şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hayatımda izlediğim en absürt film. aynı zamanda izlediğim filmler arasında fragmanından en farklı çıkan film.

    --- spoiler ---

    en sevdiğim plot twist: cash'in atlı tabaktan kokain çektiği sahneden hemen sonra at adamların burundan toz çekerek dönüşüm geçirdiklerini öğrenmesi.

    en sevdiğim detay: cash'in hep yanında taşıdığı babasının fotoğrafının cash'in her verdiği kararla ifadesinin değişmesi.

    en sevdiğim replik: i’ve got a room, motherfucker!

    --- spoiler ---

    ayrıca filmi izlerken siz de benim gibi bolca "benim gözüm bunu bi yerden ısırıyo sanki" olduysanız, tanıdık simalar şu şekilde:

    - cassius cash green - andre logan king (get out)
    - detroit - charlotte hale (westworld)
    - sergio - terry jeffords (brooklyn 99)
    - steve lift - oliver (call me by your name)
  • iddia ediyorum, amerika'da entel tayfadansanız bu filmi beğenmemek aşşırı derecede politically incorrect olacağı için, sadece yönetmenin adı ve yaptığı sistem eleştirisi sebebiyle bu kadar sevilmek "zorunda kalınmış" bir film. başka türlü kesinlikle o rottentomatoes veya metacritic skorlarını alamazdı.
  • izledikten sonra netflix yapımı sandım ama değilmiş. imdb puanını görünce de kendimi geri zekalı gibi hissedip "kesin kaçırdığım bir yer var." diyerek tekrar izledim ama üçüncü defa da izlesem yine bok gibi geleceğini farkettim. kaçırdığım tek şeyin benim amerikan kültürünü bilmediğim olduğunu farkettim. bilseydim belki izlemekten keyif aldığım bir film olabilirdi.
  • senaryosunun hangi kafayla yazıldığını çözemediğim kara mizah tarzı eğlenceli film. özellikle beklenmedik bir sonla biten filmleri sevenler kaçırmasın.
  • izlenememesi zorluğundan ya da aykırılığından değil, başarısızlığından kaynaklanan film. birkaç ay önce denk gelip beğendiğim fragmanı, saçmasapan konusu, short term 12'deki sorunlu çocuk ve get out'taki kısacık rolüyle hafızama aldığım lakeith stanfield yüzünden büyük beklentiyle başına oturup otuz-otuz beş dakika ancak dayanabildim.

    film komedi denmiş ama tebessüm dahi ettirmiyor. zenci mizahı olduğundan ters geldi desem o da değil. içinde bu kadar zencinin olup da bu kadar güldürmeyen komedi filmi çok az görmüşümdür. hadi komediyi geçtik, konuya bakalım derseniz o da çocukça, aptal bir didaktikliğin içinde bok olmuş. 3b sınıfından emre sistemi eleştiriyor gibi bir hava var filmin her sahnesinde. ne bok yediğini kendisi de bilmeyen yönetmenin acemi hezeyanları da işin içine girince kurdeşen döktüren bir film ortaya çıkmış.

    sonuç olarak, büyük bir hayal kırıklığı daha. hayat böyle başarısızlıklara vakit ayırmak için fazla kısa. son birkaç aydır çatır çutur film yarıda bırakıyorum, mutluyum.

    not: şu filme "hayatımda izlediğim en absürt film" diyen kişinin sinema dağarcığını acilen genişletmesi gerek. sırf sinema tarihinin en garip filmi başlığında bile bu filmden daha saçma ama daha iyi olan yüz elli tane film bulabilirsiniz.
  • instagram aracılığı ile beşiktaş maçını izlerken sıkılıp aynı anda izlemeye başladığım film. maçın ikinci yarısı o kadar sıkıcı oldu ki film daha enteresan gelmeye başladı ve maçı komple bıraktım. o yüzden objektif değerlendiremeyeceğim. ilginç bir film tek başınıza izleyin sevgilinizin, eşinizin veya arkadaşınızın tarzı değilse pek eğlenceli vakit geçirmiş olmazsınız.
  • başlarda karakterlere ve ortama alışmak zaman alabiliyor. zira 2017'de çekilmiş filmin çağrı merkezi 80'lerden fırlamış gibi. zaten paralel evrende geçiyor.. fakat sonra açılıyor öykü. senarist her diyalogda iş yaşamıyla ve kapitalizmle dalgasını geçiyor. iş yaşamı, çağrı merkezi, yükselme hırsı, pazarlama, her şeyin pazarlanabilir oluşu, ücret kesintileri, grev, grev kırıcılık gibi pek çok mevzuya değiniliyor. eğlenceli bir film. her sahnesi absürt. bilhassa asansördeki bilgisayarın asansöre binen cash'i gazlamak için söyledikleri şeyler epey komikti. fakat en komiği siyahi cash'in beyaz sesle konuştuğu anlar. lakeith stanfield'a yapılan dublaj çok iyiydi. dublajı david cross yapmış. hatta muhtemelen gözden kaçabilecek diğer dublajları da yazayım: patton oswalt, adsız karakterin dublajını yapmış. pek sevdiğim ingiliz aktris lily james, detroit'in (tessa thompson) dublajını yapmış (james'le thompson, little wood filminde de rol almışlardı). asansördeki bilgisayarı ise rosario dawson seslendirmiş. güzel cameolar bunlar.

    spoiler

    aslında öykü klasik. fakir bir yaşamı olan, murat 131'den farksız bir araçla işe giden cash yaşlı bir çalışandan aldığı ipucuyla iş yaşamında yükselmeye başlıyor. bu ipucu da siyahi sesini kullanmayı bırakması, satışları beyaz sesle (beyazlar gibi konuşarak) yapması. ortaya çıkan grevin de etkisiyle cash'in kariyeri uçuyor. tabii bir yanda ücretlerini alamadıkları için grev yapan çalışanlar, diğer yanda paraya para demeyen cash. film bir süre sonra bu mevzuyu merkeze çekiyor: arkadaşların grev yaparken, grev yaptıkları için dayak yerlerken senin grevi umursamayıp işe devam etmen ahlaki mi, değil mi? öykünün klasik tarafı da bu. zira pek çok filmde bu mevzu işlendi. burada absürt bir şekilde işleniyor. neticede keyifli bir film.

    spoiler
  • ...
  • 2012 cikisli, su an itibariyle sonuncu the coup albumu.
  • boots riley'nin ilk uzun metrajlı film yazarlığı ve yönetmenliğini gerçekleştirdiği; işçilerin sömürülmesi, iş hayatında kişiyi başarılı yapan faktörler ve bunun hayata yansıması gibi temaları işleyen absürd komedi.

    başrollerde lakeith stanfield, tessa thompson oynuyor. yan rollerde ise terry crews, danny glover, steven yeun, armie hammer gibi isimler var.

    film komedi dalında da eleştiri dalında da son derece başarılı. türkiye'de muhtemelen gösterime girmeyecektir ancak izleme şansınız olursa kaçırmamanızı tavsiye ederim.

    şuraya da fragmanını bırakayım.