...
  • 2012 cikisli, su an itibariyle sonuncu the coup albumu.
  • boots riley'nin ilk uzun metrajlı film yazarlığı ve yönetmenliğini gerçekleştirdiği; işçilerin sömürülmesi, iş hayatında kişiyi başarılı yapan faktörler ve bunun hayata yansıması gibi temaları işleyen absürd komedi.

    başrollerde lakeith stanfield, tessa thompson oynuyor. yan rollerde ise terry crews, danny glover, steven yeun, armie hammer gibi isimler var.

    film komedi dalında da eleştiri dalında da son derece başarılı. türkiye'de muhtemelen gösterime girmeyecektir ancak izleme şansınız olursa kaçırmamanızı tavsiye ederim.

    şuraya da fragmanını bırakayım.
  • senaryosunun hangi kafayla yazıldığını çözemediğim kara mizah tarzı eğlenceli film. özellikle beklenmedik bir sonla biten filmleri sevenler kaçırmasın.
  • hayatımda izlediğim en absürt film. aynı zamanda izlediğim filmler arasında fragmanından en farklı çıkan film.

    --- spoiler ---

    en sevdiğim plot twist: cash'in atlı tabaktan kokain çektiği sahneden hemen sonra at adamların burundan toz çekerek dönüşüm geçirdiklerini öğrenmesi.

    en sevdiğim detay: cash'in hep yanında taşıdığı babasının fotoğrafının cash'in her verdiği kararla ifadesinin değişmesi.

    en sevdiğim replik: i’ve got a room, motherfucker!

    --- spoiler ---

    ayrıca filmi izlerken siz de benim gibi bolca "benim gözüm bunu bi yerden ısırıyo sanki" olduysanız, tanıdık simalar şu şekilde:

    - cassius cash green - andre logan king (get out)
    - detroit - charlotte hale (westworld)
    - sergio - terry jeffords (brooklyn 99)
    - steve lift - oliver (call me by your name)
  • başlarda karakterlere ve ortama alışmak zaman alabiliyor. zira 2017'de çekilmiş filmin çağrı merkezi 80'lerden fırlamış gibi. zaten paralel evrende geçiyor.. fakat sonra açılıyor öykü. senarist her diyalogda iş yaşamıyla ve kapitalizmle dalgasını geçiyor. iş yaşamı, çağrı merkezi, yükselme hırsı, pazarlama, her şeyin pazarlanabilir oluşu, ücret kesintileri, grev, grev kırıcılık gibi pek çok mevzuya değiniliyor. eğlenceli bir film. her sahnesi absürt. bilhassa asansördeki bilgisayarın asansöre binen cash'i gazlamak için söyledikleri şeyler epey komikti. fakat en komiği siyahi cash'in beyaz sesle konuştuğu anlar. lakeith stanfield'a yapılan dublaj çok iyiydi. dublajı david cross yapmış. hatta muhtemelen gözden kaçabilecek diğer dublajları da yazayım: patton oswalt, adsız karakterin dublajını yapmış. pek sevdiğim ingiliz aktris lily james, detroit'in (tessa thompson) dublajını yapmış (james'le thompson, little wood filminde de rol almışlardı). asansördeki bilgisayarı ise rosario dawson seslendirmiş. güzel cameolar bunlar.

    spoiler

    aslında öykü klasik. fakir bir yaşamı olan, murat 131'den farksız bir araçla işe giden cash yaşlı bir çalışandan aldığı ipucuyla iş yaşamında yükselmeye başlıyor. bu ipucu da siyahi sesini kullanmayı bırakması, satışları beyaz sesle (beyazlar gibi konuşarak) yapması. ortaya çıkan grevin de etkisiyle cash'in kariyeri uçuyor. tabii bir yanda ücretlerini alamadıkları için grev yapan çalışanlar, diğer yanda paraya para demeyen cash. film bir süre sonra bu mevzuyu merkeze çekiyor: arkadaşların grev yaparken, grev yaptıkları için dayak yerlerken senin grevi umursamayıp işe devam etmen ahlaki mi, değil mi? öykünün klasik tarafı da bu. zira pek çok filmde bu mevzu işlendi. burada absürt bir şekilde işleniyor. neticede keyifli bir film.

    spoiler
  • 2018 bitmeden, sinema noktasında kayda değer zaman geçirmemi sağlamış ilk film.
  • izlenememesi zorluğundan ya da aykırılığından değil, başarısızlığından kaynaklanan film. birkaç ay önce denk gelip beğendiğim fragmanı, saçmasapan konusu, short term 12'deki sorunlu çocuk ve get out'taki kısacık rolüyle hafızama aldığım lakeith stanfield yüzünden büyük beklentiyle başına oturup otuz-otuz beş dakika ancak dayanabildim.

    film komedi denmiş ama tebessüm dahi ettirmiyor. zenci mizahı olduğundan ters geldi desem o da değil. içinde bu kadar zencinin olup da bu kadar güldürmeyen komedi filmi çok az görmüşümdür. hadi komediyi geçtik, konuya bakalım derseniz o da çocukça, aptal bir didaktikliğin içinde bok olmuş. 3b sınıfından emre sistemi eleştiriyor gibi bir hava var filmin her sahnesinde. ne bok yediğini kendisi de bilmeyen yönetmenin acemi hezeyanları da işin içine girince kurdeşen döktüren bir film ortaya çıkmış.

    sonuç olarak, büyük bir hayal kırıklığı daha. hayat böyle başarısızlıklara vakit ayırmak için fazla kısa. son birkaç aydır çatır çutur film yarıda bırakıyorum, mutluyum.

    not: şu filme "hayatımda izlediğim en absürt film" diyen kişinin sinema dağarcığını acilen genişletmesi gerek. sırf sinema tarihinin en garip filmi başlığında bile bu filmden daha saçma ama daha iyi olan yüz elli tane film bulabilirsiniz.
  • ben filmi sevenlerden oldum. en azından filmin son 40 dakikasını. aslında yeni bir şey pek fazla söylemese de, yönetmenin bizi davet ettiği, kendine has dünyası sayesinde fena olmayan bir hiciv işi olmuş diyebilirim. tabii kör göze parmak sokma durumu off ki off. o konuya hiç girmiyorum. dediğim gibi yönetmenin üslubu bu kör göz olayını umursamamamı sağladı. hızlı kurgu, yer yer video klip estetiği, müzik kullanımı, kıyafetler derken, bir çizgi roman havası yakalanmış. ya da bana öyle geldi.
    işin absürt komedi kısmı, fena değil. öyle kahkahalar attıracak bir durum yok. öyle bir şey de beklemiyordum. karakterler empati kurulacak karakterler de değildi pek fazla. (filmin doğası gereğiydi aslında bu durum) bu nedenle ki izlerken yer yer çok fazla koptum filmden. filmi sevmeyenleri de anlayabiliyorum.

    sundance'de epey bir gürültü koparmıştı sorry to bother you, biraz fazla şişirilme gelse de, ilk yönetmenlik denemesini yaptığı filmle, boots riley kendine has bir dil oluşturmuş. (bana göre.) bu nedenle yazdığı senaryo da, çektiği film de ilgimi daha fazla çekti.
    filmin son yarım saati oldukça sürükleyiciydi. finali de baya bir sevdim ayrıca.

    bu arada filmin ilk yarım saatini, ite kaka izlemeye çalıştım. sonrasında film benim için sürükleyici hal aldı. özellikle filmi sevmemin en büyük etkisi, son 40 dk'dır.
  • "yeeaaaaani" dedigim filmlerden.

    film kotu degil, bir amaci, kendi icinde tutarli kisimlari var. komedi filmi filan zaten degil. bi doz kara mizah? evet. ama bu kadar fantastik kafalarla, bu kadar dandik/lesh produksiyonu da, kara mizahin ardina siginarak, """iste mesaj verdik olm, duzgun izleyn amk""" tadinda anlatinca, ben takdir etmekten ziyade, "ne izledim lan ben" modundan cikamiyorum pek.

    ama su kesin, 2000 ve sonrasinda dogmus izleyiciler icin, ilginc, eglenceli ve sevilesi oldugunu dusunuyorum, hatta sanirim hedef kitle de o genc kusak.

    benlik degil.
    kotu mu? degil.
    iyi mi? meh arada kaldim, objektif bakamiyorum.
    farkli mi? deneysel mi? fazlasiyla.

    imdb notuyla 6 eder. 6 nin fazlasi ya da eksigi goreceye girer.