şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • ekmek ve özgürlük,eğer insanlar bu iki ihtiyaçtan birini seçmek durumunda kalırsa neyi seçerler...maddi temeli olmayan özgürlük sadece laftır...seyahat özgürlüğünüz var parasızlıktan seyahat edemiyorsunuz,yorum yapma özgürlüğünüz var ,yayacak medya bulamıyorsunuz...kullanamadığınız özgürlük sizin değildir.o halde bir sentez bulmak zorundasınız bu sentez sosyalizmdir.sosyalist ekonomide rant yoktur.rantı yokedemeyen toplumlar sosyalizmi hak edemezler
  • nazım hikmet'in* anlatımıyla:
    ...
    sosyalizm,
    yani şu demek ki, dayı kızı,
    sosyalizm,
    senin anlayacağın yani,
    el kapısının yokluğu değil de
    imkansızlığı.
    ekmeğimizde tuz,
    kitabımızda söz,
    ocağımızda ateş oluşu hürriyetin,
    yahut, başkası yel de,
    sen yaprakmışsın gibi titrememek,
    bunun tersi yahut...
    sosyalizm,
    devirmek dağları elbirliğiyle,
    ama elimizin öz biçimi,
    öz sıcaklığını yitirmeden.
    yahut, mesela,
    sevgilimizin bizden ne şan, ne para,
    vefadan başka bişey beklemeyişi...
    sosyalizm,
    yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın,
    yahut, mesela,
    -bu seni ilgilendirmez henüz-
    esefsiz,
    güvenle,
    emniyetle,
    gölgeli bir bahçeye girer gibi
    girebilmek usulcacık ihtiyarlığa,
    ve hepsinden önemlisi,
    çocukların ama bütün çocukların,
    kırmızı elmalar gibi gülüşü...
    ...
  • bayramda kapımıza gelen çocuklara verdiğimiz çikolata ve şekerlerin kalitesi ile eve gelen misafirlerimize verdiğimiz çikolata ve şekerlerin eşit kalitede olması demektir.
  • günde 18 saat yeraltında çalışan bolivyalı maden işçisine sormuşlar "sosyalizm nedir" diye.
    "güneşi hergün görebilmektir"demiş...
  • sosyalizm aslinda ozunde insan zihninin ozgurlesmesidir. insanoglunun yasamak icin temel sartlari olan egitim, saglik ve barinmayi mutlaka saglamayi devletin esas gorevi sayarak, bu tur dertlerden bireyleri kurtarmak isin bir tarafidir. onun otesinde kapitalizmde kisinin ihtiyaci olmayan seyleri ihtiyacmis sanmasi, bunu hayat gailesinin en tepesine koymasindansa, insani potansiyelini gosterecegi zihinsel ozgurluge kavusturabilecek bir dunya ongorur. esas ozgur insan temel ihtiyaclari icin kaygilanmayip enerjisini zevklerine kanalize edebilen insandir.

    ayrica insana donuk bir sosyalist anlayisin muhtelif avantajlari vardir. kapitalizmin ozune bakmak icin en ideal ornek olan abd'yi ele alalim. abd sosyal kurumlarinin parcali yapisi, polisin yerellesmesi, merkezi devletin sosyal kaygilarinin az olmasiyla kapitalizmin merkezi olarak dusunulmektedir. iste bu abd'de katrina kasirgasi oldugunda, devlet new orleans sakinlerine "burasi tehlikeli isteyen gitsin" demistir. ama toplu tasimacilik olmadigindan, arabasi olan gitmistir. komsu sehirler "simdi bir suru evsiz, fakir dolusacak" korkusuyla, koprulerden yaya kacmayi yasaklamistir. mala verilen onem yuzunden grup halinde sehirde gezilmesini de polis engellemistir (yagma falan oluyor diye). sonuc daha iki gun onceden sehrin yikilma riski oldugu bilinmesine ragmen cogu fakir siyah olan 2000 kisinin olmesidir. iste dunyanin en gelismis ulkesi olmakla ovunen abd'de mulkiyeti tum degerlerin uzerinde goren, sosyal yatirim yapmayan bir devlet anlayisinin sonucu oradaki vatandaslarini iki gun icinde oradan cikaramayan aciz bir devlet gorunturu vermistir.

    ote yandan cok daha fakir durumdaki kuba'yi sosyalizme ornek verebiliriz. kuba uzun yillar diktatorce de olsa nispeten sosyalist degerlerle yonetilmektedir. bircok insan icin fidel castro rezil bir diktatordur, dunyanin en kotu liderlerden biridir. bu elestirilerde yer yer haklilik paylari da olabilir. ama kuba'yi hemen dogu komsusu olan haiti'yle kiyasladigimizda cok daha iyi durumda oldugu gorulur. kuba'da fidel doneminde etnik kavga hic olmamistir. ama abd'nin hegemonyasi altindaki haiti'de abd'nin tarim sirketlerinin tum topraklari kendilerine almasi sonucu kitlik, uzun suren ic savas, demokrasiyle secilmis tek baskana yapilan amerikanci darbe olmustur.

    yine kuba bircok sene katrina kasirgasi benzeri kasirgalarca vurulmakta olmasina ragmen olu sayisi 3-5'i gecmez, cunku herkesin yerlesebilecegi siginaklar yapilmistir. ayrica kuba dunya saglik orgutu standartlari'ni tutturabilen tek ulkedir, haiti ise yuzde 80'i aclik sinirinin altinda yasayan bir ulkedir.

    amacim kuba'yi yere goge sigdiramamak falan degil. ama yanindaki devasa ulkenin (abd) butun baskisi, ambargosu ve nifak tohumuna ragmen kuba abd etkisindeki haiti'den cok cok daha iyi durumda. bu da dikkat cekici bir durum.

    dunya kapitalizmin ve sirketlerin eline birakilmayacak kadar degerli. son yuzyilda dunyadaki dogal kaynaklar gelisen ekonomiyle cilginca somuruldu. cunku hersey serbest piyasaya yani monopollesmis dev sirketlere birakilmis. sirketler dunyanin gelecegini dusunmezler. en iyi ihtimall onlerindeki 5-10 seneyi dusunurler. 1980'lerden sonra buna bir de sadece onundeki birkac ayi dusunen global finans sektoru eklendi. ucuruma dogru giden bir tuketim ekonomisi olusturuldu.

    sirketlerin ve serbest piyasanin vahsi kurallarina birakilmis bir dunya cikmaz sokaga goturulmekte. ama bu durum kapitalist liderlerin dunyasinda cok ciddi yer isgal etmez. oysa ki fidel castro'nun konusmalarini dinlerseniz dunyanin gelecegi konusunda kaygilarini duyabilirsiniz. ayni sozleri, bush'un, tayyip erdogan'in agzindan duymaniz imkansiz.

    sonucta gunumuzde baska alternatifi yokmus gibi gorunse de kapitalizm yarattigi tekellesme, mafyalasma, etnik catisma, doga katliami, insana insan oldugu icin degil tukettigi kadar deger vermesiyle icinden cikilmaz ve gelecegi olmayan bir sistem. ve dunyayi sonu hic de iyi olmayan bir yola goturuyor. kisa vadede "her sey bitmis, kapitalizmin alternatif yok" gibi gorunse de uzun vadede bunun boyle olmayacagini gormek zor degil. toplumsal donusumlerin cok hizli oldugunu da dusununce ben kapitalizmin son durak olmadigini dusunuyorum. klasik marksist tarifiyle olmasa da daha cevreci ve insan ve canlilara, dogaya donuk bir sosyalizm anlayisin dunyada tekrar toplumsal dayanak bulmasinin kacinilmaz oldugunu dusunuyorum.
  • sosyalist üretim sistemini kavrayabilmek için, söz konusu yapıyla kapitalist üretim sistemini karşılaştırmak, bunun için de öncelikle bu iki sistemin özelliklerini ve farklılıklarını açıklamak gerekir. karl marx'ın ayrıntılı bir şekilde çözümlediği artı değerden oluşan kapitalist birikim ile kolektif artı ürüne dayalı sosyalist birikimin karşılaştırılması sosyalist üretimin yasalarını ve tutarlılık unsurlarını açıklamada kolaylık yaratacağından, işe kapitalizmdeki artı değer kavramını açıklayarak başlayalım.

    sözü edilen kavramları sistem olarak değerlendirdiğimiz için burada kavramı tek işçinin, kendisinin ve ailesinin hayatını idame için gerekli olandan daha fazla ürettiği ve bu fazlanın kapitalist tarafından ele geçirilişinden çok, bir ekonomide söz konusu olan bütün işçilerin yaratmakta oldukları değer fazlası üzerinde durarak toplam değerleri dikkate alan bir değerlendirme üzerinden gidelim.

    söz gelimi bir malı normal üretim koşulları altında o sırada geçerli olan ortalama hüner derecesi ve faaliyet yoğunluğu ile elde etmek için toplumsal açıdan gerekli emek zaman miktarı o malın değerini teşkil eder. bu değer iktisadi çevrimlerin başı, sonu ve genelinde ortalama olarak fiyatla örtüşür. emekçiler yalnız kendi geçimlerini gerçekleştirmeye yetecek malı üretmek için sosyal bakımdan gerekli olan emek zaman süresi çalışmazlar. zira kapitalist üretim sistemi buna elverişli değildir. çünkü emekçi çalışacağı zamanın süresini tespit etmek imkanından yoksundur. emekçi bir günlük emeğini kapital sahibine kiraladığı zaman, çalışma gününün süresini söz konusu olan sermayedar tespit etmektedir. kapital sahibi çalışma süresini emekçinin yaşantısını devam ettirmesi için gerekli olan malları üretecek sürenin üstünde tespit ettiğinden dolayı kapitalistin işçiye ödeyeceği ücret, tespit edilmiş bulunan süre içinde işçinin ürettiği malların toplam değerinden az olacaktır. çünkü üretilen toplam değer, çalışılan saatlerin miktarına bağlıdır.

    teorik olarak kapitalist üretim sisteminde işverenin, işçinin emek gücüne işçiyi ve ailesini geçindirmeye ancak yetecek bir ücret verdiği varsayılır. bu ücret işçiyi ve ailesini 24 saat geçindirmek için yarım gün çalışmaya tekabül etmekte ise, kapital sahibi, işçiye çalıştığı toplam saatlerin ücretini ödememekte, diyelim ki yarım gün ödemekte, fakat onu tam bir gün çalıştırarak , ödemediği yarım günde işçinin ürettiği , yarattığı değeri alıkoymaktadır. işte işçinin yarattığı fakat ona ödenmemiş , ödenmemekte olan bu değere artı değer denmektedir. yani bir çalışma gününde işçiler tarafından üretilen malların toplamından işçilerin ve ailelerinin bir günlük geçimi için gerekli malların değerini çıkardığımızda söz konusu olan değere artı değer denir. bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sermaye birkiminin ön koşulunun aslında artı değer olduğudur.

    kapitalist üretim sisteminde bir ekonominin ihtiyaç duyduğu yatırımlar dolaylı ya da dolaysız olarak kapital sahiplerinin elinde bulunan artı değerden karşılanmaktadır. bununla birlikte kapitalist üretim sisteminde devlet burjuvazinin özel mülkiyet haklarını korumak üzere proleterler ve yarı proleterler üzerinde tahakküm oluşturmaya yarayan bir araç olmanın yanında burjuva mantığına uygun olarak vergi karşılığında halka eğitim ve sağlık gibi sayılamayan hizmetleri de getiren bir kurumdur. kapitalist üretim sisteminde devlet, sayılabilen hizmetleri kamu iktisadi teşebbüsleri aracılığıyla gerçekleştirdiğinde ise tıpkı özel işletmeler gibi getirdiği hizmeti faturalandırır. yani emekçi kapitalist üretim sisteminde hem emeğinin tam karşılığı olmayan bir ücret alır hem de aldığı bu ücret üzerinden hayati ihtiyaçlarını karşılayıp bir yandan da eğitim sağlık gibi devletin kendisine getirdiği kamu hizmetleri için vergi öder.

    sosyalist üretim ilişkilerinde ise yukarıda sözünü ettiğimiz kapital sahiplerinin üretim araçları üzerindeki mülkiyeti ortadan kaldırılarak kamu mülkiyetine geçmiştir, böylece kapitalist üretim ilişkilerinde ekonominin geneli açısından söz konusu olan artı değer bütünü artık söz konusu olmaz ve sosyalist üretim ilişkilerinde artık kamu mülkiyetine geçmiş olan işletmelerin üretip, plan motifiyle belirlenen bir fiyat üzerinden arzını gerçekleştirdiği malların perakende satışları üzerinden yapılan muamele kesintisi ile elde edilen sosyalizmdeki iktisadi birikim, kapitalizmdeki iktisadi birikimi oluşturan artı değerin teşkil ettiği gibi parça parça kapital sahiplerinin elinde değil, bütün üretim araçlarını tek bir çatı altında toplayan kamu iktidarının elinde toplanır. sosyalist üretim aşamasının söz konusu olduğu bir ortamda yine herkesin emeğinin karşılık geldiği değerin bir bölümü harcanan emek gücü oranında ücretlendirilir, fakat bu sefer kapitalist üretim sisteminden farklı olarak kamu iktidarı bütün olarak elinde topladığı sosyalist akümülasyonu yeni sınai yatırımlara ve kamusal hizmetlere (eğitim , sağlık, barınma) harcar, yine kapitalist üretim sisteminden farklı olarak bu kamusal hizmetler (sovyetler birliği'nde ve comecon üyesi sosyalist ülkelerde olduğu gibi) vergilendirme ya da faturalandırma olmaksızın her vatandaşa ücretsiz olarak ulaştırılır (söz gelimi eğitim, sağlık, barınma-konut, ısınma, elektrik, su gibi hizmetler sovyet tipi iktisat sistemlerinde büyük ölçüde ücretsiz olarak devlet tarafından karşılanırdı). işte bu şekilde birikimin bir bölümü direkt olarak harcanan emekle orantılı olarak, diğer bölümü de yukarıda sözünü ettiğimiz ücretsiz, vergisiz, faturasız hizmetler yoluyla dolaylı olarak vatandaşlara ödenmiş olur, bu şekilde, aynı zamanda sınıf tanımlamasının iktisadi yönü yani "bir toplumda, meydana gelen iktisadi faaliyetten aynı menfaati edinen büyük insan grubu" şeklindeki ifade göz önünde bulundurulduğunda sosyalist üretim aşamasında herkes iktisadi faaliyetten aynı menfaati edinmiş olacağından iktisadi anlamda uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin olmadığı, tüm toplumun ortak iktisadi kazanımlarının söz konusu olduğu bir sosyal yapı söz konusu olur.

    gelgelelim, sürekli dillendirilen bir olay günümüzde insanların kafasını bulandırmakta ve sosyalizme şüphe ile yaklaşmalarına sebep olmaktadır. söz konusu olan olay kapitalist restorasyon diye adlandırılan sovyetler birliği'nde sosyalizmin çözülmesi sürecidir. sovyetler birliği'nin iktisadi olaylar tarihi incelendiğinde burjuva iktisatçılarınca iddia edilenden farklı bir sonuca ulaşmak çok normaldir. söz gelimi, uzaya ilk defa insan gönderen, sınai maksatlı ilk nükleer santrali kuran, nobel ödüllü onlarca fizikçi, kimyager, iktisatçı, biyolog yetiştirmiş, ağır sanayi alanında dünya birincisi olmuş (örn. 1979-1980 arasında gerçekleştirdiği 150 milyon ton çelik üretimi ile sscb bu alanda açık ara lider konumundaydı), eğitim ve sağlık hizmetlerinde tartışmasız üstünlükler edinmiş bir ülkenin, daha 1980 yılında en temel ekonomik gösterge olan gsmh açısından bakıldığında 1 205 750 000 000 dolarlık gayri safi milli hasılasıyla dünyada ikinci ve kişi başına milli gelir olarak (ayrıca sosyalist bir ekonomi söz konusu olduğundan gelir dağılımında eşitsizliğin söz konusu olamayacağı gerçeği düşünüldüğünde) 4550 dolar ile dönemin referanslarına göre yüksek gelirli ülkelerin alt diliminde yer aldığı (kaynak memo larousse ansiklopedisi 2'inci cilt sayfa 595, ansiklopedinin yararlandığı kaynak, "documentation française") ve yine 1980 yılı rakamlarına göre yılda yaklaşık yüzde 4 büyüme gerçekleştirdiği somut bir gerçeklik olan sovyetler birliği'nin 1991 yılında birden çöktüğünü, bunun sosyalist iktisat sisteminin çöküşü olduğunu söylemek biraz kandırıkçılık olmaktadır.

    ayrıca sscb'yi batılıların öçütleri ile incelemeyi bir kenara bırakıp gerçek kalkınma göstergelerine yoğunlaşıldığında sscb'nin ekonomik üstünlüğüyle yüzleşilebilir. şöyle ki abd'nin 124 milyon çelik ürettiği dönemde sscb'de 150 milyon ton çelik üretilmiştir ve sscb bu alanda birinciliği hep sürdürmüştür. (kaynak: meydan larousse ansiklopedisi, ek cilt 21, s. 39 ve ek cilt 23 s. 783)

    sağlık hizmetlerine bakıldığında, abd'de 100 bin kişiye 972 hastane yatağı ve 282 doktorun düştüğü dönemde, sovyetler birliği'nde 100 bin kişiye 1210 hastane yatağı ve 347 doktor düşmekteydi ve sscb demografik veriler bağlamında dünya'daki en iyi sağlık sistemine sahipti. (kaynak: memo larousse ansiklopedisi, 4. cilt, s. 993)

    peki ya eğitim? kapitalizmin baş ülkesi abd'de öğretmen başına 21 öğrencinin düştüğü dönemde, sovyetler birliği'nde öğretmen başına 15 öğrenci düşmekteydi. (kaynak: memo larousse ansiklopedisi, 2 cilt, s. 639)

    peki nasıl oldu da böylesine güçlü bir ülke bir anda yok oldu? gerçek, gorbaçov yönetimince alınan kararlar ve sonrasında uygulanan politikalar incelendiğinde kolayca anlaşılır. sosyalist bir ekonomide fiyat mekanizması kapitalist sistemdeki arz talep kanununa göre kendiliğinden oluşmaz, fiyat mekanizmasının yerini plan motifi alır. planlamacılar da tıpkı kapitalist sistemde çalışan bir para politikası uzmanı gibi bir takım kurallarla karşı karşıyadırlar. bu kurallardan bir tanesi de sosyalist sistemde fiyatların c+v+r(c+v) kuralı çerçevesindeki maliyet esasına göre belirlenmesi esasıdır. bu esas sosyalist planlamada fiyat tespitinin en temel tutarlılık unsurlarından biridir. bu kural 1985'ten sonra genel olarak çiğnenmiştir. gorbaçov'un nisan 1985'den itibaren aldırdığı çeşitli kararlardan sonra sscb'de belli ölçüde piyasa koşulları karma ekonomi anlayışıyla uygulamaya konmuş, bazı alanlarda özel girişim imkanları yaratılmaya çalışılmıştır. bununla birlikte bazı kısa dönemli dalgalanmaların engellenmesi için bir takım yanlış önlemler alınmıştır. bunlardan biri de ürünlerin fiyatlarının zaman zaman maliyetlerinin altında belirlenmesidir. elbette sosyalist planlamada yeri geldiğinde fiyatlama maliyetin altında yapılabilir, ancak bu durumda daha üretken olan ve tampon sektör adı verilen sektörlerde, sübvansiyonla orantılı üretim artışı yapılması gerekir. ekmeğin fiyatı olması gerekenin altında belirlenebilir ama bunun da belli koşulları vardır ve gerçekçiliğini yitirmemiş olması gerekir. örneğin 1987 yılında sscb'de 1 birimlik ekmeğin fiyatı 1 birim buğdaydan daha ucuz idi. bu durum çiftçilerin ineklerine buğday ya da arpa yerine ekmek yedirmesi gibi sonuçlar doğuruyordu. gorbaçov döneminde bunun gibi daha bir çok tutarlılık unsuru hiçe sayılmıştır ve bu da kapitalist restorasyon sürecini hızlandırmıştır.

    (bkz: sosyalist planlama)
    (bkz: uzay çağı)
  • (bkz: #98785963)
    insan tarih bilgisindan yoksun olunca rus carlıgını gelip lenin devirdi zanneder.

    1) çarlık rusyasını yıkan şey şubat devrimidir. bu devrimde sadece sosyalizm/komunizm yanlıları yoktur ayrıca liberal parlamenter kapitalist sistem kurmak isteyenlerde vardır.
    yani rus çarlıgını yıkanlar bolşevikler değil tüm halk artık savaştan ve çardan bıkmışlardı. yani sosyalizm rus çarlığını yıkmak için yahudiler ortaya çıkardı demek saçmalığın dik alası. bolşeviklerin devrimi zaten çarlık rusya yıkıldıktan sonra yapılan ekim devrimidir.

    2)marx hiç bir zaman rusyada devrim olacak dememiştir hatta yanılmıştır. marx devrimi ingiltere gibi sanayi ülkelerinde beklemiştir.

    3)sosyalizm fikri marxtan, troçkiden, leninden çok daha önce robert oven, charles fourier, william morris gibi öncülerle ortaya çıkmıştı.
    ------

    artık bu başlığı komünizm ile ilgili entrylerle kirletmeyin, tarih ögrenin, sonra birşeyler karalayın yoksa ortaya cehaletiniz çıkıyor.
  • okumak ogrenmek niye onemli? milletin 100 sene onceki tartismalarini tekrar en bastan yasayip vakit ve ruh sagligi kaybetmemek icin. "acilin ben marx'im" havasina sizi fazla maruz birakmamak icin iki tarafa da kisa kisa giydireyim:

    -herseyden once hangi sosyalizmin elestirisinin yapildigini her ornekte belirtmek lazim. mesela "islamda zorlama yoktur ama uygulayanlar yanlis yorumluyorlar" bahanesiyle "sscb sosyalist degil komunistti" (ki bu savunma da kavram karmasasindan muzdarip) arasinda daglar kadar fark var. sscb merkezi ve mikro planlamaya dayanan bir ekonomik modelle, asiri merkeziyetci bir burokrasiyle, tek adam kultu ile, rus hegemonyasiyla ve bireysel hak eksiklikleriyle tanimlaniyor. teoriyi gecelim, dunya tarihinde dahi bundan epey farkli bircok sosyalist duzen ortaya cikti. yine "sosyalizmde üretim ve üretim araçları devlet kontrolündedir" gibi saptamalar genelleyici degildir. komunal de olabilirler ve bireylere kiralanabilirler. ve yine piyasa ekonomisi varyantlarini iceren decentralized sosyalist sistemlerin ahlaksiz olduklari (ornegin tembel adamin calisanlardan gecinmesi veya rusvetin bolca olmasi) soylenemez.

    -devletin herseyden elini etegini cekip, sadece asker polis ve mahkemelerle varoldugu ve bireyler arasi gonullu iliskilerin duzenini temin ettigi sistem minarsizmdir. hatta anarko-kapitalist de olunabilir ve polis/asker dahi ozellestirilip rekabete acilabilir. bunun kritigini yapmayacagim uzun uzun, dunyada boyle bir ornek bildigim kadariyla yok. kapitalist devletlerin dahi turizm politikalari da vardir, cevre politikalari da ve arazileri mallari da. dolayisiyla cetecilik, adam kayirmacilik, rusvet gibi seylerin kapitalizm de olmadigi bu haliyle bir hayaldir, dunyanin en kapitalist ulkesinin baskentinde 40 bin lisansli lobici var. kaldi ki ozel sirketler aralarindaki anlasmalarla her turlu piyasayi manipule edip devletciligin muzdarip oldugu hastaliklari yasayabilirler, enron vardi hani (bkz: the smartest guys in the room)

    -"kapitalizm bireyi merkeze alan tek sistemdir". ayip. (bkz: anarsizm)

    -sosyalizm insan sevgisi, toplum yarari, cicek bocek icin var da kapitalizm salt kotuluk icin, bencillik icin var degil. dunyadaki sorunlari good-evil ekseninde gormeyin. bilakis kapitalizm, ekonomik sosyalizmi, genel toplum refahini dusurmekle elestirir. herkesin 1 birim refahla yasadigi adil bir duzene kiyasla, bazilarinin 10 birim bazilarinin da 2 birim refahla yasadigi bir duzenin daha az esit ama daha insanca oldugunu savunur. zira verimlilikle gelen toplam uretim artisi, kismen refah artisina donusur, bu da orta vadede kismen genel topluma yayilir. tabii buradaki kismenler, trickle down effectin ne kadar tahammul edilebilir olduguna ve artan uretimin ortalama insanin onemli ihtiyaclarini ne kadar verimlice karsiladigina bagli. yoksa gelirimin yuzde 80ini barinak icin harciyorsam (kira), serbest piyasa ekonomisinin bir nimeti olarak cinden gelen ipod'u 1 liraya alabilmem refahimi arttirmiyor.

    -su bir gercektir ki merkeziyetci ekonomik planlama 7 milyar insanin yasadigi karmasik bir dunyada iktisadi felakati getirmenin en kesin yoludur ve robber baron kapitalizminden de daha zararli olacaktir.

    -ayriyeten ekonomi isin bir bolumu, kapitalizmin daha insanca oldugu yonundeki bir diger savunuda elbetteki kisisel ozgurlukler. cunku ekonomik girisim ve kapital edinme hakki bana dogal olarak diger ozgurlukleri de getirecektir der. kimse parasi olana hot zot edemez. e herkes para biriktirebilecekse arti uretimle, herkes de hot zot'ten kurtulma sansina sahip oluyor. tabii burada kapitalistlerin atladigi, artik hot zotun devlet otoritesi tarafindan degil, bilakis daha fazla para biriktirmis olanlar tarafindan ve pareto-optimal ve perfect competitive falan olmayan piyasa tarafindan yapildigi. yani ornegin new york boston arasinda 50 tane chinatown bus sirketi calistigi icin 15-20 dolar gibi komik rakamlara dustu fiyatlar, greyhound monopolisi zamanindaki 50-60 dolardan. seyahat hakkim var ve hot zot yok. ote yandan enerji endustrisi oyle degil, her sirketin muazzam pazar kuvveti var (yani tum piyasa fiyatlarini etkileyecek gucu), kartel olusturuyorlar, vergi indirimi icin milyonlar harcayip lobi yapiyorlar, boyle demokrasi mi olur lan esseogluessek. ve ben sonuca mahkum olarak, bezinin galonuna 2 dolar yerine 4 dolar odemek zorundayim. bu otobus sirketlerini de etkiliyor, fiyatlar yine artiyor, piyasa benim sehayat ozgurlugume hot zot demis oluyor.

    -ayni zamanda bu kisisel hak argumani ancak merkeziyetci varyantlara yonelik, yoksa ana dogmasi bireysel ozgurluk olan anarsizme karsi gecerli degil. hatta bu tip libertaryen olusumlar, kapitalist sistemleri elestirirken -ki bunlarin da iyice serbest olanlari kendilerine libertarian diyorlar, cilginca bir kavram karmasasi ortaya cikiyor- ozgurlugun ekonomik gucle gelen bir yan etki olmamasi gerektigini, bilakis ekonomik sistemin bu ozgurluk cevresinde insa edilmesi gerektigini soylerler. yine amerikadan ornek verirsek, baskan adayi olabilmek icin dahi yurutulecek kampanyalarin milyon dolarlara malolmasi gercekte insanlarin secilme hakki falan olmadigina denktir. birbirinin aynisi iki partinin secime gidebilmesi, mesela fakir green partynin tv'de reklam spotu alamadigindan hippi imajindan kendini kurtaramamasi ve yuzde 1'lere mahkum olmasi da secme hakkinin olmadigina denktir. oysa workers councillerle yerel yonetimlere etki etmek, nufusun cok daha buyuk bir kesimi icin mumkun.

    -dunyadaki mixed-economy ornekleri (hayati endustrilerin kamulastirilip digerlerinin rekabete acik olmasi gibi) sosyalizmden ziyade kapitalizme yakindir (kuba gibi istisnalar var tabii). bunlarin iyi-kotu yanlarini kapitalizm hanesine yazmak daha uygundur.

    -"kapitalizm tuketime, sosyalizm ihtiyaca yoneliktir" gibi kulaga hos gelen ama gercekte anlamini yitirmis beylik sloganlari birakalim. moskovadaki bir hiyarin ne kadar sandalye uretilecegini hesaplamasi elbette cozum degil, ve decentralized bir sosyalist sistemin de tuketimi onemli oranda dusurmeyecegi kanisindayim cunku neyin ihtiyac neyin luks tuketim oldugu hele bu yuzyilda artik hic belli degil. 10 sene oncesine gore luks olan elektronik aletler bugun benim isimi gucumu eglencemi gerceklestirmem icin mutlak gerekli. isin ironik yani, bunlari luks olmaktan cikarip fiyatini dusuren de inanilmaz kapital biriktirmis olan sirketlerin economies of scaleden yararlanmasidir. hadi elektronigi filan gecelim, en temel ihtiyac olan barinagi ele alalim. barinak ihtiyac ama bogaz'da barinak mi, pendikte barinak mi? fiberoptik baglanti altyapisi olan barinak mi, mutfakta aspiratoru olmayan barinak mi, dami akitan barinak mi?

    peki dagciliktan filan ornek verilmis, kimse dagciliktan para kazanimiyormus mesela kapitalist sistemde. iyi de dagcilik hangi toplumsal ihtiyaci karsiliyor yahu? bana ne delinin teki daga tasa tirmanacaksa. sanat var. eh, michelangola gelip koyumun kahvesini sistine chapele cevirecekse gunde 1 saat daha fazla calismaya razi olurum herkesle beraber ama hiyarin teki postmodern resim diye bokunu tuvale surecekse toplum acisindan tamamen verimsiz olan bu herifi ben niye besleyeyim, niye muslugunu tamir edeyim, niye tuvalini ureteyim. kim karar verecek buna, sanat surasi mi? isin bu kismi o kadar ironik ki, bilakis senin dagcilik yapmani, bokunla postmoderncilik oynamani saglayan sey, ya piyasanin buna bictigi degerdir ya da zamaninda "haksiz" bicimde arti-uretimden/hizmetten biriktirdigin kapitali gonlunce yemendir.

    -milton friedmanin adini bilmeme neden olan basit fikir sudur ki birseyin degerini (ve luks olup olmamasini) en iyi piyasa belirler cunku hicbir kurum kurulus, kosullar hakkinda piyasanin kollektif bilgisinden fazla bilgiye sahip olamaz, olsa da degisimlere onun kadar hizli cevap veremez. ote yandan bu teorinin yamuklugu da asikar. cunku piyasa birbirinin aynisi agentlardan olusmuyor, kartellesme ekonomik gucun konsolidasyonunu sagliyor, bu sayede medyanin gucu satin alinabiliyor ve pazarlamanin cilgin teknikleriyle piyasanin kollektif bilgi havuzu manipule edilebiliyor. benim buradaki tiksintim ekonomik kaynakli degil. hatta cevrecilikle de alakasi yok. yani bu alisveris cilginligi durmazsa amazon ormanlari bitecek konusu. zira bircok atesli solcunun atladigi sey (sosyalist ekonomilerde de "asiri" tuketim olacaginin ve asirinin taniminin yapilmasinin zorlugunun disinda), kapitalizmin ic dinamiklerinin zaten kismen kendini duzeltebilecegi. petrol azalirsa benzinin fiyati artiyor, orman azalirsa mobilyanin fiyati. serbest girisim hakki oldugu icin insanlar diyor ki len simdi ucuza gunes enerjisi paneli uretirsek voliyi vururuz, lan simdi sentetik maddelerle mobilya taklit edersek pazari ele geciririz, vs. ustune kapitalist olsun sosyalist olsun, liberal toplumlar sivil orgutlenmelerle cesitli regulasyonlar da getiriyorlar.

    tabii bazen bu orgutlenmeler, ekonomik gidisatin tam karsisinda da durabiliyor, ornegin bir hammaddenin bitmesi islenmis urunun fiyatini arttirip tuketimi dusurup sirketi degisime zorluyor ama havanin kirletilmesinin boyle direkt bir etkisi yok. yahut kuresel isinmayla endonezyanin tariminin zarar gormesi, isinmaya yolacan cin komur santrallerinin kapanmasina yolacmiyor. bu orneklerde kapitalist dinamikler sicista ama sosyalizmin buna alternatifi ne? cindeki adam komur santrallerini nukleer santralle yenilerken bunun finansmaninin kacta kacini endonezya koylulerinden saglayacak? tum dunya ayni anda sosyalist mi olacak? yine olacak sey sivil toplumun baskisidir, baska birsey degil. hatta kapitalizmde sivil toplum parali dolayisiyla nufuzlu kisilere de sahip olabilir, veya endonezya-cin ornegindeki gibi olcegi buyutursek, amerikali secmenler gec de olsa hukumetine baski yaparlar, amerikada uluslararasi finans mekanizmalari araciligiya cine baski yapar felan filan. oysa yerel sosyalist yonetimlerde soz sahibi olacak siradan vatandasin uzaktaki baska bir toplum karsisinda ne gibi bir leveragei var? anca o toplumun kendisi degisimi isteyecek ama bu sefer de finansman sorunu var. bunlari game theoryi filan dusunmeden analiz etmek imkansiz.

    -neyse, diyorduk ki benim bu kapitalist piyasa ekonomisi hakkindaki tiksintim bunlar degil de yarattigi kultur. rekabet pazarlama bireycilik materyalizm tuketizm kadirizm, bunlar hep baglantili. ulan metroda gidiyorum, anons yapiliyor "customers should be aware of moderate delays". ne customeri esseogluessek, belediyenin metrosusun sen, toplu tasima komunal bir hizmettir, ben alisveris yapmiyorum. ne bileyim, sukran gunu gelmeden bir ay once reklamlar basliyor, o bitiyor aynen chrismasta kadar devam, o bitiyor yeni yil, o bitti hic ara vermeden sevgililer gunu icin reklamlar basladi. insan bu sekilde yetisince gunluk konusmalari da ay bu cantayi aldim, su ruju gordume donusuyor. 150 fontla dolce gabbana yazan su tshirti giyiyorum, reklam parasi isteyecegime malak gibi bir de ustune para verdim insanlariyla doluyor etraf. ve bu hayatin her alanina yansiyor; yaptigi isten zevk almak onemli degil, para kazanip haftasonlari tatillerde parayi yemek onemli. milletin refahi yuksek olsa dahi hayattan tatmini yok, ya da mavi hapi yutmus takiliyor. dunyada bir suru ilginc konu var, halen kitapcilarda en on siralarda en dangalak kitaplar, igrenc gelinlik magazinleri, celebrity pacavralari filan.

    universal healthcare tartisiliyor, halen tek parametre ekonomik verimlilik. ulan senin insanlara manevi bir guvence de vermen lazim, yalniz olmadiklarini hissetmeleri lazim. ortada bir dayanisma geregi var, nitekim bu derece bir bireyselcilikle yetisen amerikalilarin dahi cogu, herkesin saglik sigortasina sahip olabilmesi icin daha yuksek vergi odemeyi kabul ediyorlar. mutluluk, uretim artisiyla gelen kapital birikimiyle baska hizmetlerin satin alinmasina endekslenmemeli. ayni sekilde bireysel gelisim de bu ugurda korlestirilmemeli. en nihayetinde benim de sol goruslu olmamin nedeni bunlar; daha verimsiz ama daha tatminkar ve insan potansiyelini tam anlamiyla gerceklestirmesini destekleyecek, bir nevi medicisi olacak bir duzeni elbette tercih ederim. herkes icin bu mumkun olmasa da en azindan sanslilar ubermensch olabilirler; simdiki sistemde bu da mumkun degil, zenginler dahi zombilesiyorlar icten ice. bu yuzden mixed-economy'ler, gercekci bi sosyalist kulturun yesermesi icin yararli olabilirler.
  • dünyanın ne kadar kirlendiği düşünülünce;
    çöplükte açan çiçek.
  • 9 tanesi yilda 100 kilo, bir tanesi de yilda 500 kilo meyve veren agaclarin meyvesini 10 kisiye emeklerine gore paylastirmayi secen sistemdir. ihtiyaclara gore dagitmayi oneren sistemin adi komunizmdir zaten, o baska soyutlamanin konusu...

    ancak 10 kisi paylasmak yerine guclu olan, zengin olan, babasindan miras kaldigini soyleyen ya da silahi olan bir kisinin malin 5000 kilosuna sahip olmasini, geri kalan 9 kisininse 500 kiloyu paylasmasini, yani kapitalizmi savunanlarin hicbir zaman anlayamayacagi sistemdir ayrica.