şükela:  tümü | bugün
  • "hikayenin ana fikrinde, kendi dünya görüşümüzü onaylatmak ve varlığımızı gerekçelendirmek için kendi değerlerimizi ve taleplerimizi çocuklarımıza saçma bir şekilde nasıl empoze ettiğimiz yatıyor."

    gel de gitme şimdi bu filme??
  • türkçe'ye benim babam, benim oğlum olarak çevrilmiş, 2013 cannes jüri ödüllü film. hikaye o kadar gerçekçi ve güzel anlatılmış ki kendimden birşeyler buldum. ileride olmayı düşündüğüm baba modelini görüp korktum, kendimce dersler çıkardım.
    mutlaka izlenmeli.
  • bir avuç japon naifliğini heba etmeyi başarmış film. konusu, dokusu, oyuncular itibariyle çok iyi olabilecekken fazlasıyla sıradan ve tekdüze bir televizyon filmi olmanın ötesine geçemiyor bir türlü. elbette televizyona yapılan iyi işleri küçümsemek değil de amaç, cannes'dan aldığı jüri özel ödülünü sorgulamak daha ziyade... hal böyle olunca; uzak doğu filmlerine duyulan hayranlık ile birkaç adım önde başladığı bu yarışta, çocuk oyuncuların performansı ve yerinde müzikler bile, filmi bitiş çizgisine kadar taşımaya yetmiyor maalesef.
  • --- spoiler ---

    durum karşısında çocukların olgunluğunun hayret ettirdiği film.

    --- spoiler ---
  • hirokazu koreeda'nın 2013 yapımı harika ötesi filmi. film 2013'te cannes'te jüri özel ödülü de almıştır. yapım türkiye'de film ekimi 2013'de ve 10. istanbul japon filmleri festivali'in de gösterime girmiştir.

    --- spoiler ---

    ön bilgileri geçelim. film doğumlarından 6 yıl sonra iki ailenin -ailelerden birinin yaptırdığı kan testi sonucu- çocuklarının karıştırıldığını öğrenmesiyle ile başlamaktadır. bu olayın öğrenilmesi iki aileyi de şoke eder ve bu olay ailelerin görüşmeler sıklaştırır. nonomiya ailesi çok zengin olup, saiki ailesi ise bunun yanında orta dereceli bir ailedir. durumu çok iyi olan ve gözünü iş hırsı bürümüş ryota ailesine yeterince ilgi göstermemiş ve 6 sene boyunca büyüttüğü çocuğu keita'yı hiçe sayarak sırf kendi kanı olduğu için ryusei istemiştir. hatta olay öğrenildiğinde keita'nın yeteneklerinden şüphe ettiği, kendi yeteneklerinden uzak olduğunu düşündüğü için; "zaten anlamıştım" demiştir. öte yandan diğer ailenin babası yudai ryota'nın aksine çocuklarına öz veride bulanan ve onlarla ilgilenen bir babadır. çocuklar değiştirilir, fakat iki aile de mutlu olamaz, -özellikle nonomiya ailesi- sevginin sadece kan bağından ibaret olmadığı da anlaşılır.

    --- spoiler ---

    çocukların içtenliğini, kalplerinin temizliğini ve en saf sevgilerini bize sunan bu film çocuk-ebeveyn ilişkisi açısından da örnek teşkil eden başarılı bir yapımdır.
  • bugün 10. japon filmleri festivali kapsamında akbank sanat'ta izleme şansına eriştiğim leziz film. beni derinden etkiledi. erkekleri kadınlar kadar etkiler mi bilemem, zira insan kendini filmin kadınlarının yerine koyup o acıyı birebir hissediyor enteresan bir şekilde...

    tüm film boyunca içim buruk, boğazım düğümlüydü. ve beynim deli gibi çalıştı, sürekli düşündüm. acaba ben ne yapardım falan şeklinde.

    bence gayet enternasyonel bir filmdi. sırf japonya'da yaşanmaz, her ülkede aynı şekilde yaşanabilir şekilde yansıtılmış. sosyolojiyle ve psikolojiyle ilgilenenlere çok uygun bir film. ailenin yapısını inceleyenlere falan birebir.

    hem hüzünlendiren, iç burkan; ama salya sümük ağlatmayan, hem de katıla katıla güldüren, düşündüren şahane bir film diyorum.
  • cannes etiketiyle sunulunca harika bir film izleyeceğinizi sanıyorsunuz. oysa ki bu film yerine aynı konulu ve böyle bir konuya daha insana özgü tepkilerin verildiği le fils de l'autre'yi elli kere izlemeyi tercih ederim şahsen.

    filmde çocuk oyuncuların doğallığını, mimiklerini ve elbette japonca dinliyor olmayı sevdim. bir de filmi izlerken biz türk izleyici kitlesi olarak japon izleyicilerin güldüklerinin tekine bile gülmedik. kültür dedikleri bu olsa gerek.

    (bkz: 10. istanbul japon filmleri festivali)
  • henüz izlemedim ama konusu ilgimi çekti.
    sadece fragmanını izlemiş biri olarak birkaç sene içerisinde özcan deniz tarafından yeniden çekileceğini iddia ediyorum.

    http://www.youtube.com/watch?v=d9zu0_rfidq
  • japon izleyicilerin güldüğü şeylere güldüğüm, iki saatlik süresinde eğlendiğim, dandik sinema anadolu salonunda izlememe rağmen hoşuma giden, ama ortalamayı aşamamış, neden ödüllendirildiğini anlayabildiğim filmdir. kültür farkı var tabi ki. japon kültürüyle bizimki arasında zerre benzerlik yok(?), ama bu durum filmdeki eğlenceli sekanslardan zevk alınmayacağı anlamına gelmiyor bence. hayır, kültür deniyor da hangimiz filmdeki baba gibi çocuklarıyla eğlenmiyor? iki ailenin benzerlerine ülkemizde rastlayabiliriz. bir tarafta disiplin disiplin disiplin diyen ve çocuğunu yarış atı gibi yetiştiren bir baba, diğer tarafta çocuklarıyla sürekli şakalaşan, disiplini takmayan başka bir baba... ikisine de ülkemizde rastlayabiliriz. eğlenceliydi film. oyunculuklar da şahane. özellikle iki çocuğun performanslarını beğendim.

    gelelim cannes'dan ödüllendirilmesine... başka bir jüri olsaydı şu filmin ödüllendirileceğini düşünmüyorum. ama başkan steven spielberg olunca ödül bu filme gitti. spielberg, hem savaş filmlerinde hem de bilim-kurgu filmlerinde "aile kurumu"nu olabilecek en klişe, en ağlak şekilde perdeye taşımış bir yönetmen. neredeyse bütün filmlerinde aile kurumuna özel bir önem verir, bu kurumu kutsar. haliyle iki ailenin birbirleriyle ilişkilerine odaklanan bu filmi ödüllendirmesi, yetmeyip haklarını satın alıp amerikan yeniden çevriminin hazırlıklarına başlaması şaşırtıcı değil. zaten asıl şaşırtıcı olan muhafazakar spielberg'in la vie d'adale'e altın palmiye'yi teslim etmesiydi. başka bir jüri olsaydı mesela bu filmden katbekat daha iyi, daha derin, daha etkileyici olan le passe filmini es geçmezdi, like father like son'ı ödüllendirmezdi bence.

    kötü bir film değil. ama bence fazlasıyla abartılmış ödül törenlerinde. gerçi cannes'da gösterildikten sonra eleştirmenler de filmi pek sevmemişlerdi. normal. zira yönetmen elindeki öyküyü pek derinleştirmiyor ve neredeyse 1 yıla uzanan bir dönemi anlatırken sıkça tekrarlara (benzer sahnelere) kayıyor. haliyle film bittiğinde eğlendirmiş olsa da öykü derinleştirilmediğinden, özellikle saiki aillesinin babasına da, annesine de diğerleri kadar iyi odaklanmadığından (gerçi yönetmenin öyle bir isteği ve amacı da yok sanırım), zaman zaman benzer sahnelere yer verdiğinden çok etkilenmeden salondan çıktım. halbuki yönetmenin elinde bir şans vardı ve daha iyi bir senaryo ve yönetmenlikle bu fikirden (çocukların karışması fikri) gerçekten leziz bir film çıkarabilirdi. mesela sınıf çatışmasına odaklanabilirdi veya çocukların farklı ailelerdeki yaşantılarına daha fazla odaklanabilirdi. fırsat kaçmış.