şükela:  tümü | bugün
1928 entry daha
  • şu yaşıma geldim inanın yakışıklı olduğumu düşünüyordum ta ki babaannem beni 'a benim mavi gözlü yiğidim şu gözlüğümü getir hele'' demesi şahsımı bir şeyleri sorgulamaya itti. zira gözlerim katran siyahıydı. zaten beni yakışıklı bulan kişiler belliydi; annem, teyzem, halam, babaannem ve ablam. anneme ağız ucuyla her gün soruyorum yakışıklı mıyım diye hafiften gözlerini benden kaçırmaya başladı, teyzeme geldiğinde teyzoş sence giderim var mı dedim ''aman teyzesi karizmatiksin o yeter'' dedi, yine halama hala sence hangi ünlüye benziyorum dedim ''oo halası sen de tam bir hakan balamir tipi var'' dedi ablam ise nedenini anlayamadığım bir biçimde ''gece dışarı çık diye sıkı sıkı'' tembihledi bunu anlayamadım ama gündüz sıcak olduğu için öyle diyordu herhalde.

    işin tuhaf kısmı çocukken o kadar güzelmişim ki zannedersiniz annem göksel kortay babam ise kayhan yıldızoğlu. öyle bir post modern görünüme sahipmişim ki zannedersiniz rönesans dönemi doğmuşum. kıvırcık saçlar, hokka burun, düzgün ve biçimli bir kafa yapısı. her şey yakışıklı olacağımın sinyalini veriyordu. fakat bu iyiye işaret eden gen yapısı takvim yaprakları koptukça değişmeye evrilmeye başladı. kıvırcık saç yerini keçe gibi saça, hokka burun yerine uzun bir buruna, kafa yapısı ise adeta nejat alp kafasına dönmüştü. bu büyüdükçe vücudun değişiyor diye açıklanabilecek bir dönüşüm değil. zaten kafka'yı sevmem. bu bariz başka bir şey olmalı. o kadar güzel bir çocuk birden şak diye tersine doğru değişemezdi. fakat iş işten çoktan geçmişti.

    güzel bir çocuk olduğum için kreşte her türlü itliğe, puştluğa sesini çıkarmayan öğretmenden azar yer hale gelmiş, o yaşına kadar bakkal bilmeyen ben eve ekmek almaya gider, yerleri siler duruma düşmüştüm. bu çok ama çok zorlu bir süreçti. ve en nihayetinde zorlu çocukluk evresinden ergenliğe geçtim. o zaman biraz toparlar gibi oldu hafif eski yakışıklı ben geri geliyor demeye kalmadan hoop yerle yeksan oldu tabii. ve şimdi ise babaannemin beni böyle çağırması bazı şeyleri tekrar düşünmeme sebep oldu. şu yaşıma geldim bir tane kız eli tutmadım. kimseyle öpüşmedim. elbette kız arkadaşım olmasını çok ama çok isterdim. elbette bir kadının ateşli dudağını dilimin neminde söndürmek, kulağının içine bohem dönemi şairlerin mısralarını fısıldamak isterdim fakat tipsizliğim yüzünden 32 yaşında ve halen bakirim. şu an ''sen var ya tek elinle 30 tane sineği yere serersin'' dediğinizi duyar gibiyim ve inan itimat edin bu esprilerinize kızamıyorum. gerçekten sağ kolum sol koluma göre inanılmaz gelişmiş durumda. hatta çeşitli spor hocalarından bilek güreşi müsabakalarına katılmam yönünde mektuplar alıyorum. fakat konumuz bu değil.

    ama bununla yaşamayı öğrendim. gündüz asla sokağa çıkmıyorum. geceleri dışarı çıkıyorum ve çok ciddi bir avantaj sağlamakta. zira güneşin ışığından sakındığım için kabak gibi görünmüyorum. insanlarla göz teması kurmaktan imtina ediyorum. 98 derecelik dik açıyla onlara bakarak konuşuyorum. şapka takıyorum. polo yaka tişört giyip yakalarını yukarı kadar kaldırarak yüzümün yarısını kamufle ediyorum. aslında kötü bir şey değil. hayattayız ya bu da bir şey yani.
  • 105 fahrenheit falan
  • gözlük, sakal, atkı, bere, kat kat giysi ile aynı johnny depp. ne kadar az yerim görünürse o kadar çok benziyorum.
  • keremceme benziyormuşum, ölçüt bu.
  • göz kanatmıyorum ama uu da dedirtmiyorum.

    (bkz: ortalama)
  • maymundan iyice ama espirili
  • leş. tam bi leşim.
  • yakışıklı değil sempatik (bkz: fok balığı)