şükela:  tümü | bugün
  • lcd soundsystem'in ikinci albümü. taptaze. debut'larını gölgede bırakamayacak olsa da, buna gerek de yok zaten (ilk albümlerinin her şarkısı ayrı bir hit'ti, hatırlayalım). çıkış şarkısı olarak north american scum seçilmiş; en güzeli. içinde şu şarkılar var:

    1. get innocuous
    2. time to get away
    3. north american scum
    4. someone great
    5. all my friends
    6. us vs them
    7. watch the tapes
    8. sound of silver
    9. new york i love you but you're bringing me down
  • vallahi -bence- en güzeli someone great olan ama yine de ikinci singıl olarak all my friends'in seçildiği albüm. son[r]a[ya] saklandığını ümit ediyorum. ümüyorum.
  • sobermag mecmuası için kritik ettiğim albüm.

    disco, disco, disco. sanıyorum geçen yazdı, her zamanki gibi bir cumartesi gecesi peyotenin o sıkış tepiş giriş katında en süper dans figürlerimizi sergilerken kulağım birden çalan şarkıya ilişmişti. adamın teki disco disco disco diyip durmaktaydı ve herhangi bir insanoğlu o şarkı çalarken, yerinde durması için ya feci şekilde sarhoş olmalıydı veya sağır. bütün müzikal kaynaklarımı bir araya getirerek o disco şarkısını bulmalıydım, uzun zaman süren araştırmalarım sonucu bütün oklar bana lcd soundsystem diye bir grubu göstermekteydi. kimdi bunlar? flat ekranlara rakip olmuş bir lcd ekran fabrikasının mühendislerinin kurduğu bir grup olamazdı elbette.

    lcd soundystem, eski indie rock’çılardan james murphy’ nin solo projesiydi, ki bu abimiz dfa records’ un yarısını oluşturuyor - diğer yarısı murph’ nin kankası tim goldsworthy -. yıllardan 2002 ve ilk single’ı “losing my edge” i piyasaya sürmüş – aynı zamanda dfa’ nın da ilk single’ı – ve tepkileri beklemeye koyulmuştu. müzik basını murphy’ yi evrenin en cool adamı olarak lanse etmişti ve bu sayede işler yolunda gitmişti. beklemek anlamsızdı ve lcd soundsystem, 2005 yılında grupla aynı isimli, duble albümünü raflara yerleştirmişti. "daft punk is playing at my house"’ ın keskin gitarları dans ettiren ritmi, club ortamlarının vazgeçilmez şarkısı olmuştu. “disco infiltrator”, bilgisayar başında müzik yapmaya çalışan nice genç müzisyen adaylarına ilham kaynağı olmuştu.

    albüm yapmak için standart süre olan iki yılın ardından lcd bu kez “gümüşün sesi” ile karşıladı bizi. ilk albümdeki havayı solumak istiyorsanız öncelikle, ilk single “north american scum” ı bir deneyin derim, ama sözlere dikkat; “i hate the feelin' when you're looking at me that way cause we're north americans”. “all my friends” teki ritmik klavyeye eşlik eden vokal the strokes’ un julian’ ına benzemiyor mu diye kendinize sorarken “time to get away” de dans edeceksiniz diye tahmin ediyorum. ama siz de benim gibi bu albümde bir glam balladı beklemiyor olacakasınız ki “new york i love you but you're bringing me down” şarkısını duyunca şaşıracaksınız, olmuş evet, olmuş bu da.

    evet, lcd soundsystem, fabrikada çalışan bir grup mühendisin kurduğu bir grup değilmiş. peki o disco, disco, disco şarkısı lcd’ nin işi miymiş diye sorarsanız; o şarkı; lcd’ yi tanımak için bana, indie elektronic müziğin kapılarını açan bir işaretmiş. en azından buna sevinmeliyim sanıyorum.
  • son ayların kafa dağıtıcısı albümdür. ne zaman canı sıkılan birini görsem ilk önerdiğim şey uyumak, yazmak vs. gibi depresyon geçiştirici aktiviteler değil de bu albümü dinlemeleri oluyor.

    albümü tek kelimeyle "cool" diye tanımlayabiliriz belki de. cidden de ne olursa olsun hayatınızda, bu albümü dinlerken her şey bir anda zaten olması gerektiği gibi görünüyor. her şey bir dengeye oturuyor. siz ise o dengeye yukarılarda bir yerlerden bakabiliyorsunuz. "evet her şey yerli yerinde"* diyip hayatınızın geri kalanını bu albümle geçirebilirmişsiniz hissine kapılıyorsunuz. albümün en dikkat çeken şarkıları get innocuous, someone great*, north american scum ve sound of silver olduğunu düşünüyorum. diğer şarkıların mükemmel bir oranla bir araya getirilip bu şarkıların yapıldığını düşünüyorum sanırım, ondan.

    yapılan müzik elektronik ama öyle fabrikasyon bir müzik değil bu; ruhu olan, heyecanlandıran türden. new york gibi aşağılara çeken değil yukarılara doğru zıplatan türden. pitchforkmedia tarafından yılın en iyi ikinci albümü seçilmiş olması da tesadüf olmamalı tabii. dinleyiniz dinletiniz.