şükela:  tümü | bugün
  • her gün hepsini yazmaya kalksam beni sözlükte übermensch mertebesine yükseltecek rüyalardır. etik bulmadığım için yazmıyorum.
  • ihtiva ettiği alt metinler yüzünden, 'hayırsever' rüyanız hayrolsun teyzelerinin mesaj kutunuzu 'yeşil'lendirebileceği tarzda rüyalar da olabilir.
  • sürekli türk kahvesi içtiğimi görürken uyanıyorum, böyle köpüklü, güzel vs. kahve bağımlılığının sonucu mu yoksa anlamı var mı çözemedim.
  • dün gece onu gördüm rüyamda..istanbuldayız önce beni karşılıyo havaalanında..sonra eğleniyoruz birlikte yaaa çok güzeldi..onun kokusunu bile bilmiyorum saçlarına dokunamıyorum..uykumdan hiç uyanmak istemedim yani :)
  • genellikle aksiyon ve dramanın birlikte harmanlandığı ruyalardır.

    peşin edit: çok uzun ve saçma bi ruya. okunsun diye değil de anlatmış olmak için yazdım. baştan söyleyeyim de okuyup sıkılmayın. zira zaten ruya.

    evvela hepimize hayrolsun.
    17 sene önceki mahallemiz ve o yıllardaki arkadaşımla emirsultan mezarlığındayız. sonra yanımızda 3 yaşlarında beyaz bir erkek çocuğu peydah oluyor. sonra biz o çocuğu korumakla yükünlüymüşüz meğersem ve hoplaya zıplaya oyun oynarken birden çok tedbirli davranmaya başlıyoruz. ''şuraya basmayalım çamurlu, buradan geçmeyelim tehlikeli görünüyor'' gibi acayip dikkatliyiz. sonra rahmetli zeki müren'in mezarlığına gidip maşrapayla su döküyoruz ben ve arkadaşım. o esnada bir bakıyorum bu bizim 3 yaşındaki velet ağaca tırmanıyor. ama nasıl tırmanıyor !samara'nın kuyudan çıkma sahnesi gibi kollar bacaklar ayrı bir hızda çalışıyor. neyse ben arkadaşımı suçluyorum ''bok var di mi bize ne zeki müren den'' falan diye. sonra yapışıyorum çocuğun yakasına ''çık ağaca kurtar şu çocuğu'' diyorum o da ''ben yapamam korkarım elim acır benim bacağım ameliyatlı'' falan gibi bişiler söylüyor. neyse lanet olsun senın gibi arkadaşa dercesine hop diye hopluyorum ağaca. ordan bi dala şurdan bir dala derken inanılmaz bir başarıyla çıkıyorum ağacın tepesine kadar. sonra aşağı bakıyorum ''aaa tüh ya veledin bulunduğu dalı geçmişim'' diyorum bi kaç metre daha aşağı iniyorum. çocuk tam elimin ucunda ''seni yaramaz piç ''diyorum, tam alıcam ordan hoooop aşağı düşüyor....

    o nasıl bir iç yanması, nasıl bir pişmanlık hissi, nasıl kahır nasıl kahır anlatamam...

    aşağıya atlıyorum hemen ''ölmüş olamaz'' dıyorum ''bak ben de atladım ama ölmedim o da ölmüş olamaz hem öldüyse ailesine ne derim ben onlar artık beni hiç sevmez kimse artık beni sevmez işte çocuğu öldüren bu derler bana ben şimdi ne yaparım''! çocuğa dokunamıyorum orda öyle yatıyo ağlıyorum durmadan yanımdaki arkadaşım bi duvarın tepesine oturmuş ''ya benim yanıma gelmesene yaaa'' diye çemkiriyor bana. o sırada bi bakıyorum çocuğun başında bi kadın var annesiymiş göya, alıyor, sevıyor çocuğu çocuk hooop ayaklanıyor annesıde bana kötü kötü bakıp siktir olup gidiyolar.

    defolup gitsinler ya resmen sabahımın içine ettiler. ana gibi ana olaydın da bakaydın çocuğuna! sonuçta ben de mezarlıkta oyun oynayan 12 yaşındaki bi çocuğum. bu tiplere mi güvenıyosun... hayrolsun.
  • bugün öğle yemeğinden sonra çöken ağırlığın ve ofiste kimsenin olmamasının etkisi ile süpersonik rahatlıktaki ofis koltuğumda azıcık kestireyim dedim ve hemen uykuya daldım. uykuya dalmamla rüyamda samet aybaba'nın öldüğünü ve beşiktaş'ın yeni teknik direktör arayışına girdiğini görmem bir oldu. hemen uyandım ve beynimin neden bana böyle bir rüyayı layık gördüğünü sorguladıktan sonra kendime nescafe yaptım.

    bir daha kolay kolay uyumam ofiste.
  • on sekiz mayıs iki bin on üç gecesi.

    beylerbeyi çamlıca caddesi üzerinde yanımda elli yaşlarında biriyle, evlere baka baka küplüce istikametine doğru gidiyorum. ama yokuşun dikleştiği çamlıca sitesi'ne yaklaştığımız noktada sağıma baktığımda eski evlerin üst katlarının yıkılmış olduğunu görüyorum. alt katlara ilişilmemiş, üst katlar yıkılmış. sekiz on kadar bina böyle. belediyenin yeniden güzel biçimde inşa ettirmek için eski, tarihi ve orijinal hallerini yok etmesine kızıyorum. yanımdaki elli yaşlarındaki adama dert yanıyorum: "böyle belediyecilik olmaz, gitti güzelim evler."

    aynı şekilde beylerbeyi küplüce yolu'nun yine küplüce tarafındaki eski evlerin de üst katları yıkılmış; adı geçen yol ile caddenin kesiştiği yerdeki küçük sarı bina (bilmiyorum otopark mı, ardiye mi) yıkılmış, şöyle yirmi metrekare kadar bir boşluk açılmış.

    daha ilginci çamlıca sitesi'nin yanında 19. asırdan kalma bir cami görmem. taş yapının üzeri çimento ile sıvanmış, çirkin bir hal almış. "allah'tan camiyi yıkmamışlar." dedim.

    rüya bundan ibaret.

    not: sözü geçen cami gerçekte var değil.
  • yirmi altı yahut yirmi yedi mayıs gecesi .

    yalnız başıma yürüyorum. semtin kuzguncuk olduğunun farkındayım ama hangi sokak olduğunu tam kestiremiyorum. sağıma baktım. bir yokuş. sanki hacı mehmet ali öztürk camii'ni görür gibiyim. etrafımda -kuzguncuk'un üst taraflarını bilenler bilir- gecekondu gibi eski yapılar, apartımanlar vs. var.

    küçük bir yol ağzındayım. sağ taraftaki yol, sözünü ettiğim yokuş. soluma döndüğümde yokuş aşağı iki yol, bir de benim yürüyerek yol ağzına kavuştuğum arkamda kalan dördüncü yol. altmış derece kadar soluma dönünce solumdaki iki yolun ağzında bir arsa. eskiden tek katlı bir yapı varmış, yıkılmış. duvar enkazında gördüğüm dolu tuğlalardan anladığım kadarıyla en aşağı elli senelik. yıkıntılar arasında eski ve solmuş bir tabela görüyorum. burası bir tür ev müze ya da kütüphane imiş. ardından nereden öğrendim, yahut o anda kim söyledi bilmiyorum. bu ev müze/kütüphanede sadece 30-40 kadar kitap varmış. evin sahibi ölünce evinin böylece korunmasını istemiş fakat binayı arsası değerli olduğundan yıkmışlar. mahalle muhtarından öğrendiğime göre -bu arada ne onu gördüm, ne de sesini hatırlıyorum- kitaplar ve ölen ev sahibinin eşyaları muhafaza olunmuş ve üsküdar'da bir kütüphaneye teslim edilmiş.

    rüya bundan ibaret.
  • yirmi altı haziran iki bin on üç sabahı.

    ben bir adama iki el ateş etmiş ve onu öldürmüşüm. polisler peşimde. yakalanmamak için saklanıyor ve kaçıyorum. çevremdeki insanların beni gammazlamasından endişe ediyorum. genelde konuşmalarımız şöyle gerçekleşiyor: "yahu tek el ateş etsen "kaza idi" derdin. neden iki kez sıktın?", "niye başından vurdun?", "en aşağı otuz sene yersin.", "bence teslim ol." vs. vs.

    neyse polisler kaldığım yurda geliyorlar. suçluyu bulmak için. yatağımın dibindeler. bana soru soruyorlar. uykulu numarası yapıyorum, sorularına zorlukla cevap veriyorum. onları kandırdım, gittiler.

    sonra bir taylandlı sevgilim var. ismini bilmiyorum. en çok da ondan ayrılması üzüyor beni. onu teskin ve teselliye çalışıyorum.

    kaçıp kovalamacalar sürerken şunları düşünüyorum: "doktorayı da bitirdikten sonra teslim olayım. iyi hal falan derken beş senede çıkarım. o arada içeride kitap okur, yazarım." diyorum.