şükela:  tümü | bugün
  • büzük yetersizliğinden muzdarip düşünce tüycükleri.

    içinde durdukça gıcıklık tutar içini. alışırsın gıcıklığına, gıcık yaşarsın, gıcık birisin, gıcık edersin ve tabii ki olursun.
  • "sayın ....... ......., seni ve ... . ......... ...... ......... ve diğer ..... ............ eşekler siksin istiyorum afedersin."
    şeklinde başlayan açık bir mektup buna kısmen örnektir. kısmen; çünkü tam bir örnek olabilmesi için hiçbir kelimesinin açığa çıkmamış olması gerekirdi.

    edit: bir adet nokta(.) joker olarak kullanılmıştır ya da eksiltilmiştir. ehehe.
  • içte kalan, çürüten, acı veren...
    içimde kaldı söyleyemediklerim. öylesine baktın ki bana. hissedersin diye bekledim. kabul etmesi zordu içimdekileri. farklıydı yaşanılası anlar için düşlediklerim. ilk kez gözlerine baktığımdan beri söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden fazla oldu. sen güzeldin ve ben, sana baktıkça güzelleşiyordum. sığdıramadığım her duyguyu iki kelime arasındaki boşluğa gizliyordum; belki bulursun diye, belki okursun diye. yazsam ve sen okumasan olur mu? yolun bitimine kadar gelmen şart değil. herkesin gidebileceği bir yol vardır. senin yoluna çıkmam zaten ben. sen yeter ki arada yanımda ol. arada mutlu edelim birbirimizi.. yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalayım hayatında, zorlama kendini.
  • soylenemeyen olarak kalacak olan soylemler.
    telaffuzda sorun yarattigi izlenimi de veriyor sanki. bi daha bakiim. evet hakkatten de oyle. `*
  • her zaman istisnasız, söylenenlerden, söylenebilenlerden fazla olanlardır.
    ve genellikle daha acı, daha acıtan...
  • vardır ama çok değildir.
    çok değildir dedim de aklıma geldi.
    zamanın birinde çokluk henüz tam olarak çoğalamamışken azlık gerim gerim gerinerek çoğalmaya meyletmişti de çok ayıp etmişti.
    bir şey çoğalırken başka bir şey araya girerse bizim orda hoş karşılamazlar.
    hoş bizim orası da nicelik makamı değil.
    neyse o.
  • söyleyemiyoruz diye çok önemli sanıyoruz. söylenemediklerinden bu kadar kıymetliler.
  • susarak duyulmuyor söylenemeyenler.

    uzun uzun sustuğum zamanlar oldu çünkü. değişen hiçbir şey olmadı, ve yine söylenemeyenlerle başbaşa kaldım en sonunda. illa o hiçbir şey'lerin değişmesini istiyorsam suç benim mi? suç; onların değişmesine imkan vermeyen söylenemeyenlerde, suç hep onlarda!

    "sussam dilime yazık, uçmamak kanatlarıma" * dedim ben de ve uçarsam bir bir ortaya çıkarlar saklandıkları yerlerden diye; başladım konuşmaya. bu yüzden buraya gelip anlatıyorum ya ne zamandır. yazarak konuşuyorum ben; bazen saçmalayarak, bazen en mantıklı halimi takınıp, bazen devrilerek, bazen doğrularak, bazen evrilerek, bazen zorlanarak, bazen planlayarak, bazen anlık tepkilerle döküyorum içimdekileri. dalıyorum sonra içimden döktüklerimin içine ve söylenemeyenlerimi arıyorum; elimde koca bir büyüteç. küçük olurlar diye düşünüyorum nedense, dikkatle bakmak lazım diyorum, dip köşe aramak gerek diye hatırlatıyorum kendime. öyle bir derinlere dalıyorum, öyle bir karıştırıyorum ki içimdekileri, bir anda her şey birbirine giriyor; alt üst oluyor, üst alta meyilli. etrafa saçılıyor içimde ne varsa, bu da yetmezmiş gibi kayboluyorlar birer birer; camlardan uçup gidiyorlar, çekmecelerin arkasına sıkışıyorlar, çöp kutusuna karışıyorlar, suda çözünüyorlar, hazmedilenlerin üzerine sifon çekiliyor, halı altına süpürülüyor bazıları, bazıları aralık bulduğu kapıdan kaçıp gidiyor, geriye kalanlar da kördüğüm olup bir türlü çözülemiyor... söylenemeyenlerimi bulacağım derken, içimdekileri öyle bir dağıtıyorum ki; sonra onlar da yok oluyor, bir daha söylenemiyor.

    susmak ve konuşmak çare olmadığına göre; yolumu değiştiriyorum mecburen ve bundan böyle dinlemeye karar veriyorum. kendime susarak değil, kendimle konuşarak değil, kendimi dinleyerek bulacağım söylenemeyenlerimi.

    hem burada güzel insanlar var; bağırıp çağırmadan, yaygara koparmadan, hırçınlaşmadan, sakince ve kendilerince anlatabilenler var. dediğim gibi bu sefer, bir süre, sadece dinleyeceğim ben de. belki üç saat, belki beş gün, belki yedi ay, belki senelerce, ama onları da kendim gibi okuyarak dinleyeceğim.

    söylenemeyen onca şey içinde tüm söyleyebileceklerim de bundan ibaret.

    ve, içimdeki şarkı bitti!
  • kursakta birikiyor, tahriş ediyor orayı, acıtıyor. iz bırakıyor.

    bazen kendinden ötürü oluyor bu, o harfler yan yana gelip anlamlı bir cümle oluşturamıyor. başka şeyler söylemek isterken bambaşka şeyler söylüyorsun. kasıtlı yapmıyorsun bunu. kendine kızıyorsun ama elinden de bir şey gelemiyor.

    bazen de karşındakinden ötürü oluyor. duymak, dinlemek, anlamak, çözmek, bilmek istemediğinden. senden gelecek o bir cümleyi dahi umursamadığından. kasıtlı yapıyor bunu. ona kızamıyorsun ama elinden de bir şey gelemiyor.
  • "gülüşünün kavisindeki değişimi, bakışına işlenen pırıltıları..
    bunları birinin anlatabilmesi gerek sana..
    nasıl keyifli göründüğünü, çocuk gibi şenlendiğini birinin söylemesi lazım..
    -ne oldu?- diye sorulup göz kırpılması lazım sana..
    ağzındaki lafların alınması lazım.."