şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 01.05.2014. oğlumun doğduğu gün. onunla geçen her gün güzel ama hayatımıza girdiği ilk anın verdiği mutluluk başka hiç bir şeyle kıyaslanamaz. şu an bana hayatı çekilebilir kılan tek şey o çünkü.
  • annenin yaptığı über lezzetli, azacılı aşürün üzerine kimyon sosu döküp hüpletilen dündür.
  • 09.07.2015 perşembe 20:00
  • valla hatırlayamadım.
  • 2013 yılının eylül ayıydı..
    kaybettiğim işimi geri kazanmış, ilk defa tam olarak kendime ait bir arabam olmuş, beş bin nüfuslu köyden bozma bir ilçede çalışmaya başlamış, bitmez sandığım aşk acım bitmişti..
    güneş karşıdan vuruyor ve ben mesai bitimi eve dönüyordum..
    hepsi bu..
    huzurlu ve mutluydum..
  • kusursuz bir mutluluk degildi ama yaklasik bir ay kadar once tutturdugum bahisler, aldigim yabanci dil yeterlilik sertifikasi, yuksek lisans mulakatlarina kaldigimi ogrenmem beni mutlu etmisti amk. buruk bir mutluluk tabii.
  • her gün en az bir kere mutlu olmazsam gözüme uyku girmez. prensip meselesi.
  • bu sabah,
    yine güneşten önce uyandım ve doğuşunu seyrettim.
  • bugündür, az önce hatta... sabah işe gidecektim, servisi bekliyordum, iş yerinden bir işçi geldi, acil bi hastanın olduğunu söyledi, kalp ameliyatı olacağı için taze kan gerekiyormuş, kan grubu uyuşunca ''olur abi'' dedim, ''allah razı olsun amirim'' dedi, koskoca adam, ''yok abi ne amiri öyle çalışıyorum ben de'' dedim, hastaneye gittik.

    örnek aldılar önce kanın tam olarak uyuşup uyuşmadığını tespit etmek için, yarım saat sonra test sonucu çıkacak dediler. bu sırada hastanın çocukları geldi, benimle tanıştılar. hepsi kürt, türkçeleri zayıf, benim de saçlarım/sakallarım uzun, biraz garip geldim onlara. nasıl anlatsam bilmiyorum, farklıyım ya onlardan, iyi davranmak istiyorlar ama pek de beceremiyorlar; konuştuğumuz dil farklı, örtüşmüyor cümlelerimiz. ama samimiyet öyle güzel bir şey ki farklı kültürlerden de olsak bir tebessüm herkesi sıcacık hissettirebiliyor.

    test sonucu çıkana kadar beni kantine götürdüler, besleyeceklermiş, öyle söylediler. simit, meyve suyu, çikolata filan aldılar, yalandan elimi cebime attım, hareketlerini görmeniz lazım, yok vallahlar, koy onu cebineler havada uçuyor.

    oturduk, benim simit yememi izliyor çocukları, damızlık koçlar gibiyim, akrabaları gelmeye başladı, termosla filan gelmişler, kaçak çay servisi başladı önce, sigaralar da kaçak, düştüm ortalarına vişne suyu içiyorum ben de. hepsi beni izliyor, göz göze gelince de bakışlarını kaçırıyorlar, çok zevkli, çok eğlenceli.

    neyse, kan tam olarak uyuşuyormuş, aldılar beni içeri, çantamdan su şişemi çıkarttım, grolsch diye bir bira var ya, onun şişesini su şişesi olarak kullanıyorum, elimde bira şişesini görünce bi fısıldaşma başladı, lan? acaba? oldular, ''abi sudur sudur'' dedim, akılları çıktı ama, anneleri kalp ameliyatına girecek benim kanımı bekliyorlar, adamları duygulardan duygulara sürüklüyorum ben de burada.

    kanı verdim, vay babo ne kan varmış sende de maşallahlar, bi kilo daha alak mılar, hemşire de iyiymişler eşliğinde verdim gitti. çok eğlendim ama o on-on beş dakika boyunca.

    dışarı çıktım, tüm akrabalar beni bekliyor tamam mı, nasıl kasılıyorum ama ben de, kolay değil, hayat kurtaracağım, kadınlar göz bebekleri büyümüş halde bana bakıyor, adamlar sırtımı sıvazlıyor filan, ''hayırlı olsun kan bağımız da oldu, mardin'e gelirim artık bayramda'' dedim, güldüler, uğultu oldu hatta, sonra bir kadın geldi, türkçe bilmiyor, ''tişikkir'' filan diyor, kibar olmaya çalışıyor ama o kadar tatlı ki. ''asıl ben teşekkür ederim, sizleri tanıdım kötü mü oldu, geçmiş olsun, yine lazım olursa alo deyin'' dedim gülerek.

    beni almaya da patron gelmiş, bir anda süper kahraman oldum, tanımadığım bir kadının kalp ameliyatını kolaylaştırdım, akrabalarını sevindirdim, o gergin bekleyişi gülerek atlattık, sıcacık hissettim sonra. bu sıcaklık saf mutluluk değilse nedir?