şükela:  tümü | bugün
  • önümüzdeki bir kaç sene içerisinde ülkemizde gerçekleşmesi muhtemel olay.
  • genç ömrümü tüketen* tartışmalara konu olan devrim. (karş: demokratik devrim) (karş: demokratik halk devrimi)
  • bugünün zihniyetiyle anlaşılması zordur. öncelikle sosyalist devrimciliğin nihai hedeflerinden biri yabancılaşmayı sona erdirmekle alakalıdır. bu da üretimi yapılan ürünle üretimi yapanın kapitalist düzende kopan bağının yeniden kurulmasını, işin bir zorunluluk olmaktan çıkarılıp yaşamsal faaliyet içerisindeki yerine yeniden oturtulmasını amaçlayan bir hedeftir. yani reel sosyalist deneyimlerde buna yönelik atılımlar göremesek de komünizme doğru atılan bir adım bugün anladığımız şekilleriyle "iş" ve ondan türeyen "maaş" gibi kavramları yok etmeye yönelik bir adımdır. yoksa sınıfsal arkaplandan, toplumsal iktidar ilişkilerinden bağımsız olarak ele alınan mühendisin, doktorun beşeri sermayesine yapılacak vurguyla firavun hükümdarlığına bile yol döşenebilir. nitekim piramitleri yapan işçiler de firavuna göre vasıfsızdı. devrimcinin hedefi meritokrasi değil kollektif özgürlük, kapitalist kalkınma değil birleşmiş üreticilerin "amaçlı" üretimidir.
  • sonucunda ortaya çıkan tablo bir bütün olarak dışarıdan bakıldığında güzel gözükebilir, fakat insanlar birer birer incelendiğinde bu güzel tablo yerine özgürlükleri bir bakıma ellerinden alınmış insanların mutsuzlukları da ortaya çıkabilir. diyeceksiniz ki tablo bütün olarak güzel ise küçük kıvrımlardan bize ne. fakat dünya ve içinde yaşayan insanlar da bir başkasının beğenisine sunulmak için düzenlenen bir tablo değil..
  • en basit tanımıyla holdingler kar zarar bilançolarına 'istatistik' olarak ölü insan sayısı eklemesin diye, halkın canını korumaktır. kapitalizmin zirveye çıktığı, en vahşi ve fütursuz şekilde tüm olanaklarıyla saldırdığı tarihsel süreçlerde, emekçi sınıf tarafından gerçekleştirilir.
  • sürekli ve kesintisiz bir devrim sürecini öngörmektedir. devrim, halkın devrimci girişimiyle mevcut devlet aygıtlarının parçalanarak, politik iktidarın ele geçirilmesi ve bu iktidar aracılığıyla daha ileri bir üretim düzeninin örgütlenmesidir.

    devrim, üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki zıtlığın çözüme ulaşmasıdır. bir başka deyişle, devrim temel çelişkinin çözülmesidir. proletaryanın yönetimi ele geçirebilmesi için, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin arasındaki çelişkinin antagonizm kazanması, son haddine ulaşması gerekmektedir. proletarya, daha doğrusu öncü müfrezesi bu zıtlığı çözümlemek için devrimci sınıfları kendi tarafına çekerek devrimi sürekli kılar.

    emperyalizm ve oligarşinin yıkılması, gerçek anlamıyla proletaryanın önderliğinde gerçekleşebilir. yönetimi ele geçiren demokratik halk iktidarının görevi, yukarıdan aşağıya sosyalist üretim ilişkilerini örgütlemektir.
  • inanılmaz bir naiflikle hayalleri kurulan boş umut.
    olası bir sosyalist devrim durumunda ne olacağını, romantik sosyalistler yerine ben anlatayım size:
    bu hayali kuran, planlarını yapan, halkla ortak sosyalist ütopya hayallerini paylaşan, bu konularda fikir mücadelesi veren beleş yaşayan üniversite öğrencileri mi, orta sınıfın konformist entelektüelleri mi marksizm tarafından "ezilenler" ve "emekçiler" olarak tanımlananlar?
    hayır.
    o çok lafı geçen proleterya kim biliyor musun?
    hani 1970'lerde şehirlerde ve kırsalda gerilla mücadelesi yürüten sosyalist militanları ihbar edenler var ya?
    hani girmeye korktuğun kenar mahallelerde yaşayıp günün 12 saati ter dökmesine rağmen insan gibi yaşayamayan insanlar?
    yıllarca bu devletin faşist politikaları yüzünden bokun içinde debelenen, diyarbakır'ın, muş'un, şırnak'ın kenar mahallelerinde yaşam mücadelesi veren yoksulluk içindeki koca bir millet?
    işte baş tacı ettiğiniz, onlar için mücadele ettiğinizi söylediğiniz "proletarya" bu; ve sosyalist bir devrim halinde, sizler leninist ideolojinin işaret ettiği üzere halkın sırtından geçinen ve halktan emdiği kanın karşılığında egemenlere iktidarda kalmaları adına yardımcı olan "zararlı burjuva öğeler" den başka bir şey olmayacaksınız onların gözünde. tabi ki fabrika işçilerinden, topraksız köylülerden, eğitimsiz ve fakir insanlardan ibaret kitleler yani devrimin asıl gücü doğudaki köle köylüleri, anadolunun muhafazakar sermayesiz halkını orta sınıfa dahil olmanın avantajlarıyla eğitim alabilmiş, burjuva iktidarının izin verdiği ölçüde kişisel lükslere ve yüksek bilince kavuşabilmiş kitlelere tercih edecek.
    sosyalist devrim tecrübesini yaşamış neredeyse tüm dünya ülkeleri gibi; sınıf mücadelesi ve ülke varlıklarının yeniden bölüşülmesi*başladığında herkes ırk, din gibi burjuva iktidarların pompaladığı yapay ayrımları unutacak ve tek bir hedefe yönelecekler; yani sizin de içinde olduğunuz sömürücü sınıfı yok etmeye.
    bu kadarla kalmayacak tabi ki; "varlıkların yeniden dağılımı" derken bu varlıkların içinde yaşayacak doğru düzgün bir evi olmayan yüzbinlerce insana rağmen, onların hakkını gasp ederek lüks evlerde yaşayan "sömürücülerin" varlıklarının, mesela lüks evlerinin yeniden dağılımı da söz konusu olacak;
    ırk ve din önemsiz hale gelecek diyorum ya; doğuda yaşayan ve birdenbire güce kavuşan ezilmiş ve cahil bırakılmış biri mesela "komiser azad" ve her kılıfa girebilen, kemalist cumhuriyet zamanında ideolojisine uymayan herkese sınırsız nefret besleyen, şu anda da ortamın şartlarına ayak uydurmuş olan "komiser mustafa" bir gün kapınızı çalıp arabanıza ve ihtiyacınızdan fazlasına sahip olduğunuzu düşündükleri tüm mal varlıklarınıza devrim yararına el koyduklarını söyleyecekler, ha bir de 130m2'lik evinizin elektriği suyu olmayan gecekondularda yaşayan insanlar varken bir kişi veya bir aile için fazla lüks olduğunu ve kamulaştırıldığını, imkansızlıklardan dolayı bir veya daha fazla ihtiyaç sahibiyle birlikte sadece 1 oda, 1 yatak ve kişisel eşyalarınızı muhafaza ederek beraber yaşamanız gerektiğini bir de.
    bir süre geçtikten sonra; tabi ülke sıkı sıkıya bağlı olduğu uluslararası siyasi, askeri ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirmediği için işgale uğramazsa, herkesle birlikte çok acı bir gerçeği fark edeceksiniz: o yeniden dağıtmayı düşlediğiniz varlıklar olayların gelişmesiyle ülkeyi terk eden yabancı şirketler, sermaye sahipleri ve bankaların yurt dışındaki dolar bazlı hesaplarında ve ulaşamayacağınız kadar güvende.
    bu sıradışı durumun sonucu ise; sermayenin bu kadar yoğun kaçışından ve oluşan güvensizlik ortamından dolayı, daha kamulaştırma çabaları başlamadan ülkede kalan şirketlerin borsayı da beraberlerinde dibe götürerek çökmesi, türk lirasının pul değerine inmesi ve bu yolla bir gerçeğin daha açığa çıkması:
    türkiye; 70 milyonu doyuracak kadar üretemediği için dolarla yiyecek ithal eden bir ülke.
    tabi ki açlık durumunda sokağa dökülen insanların istedikleri tek şey şartların devrim öncesi duruma dönmesi; yani karın tokluğuna emeklerini satmaya bile razı olmaları, devlet aygıtının ise kısa sürede devrimci parti elitinin etrafındaki işbirlikçileriyle beraber yeni bir burjuva sınıfı oluşturup iktidarlarını tehdit eden halkı dışlayarak tutuklamalar, infazlar, tedhiş ve katliam hareketlerinden ibaret bir kızıl terör ortamı yaratması olacak.
    sonunda bir gün, sen sokağa çıkmış sadece karnın aç, işsiz ve güvenlikten yoksun olduğun için iktidarı protesto ederken; komiser azad "devrime yeterince bağlı olmamak" suçlamasıyla silahı ensene dayayıp tetiği çekecek ve devrim hayali senin için sona erecek.

    1917'ye hoş geldiniz.
  • türkiye adına konuşursak, kavram kargaşası sayesinde mümkün gözükmeyen olay.

    kendi içinde yıllardan beri çeşitli sebeplerden dolayı bölünmüşlük yaşayan sosyalistlerin, son 10 yıldır bu karmaşanın herhangi bir tarafında olmamaları da ayrıca acıklı. keza kavram kargaşasını yapanların isimleri de, cisimleri de, varlık sebepleri de belli.

    bir tarafta tek partili dönemden sonra iktidar yüzü görememiş ve batılılaşma adı altında yörüngesini çoktan kaybetmiş azılı kemalistler. diğer tarafta ülke insanının en yumuşak karnı olan inanç duygusallığını, allaya pullaya satmaya çalışan din bezirganları. ikisinin de zaman zaman yaklaşım gösterdiği ve varlıklarından nemalanmak adına birbirlerine şirinleri oynadıkları türk ve kürt etnik milliyetçilerini de unutmamak lazım tabii.

    sanırım yeniden yapılanma için artık çok geç. zamanla ve ilmik ilmik örerek, kutuplarını seven ve düşmanının varlığıyla ayakta kalmaya alıştırılmış içi boş ve boktan nice nesiller yetiştirdi bu karmaşanın baş aktörleri. alan memnun satan memnun aslında. birbirlerini yiyorlar gibi gözükmelerinin en temel sebebi, ayrışma ve kavga kültürünü çok iyi özümsemiş olmaları. kemalistler, dinciler, cemaatçiler, ulusalcılar, türk ve kürt faşistleri derken ortalıkta kimliğini salt sosyalist olarak açıklayacak insan bırakmadı adamlar. kavramları böldükçe böldüler. karmaşanın tam ortasında yağmaladılar, bütün insani değerleri.

    işin trajedik kısmı; özgürlük gibi insan hakları gibi nice sosyalist şiarı utanmadan kullandılar. sırf kendi yaşam tarzları, sırf kendi yandaşları, sırf kendi menfaatleri uğruna. iki cümle kuramayan hödükler özgürlükçü oldu. cehaleti paçasından akan odunlar insan hakları savuncusu oldu. sosyalistlere ait olan tüm değerleri yargıladıkları zamanları bir çırpıda unutup, yine o sosyalistlere ait olan tüm değerleri yağmalamaya başladılar. sömürdükçe sömürdüler, kullandıkça kullandılar.

    yine işin trajedik değilse bile trajikomik kısmı; bu değerleri gözlerimizin içine baka baka ve utanmadan kullanırlarken, aslında insan olmak adına, insan kalmak adına ve insanca yaşamak adına şu topraklarda sadece sosyalistlerin kafa yorduğunu da kanıtlamış oldular.

    belki türkiye siyasi tarihinde hiçbir zaman sosyalist bir devrim olmayacak. lakin sosyalistler en azından söylem devrimini gerçekleştirmiştir bu ülkede. aptal yığınlarınızı elde tutmak adına kavram kargaşasının amına koydunuz belki ama, biz yaptığınız kahpeliğin çok iyi farkındayız. zaten hep hırsızdınız ve her daim hırsız kalacaksınız. amk sahtekarları.