şükela:  tümü | bugün
  • şahsen sahibinden.com aracılığıyla elden netbook satışında 300 tl sahte parayla dolandırılmışlığım var. karşıdaki insan ne kadar güven verse de paraları konrol edelim efendim, benim alıcı kendini dershane öğretmeni olarak tanıttı misal. kalabalık yer ayıp olur, saygısızlık olur, kocaman adam yahu vs. demeden parayı ışığa tutalım, kurcalayalım paranın orasını burasını, özellikle tc merkez bankası kısmındaki kabartmaya dikkat edelim ki sonradan sahte paraları cuma günleri cami cami dolaşıp aklamaya kalkmayalım =))))

    not : dershaneler de kapatılsın amk.

    not 2 : lan şimdi aklıma geldi de, her açıdan fotoğrafını çekmiştim netbook'umun. ıslak mendille silmiştim. bir de keriz gibi 8gb flashdisk hediye ettim yanında.

    not 3 : lan yine aklıma geldi netbook'un piyasası 400 tl idi sahibinden'de, ben çabucak elden çıksın diye 300'den koydum. demek ki neymiş piyasayı bozanın allah cezasını veriyormuş.
  • kimi zaman acıklıdırlar.

    sene 1998 altı ay çalışıp 250 lira biriktirip elden bir bilgisayar almıştım. 3-5 ay sonra çalıntı mal olduğu ortaya çıkıyor ve bilgisayar elimden alınıyordu. yaş 16 olunca bayağı koymuştu bu olay. meğerse şerefsizler aynı bilgisayarı benden önce 1-2 kişiye de aynı şekilde satmışlar. gerçi paranın yarısını kurtardım ama onun da hayrını göremedik çarçur oldu gitti 1-2 haftada.
  • 14, 15 yaşındaydım. artvin'den antalya'ya tek başıma gidiyordum. direk otobüs olmadığı için aktarmalı yapacaktım. ankara'da indim. bir amca koluma yapıştı "dur ben taşıyayım abla" dedi. bir şey diyemedim. çekindim çocuğum lan daha.
    neyse antalya'ya giden bileti alacağım. 35 lira bir kaç lira da bozuk var. 30 lirayı çıkardım adam paraya yapıştı "ben alıyım" dedi. yine bir şey diyemedim *
    bileti aldı geldi. e "siftah parası" deyince açtım cüzdanı. 5 lira var bir cüzdana baktım bir de adama, çıkardım elim titreye titreye uzattım parayı "neyse abla bu seferlik benden olsun" dedi ve gitti.
    sonra bilete baktım 25 lira yazıyor. adamın arkasından baktım uzun uzun. gülümsedim. hala gülerim. en azından insanmış başka bir olsaydı cüzdandaki parayı da alırdı. ne diyeyim helal olsun.
  • bundan yaklaşık alti yedi sene önce abim beyin kanamasi geçirmişti. yoğun bakimda geçen bir aylik bir süreden sonra ameliyat için hacettepe üniversitesi hastanesine gittik. abim ameliyata girdi. bilenler bilir orayi çocuk acil tarafinda banklarda oturuyoruz annem babam ben. gergin bi bekleyiş. altüst olmuş bünye tam anlamıyla psikolojik çöküntü. .. berbat haldeyiz. neyse bi adamcağiz yaninda alti yedi yaşlarında zayif solgun bi erkek çocuğu. çocuk banka oturmuş hareketsiz duruyor. adam ağlayarak telefonda konusuyo.
    + yaw napiyim sağlık güvencesi yok diye burdada almıyorlar. ıki saat içinde girmezse diyalize ölür dediler.
    +........
    .+tamam hanim ağlama sen herkesi ara üç beş ne bulursan topla gel trafik hastanesi ne görürcem burdan. tamam hadi ağlama ağlama halletcem ben.

    telefonu kapatti ağlıyor adam ben annem salya sümük annem cantadan para çıkarıyor.
    babam çağırdı adami
    +ne kadar istediler kardeşim?
    -alti yüz milyon abi ( alti yedi sene önce)
    +hadi al götür çocuğu hemen şu parayida al taksiyle götür çocuğu şuna da çıkınca yemek yedir.
    adam parayi aldi gitti. ama benim içime bi kurt düştü baba adam bizi düdüklemis olmasin olabilir birkucucukkutucuk benimde aklima geldi.
    konu böylelikle kapandi.
    aradan iki ay geçti aynı yere kontrole gittik.
    bekleme salonunda oturuyoruz aynı adam ayni çocuk aynı konuşma oturanlar para hazirliyo. adam telefonu kapatti babam
    +senin çocuk iyileşmedimi daha müdür?
    +.......
    +ben sana geçen para verdiydim
    +doğrudur abi.
    dedi ve gitti
    +babaaa
    +......
    +babaaa
    +söyle
    +ben istesem altı yüz lirayi cikarip vermezdin
    +doğru diyon vermezdim.
  • 2011 senesinde hindsitandan gümüş sanılıp alınan bileziğin aslında dandik demir çıkması ve o bileziği burada gümüş kaplatmanın astarının yüzünden pahalı olabileceği hakkındaki..
  • abicim ne kadar akıllı geçinirsen geçin, ne oluyor nasıl oluyorsa, insan bir anda mala bağlayabiliyor. hani basireti bağlanmak denir ya, karşı tarafın ikna kabiliyeti mi, kendi mallığın mı çözemiyorsun. başıma gelirse şöyle yaparım, böyle sikerim dediğin şey başına gelince mallaşıveriyorsun.

    ofisimizin de bulunduğu 32 dairelik işhanının yöneticisiyiz. daha doğrusu yönetici olan babam, ben de vekaleten idare ediyorum, yetkim var. o gün babam ofise gelmemiş. gelmiş olsa duruma o uyanırdı, bu benim gerizekalılığım.

    kapı çaldı. bir adam geldi. dedi ki "ben hede asansör'den geliyorum (asansörün bakımlarını yaptırdığımız firma, ismini vermeyeyim). asansöre bakım yaptık, bilmemne parçası arızalı (teknik bir isim kullandı). bu parçayı acilen değiştirmezsek asansörde daha büyük problemler yaratabilir. bu şekilde kullanılması çok sakıncalı". dedim kaç paralık bi parça? "300 lira abi" dedi. e iyi dedim değiştir, yolla faturayı. ama dedi ki "bu parça bizim elimizde yok. alacağımız firma da veresiye vermiyor. parasını peşin verin, ben gidip alıp hemen değiştireyim. yoksa asansör şöyle fena bozulur böyle kötü bozulur, içinde adam kalır".

    şimdi birincisi ben asansör firmasından tahsilata gelen adamı da, bakıma gelen ustaları da tanıyorum. bu herifi daha önce hiç görmedim. hiç mi şüphelenmezsin? hadi şüphelenmedin. işe yeni başlamış biri diye düşündün. bugüne kadar hiç peşin para almamış, sonradan faturayı göndermiş firma peşin para istiyor, ondan da mı şüphelenmezsin? bi apartman görevlisini ara sor, bakım yapılmışsa ondan habersiz yapılması mümkün değil. olmadı bi firmayı ara doğrula di mi? yok.

    üstümde para da yoktu. ben bu adamla abicim gittim apartmanın banka hesabından para çekip adamın eline saydım. hatta bankaya giderken asansörün içinde adam "abi bak şurasında da bi problem var da onu bi dahaki bakıma hallederiz" diye bana asansör bile anlattı.

    aldı parayı kayboldu tabii adam. hala da uyanmadım mevzuya. gün içinde görevliye "asansörün bilmemnesini değiştirmeye geldiler mi" diye sorduğumda şaşırmasından anladım. o gün ne bakım yapılmış, ne adam gelmiş. bildiğin dolandırılmışım.
  • ttnet başlığı altında yüzlercesini bulabileceğiniz hikayelerdir.
  • antalya'dan bindik arabaya güzergah istanbul. 32 lt'lik lpg tankı var arabada ve full dolduğunda 300 km götürüyor. neyse antalya çıkışında doldurdum lpg'yi tam 150 km gittim ve arabanın ne kadar yaktığını merak ettim. girdim sağdaki petrol ofisine.

    adamlar yarısı dolu 32 litrelik lpg tankına 34 litre lpg koyduklarını söylediler. ona göre fiş çıkarttılar. itiraz ettim. tank boş olsa bile mümkün değil.

    bir yandan çocuk nasıl ağlıyor. eşim mızmızlanıyor. adamlar yemin billah ediyor yanlış bir şey varsa araştırıp sizi arayacağız, fazla para aldıysak öderiz diye. o kafa ile telefon numaramı verip çıktım yola.

    50 km gittim. aklıma takıldı ya girdim başka bir akaryakıt istasyonuna. lan bırak 34 litreyi lpg bile koymamışlar. oradan petrol ofisini aradım. şikayette bulundum. şikayet var'a yazdım.

    sonuç: istasyonumuzun tankları kontrol edilmiş sorun bulunamamıştır. "32 litrelik tanka nasıl 34 litre lpg koydular öyleyse?" tarzı sorular ise cevapsız kaldı.

    siz siz olun böyle bir durumda o ise tasyonu tek etmeyin. polisi arayın anasını satayım. direk gelsinler ve aracınızın tankını, fişini vs gösterin ona göre şikayetçi olun.

    not: bu arada lpg tankları %100 doldurulamaz.
  • ablamdan gelsin; (bkz: canım kazık yemek istedi heralde)
    gerçekten bazen oluyor, başkası yapsa gerizekalı diyeceğiniz hatalara düşüyorsunuz.
    (bkz: çakma internet sitesinden green card başvurusu)
    (bkz: 163 euro nasıl kaybedilir)
  • ortaokulda iken yaşadım ilkini, iliklerime kadar. çok acıydı gerçekten. aslında öyle abartılacak, senaryolara konu olacak bir hikaye de değil ama o yaştaki bir bünyeye bıraktığı etki oldukça fazla. yatılı okuldaydım, ortaokul 1 ya da 2. sınıfım, bayram tatili idi sanırım, otobüs terminaline ulaşıp oradan ailemin yanına gideceğim. nasıl heyecan, nasıl sevinç anlatamam. zaten özlemişim anamı, babamı, köpeğimi bir yığın. ohhh o an dünya aydınlık, berrak tertemiz ve her şey net kafamda. içimdeki sevinç muazzam. dolmuştan indim, terminale doğru yol almaya başladım, elimde kocaman bir valiz. içi, kirli mavi donlarım ve üzerine ad ve soyadımın baş harflerini nakşettiğim gömlek ve kamyoncu atletlerimle dolu. yolda bir adam gördüm, tezgah açmış, siyah tenli ama öyle sütlü çikolata gibi güzel bir siyah değil de nasıl tarif edeyim, kara sarı bir adam. sakalları seyrek ve biraz uzun. gözleri sarı mı desem kara mı desem bilemedim, otuzlu yaşların henüz başlarında. ilgimi çekti, bul karayı al parayı oynatıyor ve eğer fincandaki parayı bulursan sana çin malı ucuz saatler, çakmaklar falan veriyor. amacım bir saat almak, ama radyolu saatlerden, bir tane de babama çakmak almak. cebimde ne kadar para olduğumu bilmiyorum ama 15 dakika içinde, ayırdığım yol parası hariç, tamamını o adama bıraktım. saat ve çakmak yok elbette. paramın bir miktarını olsun geri verir mi diye gözlerinin içine öyle bir baktım ki oralı bile olmadı. mekanikleşmişti sanki, işi buydu ve benim bu talebim kurallar dahilinde değildi. o zaman, taa ciğerlerime kadar dolandırıldığımı hissettim. belki öyle değildir ama ben öyle hissettim. çok saf ve küçüktüm, yazık la benim o halime, şimdi gene üzüldüm. başından dedim bundan senaryo çıkmaz diye.