yanıtlar 47
26 yanıt daha
  • bu durum çift taraflı. hem öğrencinin* nitelikli bir mezun olmak için çabası çok az, okulu bitireyim de ne olursa olsun olarak görüyor. hem de akademisyenin* nitelikli bir öğrenci yetiştirmek gibi bir gayesi yok. daha çok kendi araştırmalarımla ilgileneyim, gerçek hayata yansıması olmayacak şeylerle alakalı makale yazayım, bir an önce yükseleyim derdindeler.
  • çünkü hiç bir yerde eğitim yok.

    eğitimim amacı nedir? insanı hayata, hatta iş hayatına alıştırması / yetiştirmesi değil midir? okullarda hangi gündelik hayat rutini, iş hayatı rutini öğretiliyor?

    üniversite 1 sınıfta (bkz: mehmet sobacı) hocamızın dedi ki: burada ne işiniz var? dışarıya çıkan, gidin bir yerlerde çalışın, dil öğrenmeye çalışın; burası size bir şey vermez. bir eğitmenin, eğitim kurumunda bunu demesi ne kötü veya ne güzel.
  • üniversiteler araştırma değil diploma verme amaçlı kurulmuş. bence temel sebep budur.
  • bir şeyin çok olması iyi olacağı anlamına geliyorsa şayet ülkede gıda çok ama iyi aşçı pek yok.
  • liseden hallice üniversite açmakla ancak milyonlarca diplomalı işsiz yaratırsın.
  • üniversiteden önce gidilen liselerin yeterli seviyede olmamasından. lise seni üniversitede okuyacağın bölüme ya da ilerideki mesleğine hazırlamalı. bizde tam tersi, gereksiz bir sınava hazırlıyor.
  • sayısı değil işlevi önemlidir.
  • sen istediğin kadar üniversite aç;

    halkın buna bakış açısı önemli.

    okuyan kitle; meslek tercih etmeyip, "hangi meslekte para kazanırım" veya "hangi bölümü daha kolay okur ve rahat mezun olurum" mantığında bölüm seçiyorsa

    okuyan kitle; okuduğu bölüm neticesinde bir meslek sahibi olacağının bilincinde değil ve bu bilince sahip olmadığından, alanını sevip sevmeme hususunu umursamıyorsa

    her ilçeye de üniversite açıp, en iyi eğitimi de versen;

    aynı mezunu verirsin arkadaş. bir şey değişmez. yine mezun olur, yine kpssye girmek için dershaneye gider, özel sektörü var olmayan bir kavram gibi görür.
  • %90 gereksiz bilgi öğretilen kurumdan ne bekliyoruz
  • büyümek vs gelişmek.

    bir ülkenin eğitim, sağlık, teknoloji, sanayi, adalet, hak ve özgürlükler vs gibi göstergeleri, kurum ve bu kurumların fiziki özellikleri ne kadar büyük veya sayıca fazla olursa olsun aynı oranda gelişmiş olduğu anlamına gelmemektedir.

    bir hastene düşünelim. içerisine 100 adet mr cihazı, 100 adet ultrasonografi, 500 adet steteskop vs olsun koyalım. her branştan uzman veya pratisyen hekim, tekniker, hemşire yeterli sayıda kadro verelim. bir ilçe için bakıldığı zaman insani gelişme endeksi'nde bunlar sayıca yeterli görülsün. sonra alınan sonuçlara bakalım.

    bunca fiziki ve beşeri imkana rağmen:

    bu uzman doktorlar kariyerleri boyunca evrensel boyutta ses getirecek ne gibi tedavilere, ameliyatlara imza attı veya olanın üzerine ne kattı ?

    bu uzman sıfatı verdiğimiz doktorlar, elindeki imkanlarla yeni buluşlara ve tedavilere ne ölçüde katkı sağladı veya yerinde teşhiş koyup iyileştirebildi?

    değinen arkadaşlar olmuş, evet. bu iki versusta öne çıkan fark; rakamlar değil, kalite ve özellikleriyle öne çıkan nitelikleridir. kendi kendine yetebilen, dışa bağımlılığı minimum boyutta olan ülkelerin gelişmişlik düzeyleri nicel anlamdaki büyüklüklerinden fazladır diye düşünüyorum.
11 yanıt daha