şükela:  tümü | bugün
  • söylem analizi.
    çok fazla ve yanlış olarak, gitgide de popülerleşerek acıklı bir galat-ı meşhur haline gelen; söyleyişten, üsluptan, tarzdan bambaşka, fakat onlardan müteşekkil bir şey olan, söylem*in ele dile gelmez kavramın, analiz, çözümlenmesi yolu ile, gerek eşyanın, gerek eşhasın tanınlanması, anlaşılması için yapılan bir dolu çaba.
    beyhudesi daha çok gibi artık, herkesin herkes, herşeyin herşey gibi olduğu; göstergelerin, gösterenlerin, gösterilerinlerin arasında farklılık sıfıra yakınsayıp, kimlikler ve kişilikler, küresel köyün değirmeninde tuzla buz, kimlik ile kişilik ufuk kadar uz hale gelince.
    (bkz: söylem söylemek)
    (bkz: discourse analysis).
  • yapisalcilarin lügata kattiklari önemli ve karman çorman bozum çabasi. son dönemlerde iletisim fakültelerinde de okutulmaya baslanmis, bir metnin görünen yüzünden çok onun alt metninin (bu kavram da oradan gelir yamulmuyorsam*) ne oldugunu, esasinda da o metni kuranin niyetinin ne oldugunu anlama, çözümleme çabasi. çabanin ulasmaya çalistigi yer yalnizca niyet de sayilmaz. bir metni ve onu olusturani ondan bagimsiz olarak da nelerin olusturdugunu anlamaktir da.

    misal; benim bu entrymde sayet eril bir dil varsa, sayet militarist imgeler varsa, sayet tahakkümcü-buyurgan bir kendinden eminlik ruhu varsa, bunlarin açiga çikarilabilecegi alan veya yöntem söylem analizidir.

    bir misal daha;

    mesela örnegin diyelim ki; çok kullanilan körler sagirlar birbirini agirlar deyimini ele alalim. bu metin üzerinde fazla çalismaya gerek duymadan sunu söylemek mümkün; bu deyim tamamen irkçidir. körleri, yani gözleri görmeyen insanlari, sagirlari, yani kulagi duymayan insanlari asagilayan bir deyim. ayni zamanda toplumsal davranislar üzerinden yeniden üretilen, yeniden üremesine aracilik eden tehlikeli ve üzerinde "deyim" halesi bulundugundan dokunulmazlik zirhiyla da örülü çirkin söz.

    alin size söylem analizi. demek ki neymis; körler sagirlar birbirini agirlar sadece milletle dalga geçmeye yarayan bir deyim degil, baska insanlari asagilayan çirkin bir söz imis.

    burada artik dikkat edilecek nokta, metnin kendisidir. yazari metninden anlamaya çalisiriz. lakin, yazari bir metne sigistirmak gibi indirgemeciliklere de neden olabilitesi vardir bu yöntemin. fakat yine de söylem analizinin amaci "aa ulan gel su yazari madara edelim"cilik olmadigindan, her sartta metne yogunlastigindan metin yazari rahat olabilir bir nebze. ama tabii, bir nebze sadece.

    söylem analizi için kullanilan en genel ve kolayci tabirlerden biri; dipsiz kuyu'dur. zira, bu çaba* anakronik biçimde kendini yeniden yeniden kurar derler. bunun sonu yoktur da derler. fakat bu yaklasim çogu zaman "yawrumfelsefeyleilgilenmedelirtirseni"ci çagrisimlara yol açtigi için önerilmez.

    edit: redif
  • 20 küsür senedir teşrif edip, ordan oraya koşturup durduğum, ki bu koşturmaların çoğunun saçma olduğu şu alemde, benim için duraklama anları olması gereken zamanlarda daha fazla koşturmacaya yol açan düşünce biçimi. insan kimi zaman durup bir düşünmek ister, "noluyor yahu" demek ister, "naber lan" diyip koşturduğu gündemden kopmak ister. yani bir rahatlamak isteyip, "ohh" demek ister. ammaaa... evet koca bir ama çekip okumaya devam ediyoruz siz bombastik okuyucu.

    ama koşturup durup, etrafınızda olup bitene anlam vermeye çalıştığınız şu alemde olaylar biraz farklı gelişir. evet ve olaylar gelişir gibi bir basmakalıp bir yapıyı da burada kullandık artık devam edebiliriz. durup düşünmeniz gereken anlarda, "ee ne diyon lan" diyip dostlarınızın, çevrenizin fikrini almayı hissettiğiniz zamanlarda açılımlar şöyle olmaz genelde:

    - bence şöyle şöyle yapmalısın.

    - boşver be abi.

    - pozisyon hatası var bence.

    - gol olur.

    genelde olan şudur:

    - bence orada şöyle yapmalısın çünkü bence aslında şunu demek istemiş.

    - biraz üzerinde düşünsen iyi olur. çünkü şunu da kastetmiş olabilir. biraz üzerine git.

    - pozisyon hatası değil de pozisyonun yorumlanmasında hata var bence. şu açıdan bakarsak hede hödö...

    - şu açıdan vurursa gol olabilir.

    önce şunu bi açıklığa kavuşturalım. esasen çok da kötü değildir bu söylem analizleri, "bak bi de şöyle düşün..." durumları. lakin bazen peşin hüküm gereklidir. hatta zaman denen illetin çok önemli olduğu ve yine yeniden koşturup durduğumuz şu alemde bazen, insanın aklına gelen ilk şık çok şık durur kimi zaman. bir kez daha o baştaki koca ammaaa'yı buraya çekip alırsak işte bu "bak şöyle de olabilir" durumu, bırakın vereceğiniz karara etki etmeyi, analiz yapacak söylem bırakmaz ortada. konu öyle yerlere gelir ki başta konuşulan unutulur. olay söylemin bütününden, söylemi oluşturan edatlara, tümleçlere, yüklemlere kayar. bu durumda da "ne diyorduk yahu" gibi bi durum ortaya çıkar. hani böyle gelişim çağındaki çocukların ellerine değişik şekiller, küpler, prizmalar verilir onları doğru boşluklardan sokmaları beklenir. hah. tam üzerindesiniz şimdi. kaçılın devam edeyim... işte o küpler ve prizmalar elinizdedir ama onları sokacak bütün bir parça yoktur. söylem burada o boşluklu bütün parçadır. anailizi o küpler, prizmalardır.

    nihayetinde değerli bombastik okuyucu, elinizde kala kala analiz kalır, söylemi unutursunuz, o analizlerle yönlendirirsiniz kararlarınızı ama söylemden kopuk olduğu için bi boka yaramaz afedersiniz. dolayısıyla söylem analizi çoğunlukla erişemeyeceğimiz yerlerde saklanmalı, öyle ota boka kullanılmamalıdır. ha bi gün çok kral adam oluruz analiz yaparız ama gündelik hayatlarımızı söylemleri tespit edip, analiz yapıp, gündelik hayat teorileri oluşturarak geçirmemek gerekir.

    evet sınıf dağılabilir.
  • kehanetçilik, üfürükçülük, remil atıcılık ve bilumum postmodern zırva haline dönüşme potansiyeline en çok sahip olan "şey" bu söylem analizi. "şair burada bayrağa seslenmiş" olayının teoride estirilen fırtına hali. ancak, doğru yapılırsa ufuk açıcı enfes bir güzellik olmadığını kim iddia edebilir? konumuza dönersek söylem analizi çok tehlikeli ve sıkı referanslarınız yoksa eğer ve olaylar için bu sıkı referanslarla kudretli bir örgü bulamamışsanız, tebrikler; süper remil attınız demektir.

    dialoglar kitabında psikanaliz'in gittikçe "çiçeronvâri" olmaya başladığını ve zaten freud'un daima "romalı" olduğunu söyleyen deleuze, serge leclaire'in "demasquér de réel" adlı eserine atıfla artık alemlerin göt olduğunu, analiz ucubesinin herkeslerin yakasına yapıştığını belirtir. [ayrıntı için: claire parnet & gilles deleuze, dialoglar, s. 111-119] bunun bir çeşit rahatlama yarattığını da belirtirmeliyim ben.

    sonuçta, hiçbir şekilde emek harcamadan ya da ulaşılmak istenilen sonuca dair bir arkeoloji yapmadan veya alana inmeden [sadece sosyologlar için değil her anlamda bilim üretmeye çalışanlar alanda olmalılar zaten. krş: michel foucault, entelektüelin siyasi işlevi ve edward said, entelektüel, sürgün marjinal yabancı gibi eserler] neyse konu dağıldı, işin mutfağına inmeden yapılacak her türlü yorum, kehanetten başka bir şey değildir.

    ne demek bu kehanet? bunu gündelik bir örnekle açıklamaya çalışayım bütün cehaletimle:

    örnek 1:

    kendisine "elini tutabilirmiyim" dediğiniz tazecik sıcacık sevgiliniz "mememi tutamazsın seyfi! biliyorum bunu söylemek istedin ama çekindin, elimi tutmak istediğini söyledin" diyorsa, bu çok pis bir kehanettir, o kadından uzak durun abicim, hayatınızı karartmayın, en kötü söylem analizi bu şekildedir.

    örnek 2:

    bir kişinin "bana silah çekenin ağzına namluyu sokarım" gibi bir söylemin ardında, "ağzına sokmak veya ağzına vermek"; dolayısıyla ağza verme eylemindeki "diz çökme" ritüeliyle birlikte "zorlayıcı bir itaat" ve toplamda erkeği şiddetin tarafı görmek bakımından "cinsiyetçilik" yattığını söyleyebilir miyiz? neden olmasın, söylemek beleşe değil mi? heheh \m/

    elbette ki ikinci örnek akla daha yakın geliyor. peki bunun için bize argüman lazım değil mi? işin içine şimdi de dekonstırakşın ve belki psikanaliz girecek ve işler aynen götüme benzeyecek you know? bunlar gerçekten karmakarışık işler. o yüzden benim yazdıklarıma inanmayın. en iyisi mi gidin "of grammatology" kitabına bakın.

    (bkz: of grammatology)
  • turkish kaynak bulamadığımız, çevir allah çevirmek zorunda kaldığımız..
  • söylem analizi konusu, söylemin, dilbilim ve sosyal bilimlerde farklı tanımlanması farklı dilsel analiz yaklaşımlarına konu olması nedeniyle çok değişik anlamlara ve birbiri ile alakasız ekollerin mevcudiyetine sahnedir. türkiye'de sosyal bilimcilerin, aşina oldukları "eleştirel söylem analizi" ve teorisidir. bu marksizm ve onun ideoloji analizinden türemiş ilerlemiş, foucault, laclau vs. gibi isimlerin etkisi ve onlarla tartışarak ile bir noktaya ulaşan, toplumsal iktidar ilişkileri ile dilsel etkinliği beraber anlayan bir ekol*.
    (bkz: norman fairclough)

    dilbilim çevrelerinin söylem analizi yaklaşımına sahip olanlar, hatta sosyo-linguistik çalışmaları yapanlar ise önceki yaklaşımı çok politik ve marksist bulurlar hatta haberdar dahi olmaz bir çok akademisyen, onlarınki daha çok pragmatik denilen dilbilimsel inceleme düzeyinin içinde ve tanımları dahilinde kalır.
  • konuşma uzunsa yazı dökümü faslı insanı kendinden geçirir.
    şehla baktırır.
  • evvela söylem analizi mevzusu bir şekilde açıldığında peydah olan ve eleştirel söylem analizi modelini "gereğinden fazla" marksist bulan dil bilimciler hakkında konuşmak gerekirse, karmadan, olmadı evrenden, hiç olmadı yaz vakti bir çift kıllı el boğazımıza yapışmış gibi bir terle ve bezginlikle dolaşmamıza neden olan pastırma sıcaklarından niyazım; dolmuşa bindiklerinde bozuklukları çıkışmasın da bir durak sonra dolmuştan atılsınlar. tüm yolu, ayaklarının altı salamuraya dönene kadar yürüsünler. belki böylece bir miktar terbiyeli terbiyeli konuşabilirler.

    isminin telaffuzu konusunda dünya kupası maçı anlatan trt spikeri gerginliği yaşadığım teun adrianus van dijk, eleştirel söylem analizi hakkında kelam ederken pek tabii stereotype'ları, söylenmeyenin manasını, ayrımcılığın inkarını konu eder. ve hatta bunları analize eklenmesi gerektiği konusunda da epey ısrarcı olur. ve fakat kendisinin en hislendiği ve ısrarcı olduğu konu da bu değildir. epey ciddi bir tonla ve cevabını bilen bir tavırla " söylemin üretim araçlarına erişme imkanına kimler sahiptir?" sorusunu dillendirir ve bu sorunun tartışmalarda mühim bir yer tutması gerektiğini, bu sorunun cevabı bulunduğunda ortaya çıkan tablonun, söylem analizini iktidar ilişkileri bağlamından koparmayı imkansız kıldığını söyler. ve bence doğru da söyler. çünkü bu bağlamı ve hatta van dijk'ın (adamın ismini doğru okumadın diye laf sokan da dolmuştan atılsın, hatta bir de dolmuşçuya yüz lira uzatsın da ağzını kırdırsın) sorduğu soruyu yok sayarak, epey doğrucu ve çokça müstehzi bir tavırla bunun politik bir bağlam ile ilişkilendirilemeyeceğini söylemek, söylemin sahibi ile söylemin öznesi arasında bir politik ilişki bulunmadığı ön kabulüne de dayanır. ki bu da söylem analizini de baştan sakatlar.

    işte mesela bu yüzden teun adrianus'a beddua etmiyorum. adam haklı. doğru düzgün soru sormuş. dolmuşta parası çıkışsın, hatta en arkada otursun da kimsenin parasını uzatmakla uğraşmasın. camı da açsın, püfür püfür gitsin.
  • nasıl ki karate tekniklerinin günlük hayatta, sıradan kavgalarda, yolda yolakta kullanılması tehlikeli bulunup, hoş karşılanmıyor;
    söylem analizi sempatizanlarının da kısıtlanması lazım.
  • "şair/yazar burada ne demek istemiş?" sorusundan aşina olduğumuz bir eylem aslında söylem analizi veya çözümlemesi. ama ben en çok şarkı sözlerinde seviyorum bunu yapmayı, depeche mode'dan kayahan'a geniş bir repertuar çalışıyorum.