şükela:  tümü | bugün
  • akrep burcu yazarlarından imre kertészin otobiyografik ögeler taşıyan 1975 tarihli ilk romanıdır. 2 yıl askeri yükümlülüğünün ardından nietzsche, hofmannsthal, schnitzler, freud, roth, wittgenstein ve canetti gibi isimleri tercüme edip kendinde erittiktensonra auschwitz ve buchenwald'daki izlenimlerini aktardı.
  • bir lajos koltai filmi.. budapeşte'nin elyapımı bir cimbalomunun sesi ennio morricone ve lisa gerrard'dan...
  • macar yazar imre kertesz 'in 16 yaşindaki bir yahudi gencin auschwitz toplama kampinda geçen zamanini anlatan biyografik unsurlar da içeren romani.
  • imre kertesz´in bu kitabi 1944 yilinda budapeste´de baslar. kahramanimiz 14 yasindaki "ben"dir. yahudi genc ise gittigi otobuste bulunan diger butun yahudilerle birlikte otobusten cikartilir. ne oldugunu pek anlayamayan, merak da etmeyen genc, digerleri ile birlikte bilmedigi bir yolculuga cikar. yolu auschwitz, buchenwald ve seitz´den gecer ve mucize olarak buradan geri dönmeyi basarir.
    tam olarak otobiyografi olmasa da imre kertesz´in kendinden birseyler kattigi kesin.
  • olmadik bir zamanda, olmamasi gerekiği düşünülen bir musubete uğramak
  • macarca: kadersizlik.
  • ege üniversitesinde kampüs kültür merkezinde gösterilmiş filmdir.filmi izledikten sonra savaşın insanların üzerinde nasıl bir etki bıraktığı farkediliyor.baş kahramanımızın savaş sonunda evinde söylediği galiba kampı özledim sözü insanı bazı şeyleri etraflıca düşünmeye sevkediyor.
  • yine mi yahudi soykırımı filmi derken, insanı içine çeken, miğdesinin düğümlenmesine neden olan film. insanın dininden dolayı kadersiz olmasının baska bir ornegi... (hangi din olursa olsun faşistlerin ve kökten dincilerin eline geçersek hepimiz sonu aynı ) (bir de neyle karşılaşacağımızı bilirsek bilelim hepimizin yeri maalesef vatanı) (allah hepimizi hoş görüsüzlükten korusun)
  • kadersizlik, nobel ödüllü macar yazar imre kertesz’in 14 yaşındayken götürüldüğü toplama kampında yaşadıklarının öyküsü. kitaptan uyarlama bir de filmi var. yüzlerce toplama kampı hikayesinden farklı bakış açısıyla ayrılıyor. savaşa, toplama kamplarına, ne olduğunu anlamaya çalışan bir çocuğun gözlerinden bakıyor. tarihsel bildirilerin yerine çocuksu söylemleriyle.

    --- spoiler ---
    gyuri körves babası ve üvey annesi ile birlikte yaşamaktadır. tüm avrupa nazilerin işgalindedir. polonya’daki toplama kamplarında yaşananlar, macar halkının kulağına gelse de tüm bunlara söylenti gözüyle bakılmaktadır. derken macaristan’da da durum değişir, yahudilerin sarı davut yıldızıolmadan dışarı çıkmaları yasaklanmıştır, şehirden şehre gidebilmeleri için izin gerekmektedir. gyuri’nin babası çalışma kampına çağrılır. ardından yahudilerin okula gidişleri de yasaklanır. gyuri ve arkadaşları bir fabrikada çalışmaya başlar. gyuri, otobüsle işe gittiği bir sabah diğer yahudilerle birlikte otobüsten indirilerek tutuklanır. ama ne tutuklanan gençler ne de polis durumun farkında değildir. gülerek oyun oynayarak geçirdikleri tutukluluğun ardından trenlere bindirilirler. macera oyun gibi başlamıştır. sınıra geldiklerinde ise çocuklarla oyunlar oynayan polisin yerini “değerli eşyalarınızı burada bırakın nasıl olsa ihtiyacınız olmayacak. onları, almanlara vereceğinize bari bir macar faydalansın pis yahudiler!” diyen bir polis almıştır. ilk durak auschwitz’dir. gyuri yaşamı kamplarda öğrenmek zorundadır.
    --- spoiler ---

    senaryo, kitabın yazarı imre kertesz’in elinden çıkmış. filmin yönetmeni ise , dünya sinemasının yaşayan en önemli görüntü yönetmenlerinden lajos koltai. yani istvan szabo’nun görüntülerini yazan adam. koltai dramatik ışıkları ve başarılı mekan ve renk kullanımıyla dikkat çekiyor. filmin başlarındaki canlı renkler film ilerledikçe soluyor. toplama kamplarındaki sahnelerde ise değişen ruh haliyle neredeyse sadece siyah beyaza iniyor renkler. koltai, gyuri’nin toplama kampından çıkması ile birlikte rengin geri geldiğini ancak asla filmin açılışındaki canlılığını yakalayamadığını belirtiyor ve ekliyor: “evet ışık geri geliyor ancak toplama kamplarından kurtulanlar için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olması beklenemez”
    yaşadıklarına uzaktan bakan, anlamaya çalışan, çocukça yanılgıların kara mizaha dönüştüğü diliyle, kitap, soykırım kurbanlarıyla alay ediliyor gerekçesiyle birçok yayınevince geri çevrilmiş. ama öyküyü ilginç kılan taraf, kara mizahın oluşmasını sağlayan, farkında olmamak duygusu. bütün bir ülkenin farkında olmadığı, ya da gözleriyle görmediği için yok saydığı soykırım. filmde de aynı dil tutturulmuş. zeitz kampı’nda kendi de esir olmasına rağmen etrafına zulmeden bir çingene, yiyecekleri satışa çıkaran bir diğeri, ona direnmeyi öğreten bandi citrom, buchenwald’daki kırmızı üçgenli (komünistlerin takmak zorunda olduğu işaret) iyiliksever hasta bakıcı, gyuri'nin yaşamından geçenlerden bir kaçı.
    ilginçtir ki,yahudilerden ya da diğer cezalı ırklardan çavuşluk yapanlar dışında kimseyi, zulmederken görmüyoruz. ss subayları ortalıkta pek yok. zulmetmek için onlara da sıra gelmiyor zaten. sadece dehşet ve acı da yok. kamplarda da yaşamın bir rutini var. yemek dağıtılmadan önce avluda geçirilen konuşmaya düşünmeye ayrılmış koca bir saat… ya da havuçlu çorbanın yendiği an…
    "durumu abartmayalım, (…) şu anda yaşıyorum ve yaşayabilmek adına her türlü görüşü de kabul ettiğimi pekala biliyorum(…)çünkü orada oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzer bir şeyler vardı. (…)herkesin öğrenmek istediği sadece kötü olan, sadece dehşet. eğer bir daha sorarlarsa onlara toplama kampındaki mutluluğu anlatmalıyım eğer sorarlarsa. eğer unutmuş olmazsam." kitaptan
  • televizyonda tesadüfen sonlarına denk geldiğim film.

    --- spoiler ---
    amerikan askeri rolünde daniel craigoynuyor. onu tanımasam filmin adını internetten bulup çıkaramayacaktım.

    --- spoiler ---