şükela:  tümü | bugün
  • ankara'da bi gece sarhoşken belediyenin önündeki fıskıyeyi kırmıştım yanlışlıkla. sonradan çok tantanası olmuş diye duymuştum.
  • aniran yada laftan anlamayan cocuklara, kaza susu verip ayagina basmak, kafasina kol saatiyle carpmak
  • (bkz: dedemi öldürdüm)

    dinle. bunu ilk kez anlatiyorum. almanyadan türkiyeye, annem ve babam tarafindan babaannemle yasamaya terkedildigim vakitler dedemi yeni tanimistim. ben dedemi tanidim taniyali, akli dengesini kaybetmis bir adamdi. ben oraya gelmeden cok önce attan düsmüs, ayagi atin sirtindaki seye takili kaldigi icin epey yerde sürüklenmis, akabinde aklini kaybetmis. bazen beni oglum, abimi de kizim diye severdi. yemek yemek icin her seyi yerlere döker, neden döktün diyice dövmeye kalkar, durduk yere sinirlenir, hicbir sey yokken vurur, genelde cok iyi olmasina ragmen kötü yanlari beni korkuturdu. bir gün sulu boyalarimla resim yaparken, su doldurdugum ve artik renklerden dolayi var olmayan, garip bir renk almis suyu tezgaha koymustum. ablamin bircok kez onu oradan alip yikamam gerektigini söylemesine ragmen üsengeclige vurmustum. sonra dedem kalkti, tezgaha dogru gitti. merak etmis olacak ki o bardagi aldi, bakti.. bakti.. agzina dikti. hepsini tek seferde icti. bakip bir sey diyememistim. hem dedemden korkmustum, o an kosup elinden alsam muhtemelen vururdu. hem de kimseye diyemedim, cünkü ablam "ben sana onu oradan al demedim mi" diye kizacakti ve herkes bana karsi olacakti. cocuktum, güldüm. olabilecekleri düsünemedim. sonra zaten hasta olan dedem iyice hasta oldu, yatagindan kalkamadi. agzindan sürekli beyaz tükürükler geliyordu. ben hic benden kaynakli olacagini düsünmedim. sonra dedem öldü. birgün kalktigimda üstüne beyaz carsaf, onun da üstüne bicak koymuslar. bicagi ruhu evde kalmasin diye koyarlarmis. büyüdükce, düsündükce anladim. galiba dedemi ben zehirlemistim. 25 yasinda bunu ilk kez anlatiyorum/yaziyorum ve nasil dert olmussa suan acayip rahatlamis hissediyorum.
  • okulun bahçesini yaktim yanlışlıkla (asfalt dahil)

    cocuk parkindaki oyuncaklari kirdim

    bisiklet caldim

    ehliyetsiz arac surerken polise yakalandim (nezarethanede bitti olay,benimle beraber birini daha yakaladılar geldi babası onu aldı ama benim babam kalsın dedi ... "kalsın!",sabaha kadar karpuz yedirdiler işetmediler öyle eziyet görmedim)

    tek seferde 4 ayrı trafik suçu isleyip kendi adıma kirilmasi zor bir rekora imza attim eve desteyle geldi ceza, babam - "anan baban belli ama sen nasil piç oldun onu hala anlamadım" dedi, "hastanede karışmışımdır!" diyince küfretti. pişmanım bi daha öyle şeyler yapmadım hiç.

    sayamadigim kadar cok kavgada yumruk tekme kafa attim ve yedim, hastanelik olmadim (yani hic dikis atilmadi) ama 1 kisiyi ettim, haketmişti ama pismanim.

    ilkokulda okulun elektrik tesisatini yaktim (bence tesisat zayifmis)

    413 e atakuledeki şaka dükkanından aldığım koku bombasi attim, önden binen herkes parasini odeyip ortadan geri indi. milyonlarca tl zarara sebep oldum (bilet zaten bi milyondu)

    subayevlerindeki bir yol calismasindan kuka ,kırmızı/beyaz şerit, bariyer aşırıp mahallenin tum giris ve cikislarini kapattik, 45 dakika boyunca kimse cikamadi mahalleden, en son polis geldi acti.

    zabita karakolunun bankini caldik cocuk parkina koyduk sene 1994 de, bank hala cocuk parkinda.

    zabita karakolunun bahcesindeki gullerin hepsini kesip sevgilime hediye ettim,surat yapti ve icinden sadece birini aldi, geri kalanini anneme hediye ettim uzerine soyle bir not ilistirip "hayatimdaki tek kadina"..

    yargıya intikal etmiş bir bakaya suçum vardı, askere gittim bitti..

    ruhsatını yenilemediğim için kapıya polis geldi silahımı aldılar, bir sürü ceza geldi silah da gitti. mahkemeye çıkacakmışım.

    arkadaşım stüdyodan baget çaldı göz yumdum

    üniversitenin yeni kurulan bilgisayar laboratuvarında yayılan ufak bir "şaka" yazdım, bios logosu, 98 boot logo,oem logo ve desktop a satanizm içerikli bi çizimi yerleştirdim. tabi üniversite fatih üniversitesi olunca biraz sorun çıktı. meslekten atarız dediler! konuşmazsan atarız dediler!!

    4 arkadaş toplanıp mahallenin çıkmaz sokaklarının başındaki arabaları kaldırıp yolu kapattık, yakalandık, polise şikayet ettiler eşşoleşşek dediler

    babamın stajyerinin sigarasının içine mantar tabancasının patlayıcından sıkıştırdım, sigarayı yakınca patladı adamın gözüne kaçtı , babam kafi miktarda dövdü beni.

    babamın daktilosunun iğnelerinden birinin ucuna aynı patlayıcıdan yerleştirdim, yanlış hatırlamıyorsam "/" tuşuydu. patladı. stajyer korkudan oraya öldü...

    lisede 2. kattan müdürün keline tükürdüm ve suç başkasına kaldı. üstelik "ben yaptım" demem rağmen.

    babamın ofisindeki iki telefonun ahizelerini birbirine ters şekilde koyup herbirinden birer numara cevirip tel sapıklığı yaptım, nasil oldu bilmiyom ama yine yakalandım.

    altınparkta melih gökçeğin tükürdüğü o heykele olaydan bir kaç gün önce güvenlikler bizi kovaladığı için kızıp işemiştik. küçüktük. m.gökçek koktuğu için tükürdü sandık.
  • üniverisiteden mezun olmuştum.
    önümde iki seçenek vardı ya askere gidecektim yada çalışmaya devam edecektim.
    okurken çalışıyordum ama iki tarafıda idare edebilmek için gevşek bir işti bu,
    part time'ın hallicesi. okul bittiğine göre biraz daha eli ayağı düzgün bir iş bulmak lazımdı. mevcut işimde çalışmaya devam ederken diğer taraftan da yeni iş bakınıyorumdum. birgün zamanında eğitim verdiğim şirketlerden birinden bir arkadaş aradı, iş aradığımı duymuşlar görüşmek istiyorlardı. randevulaştık, zamanı geldiğinde görüşmeye gidiyorum. rusya'da şantiyeleri ve binlerce çalışanı olan bir inşaat şirketi. güzel bir teklif sunduyorlar o günün şartları için. şantiyelerdeki ve istanbul'daki bilgisayarlara donanım ve yazılım desteği vermem isteniyor. karşılığında 1000 dolar maaş + harcırah alacağım. teklifin en cazip tarafı en çok cezbeden tarafı çalıştığım dönemde yurtdışında çalışıyor gösterecekler beni. bu ne demek üç sene çalışıp askerliği bedelli olarak yapma şansı demek. belli etmiyorum ,biraz düşüneyim diyorum ama milli piyango bana çıkmış kadar seviniyorum için için. anne babama telefon edip konuyu açıyorum, annem ev kadını babam devlet memuru.
    "30 senelik memuruyum ben o maaşı almıyorum." diyor babam ,
    "zaten yanımızda değilsin istanbul'da yaşıyorsun , beni habersiz bırakma ama." diyor annemde. mani bir durum olmadığına göre bu iş tamamdır diyorum şirkete.

    kısa bir süre sonra çalışmaya başlıyorum yeni iş yerimde. herşey çok güzel gidiyor, işe insanlara alışıyorum. işe başladıktan bir ay sonra şantiyeleri tanımak ve genel bir bakım için ilk rusya turuma çıkıyorum. yaklaşık 1 ay sürüyor bu tur. moskova, kazan, tyümen, sibirya'daki 10 civarı şantiyeyi dolaştıktan sonra sochi ve bakü'ye gidip geri dönüyorum istanbul'a. komünizm terkedilmiş olmasına rağmen hayat çok kolay değil. temel ihtiyaçlarını karşılıyorsun ama seçim yapma şansın yok paran olsa bile.
    özellikle sibirya tam bir mahrumiyet bölgesi. değişik bir dil , değişik bir coğrafya , değişik insanlar kısaca benim için yeni bir tecrübe, hoşuma gidiyor.
    sonraları böyle büyük turlar yapmıyorum nokta atışları yapıp üç beş günlük ziyaretlerle hallediyorum işlerimi.

    çalışmaya başlamamdan yedi sekiz ay sonra moskava'ya seyahat etmemden birgün önce muhasebe müdürü ve genel müdürün çok acil beni çağırdığını söylüyorlar.
    koşarak genel müdürün binanın en üst katında olan odasına koşuyorum , bir taraftanda ne oldu acaba ? saadet buraya kadar mıydı ? diye düşünüyorum.
    sekreteri beni görünce hemen odaya buyur ediyor. muhasebe müdürüyle aram iyi muhabbet gırla gidiyor da genel müdür nemrut adam.
    "otur" diyor başını kaldırmadan bir şeyler yazıyor aynı zamanda. oturuyorum bir koltuğa derin bir sesizlik içinde bekliyorum. yazması bittikten sonra başını kaldırıp bana çeviriyor ve "soruşturdum seni" diyor. şaşırıyorum , bir tepki veremiyorum.
    "güvenilir, çalışkan bir çocukmuşsun" deyince rahatlıyorum biraz.
    şantiyelerdeki izlenimleremi soruyor ve işçilerin genel durumlarından bahsediyoruz.
    konuşmanın bir aşamasında "sana güvenebilir miyiz" diye soruyor.
    "evet , güvenebilirsiniz" diyorum ama ne olduğunu anlamıyorum.
    o zaman bana şantiyelerin acil olarak yüklü bir nakit paraya ihtiyaçları olduğunu ,
    para transferinin bankalar üzerinden yapılmasının zaman aldığını o kadar zamanlarının olmadığını söylüyor.
    "yarın sabah giderken bu parayı götürebilir misin" diye soruyor.
    ilk anda şok oluyorum, o şokla "evet" diyorum ama hiçbir fikrim yok aslında.
    aklımda sorular uçuşuyor , nasıl olacak ? ne kadar para ? yakalanır mıyım ? yakalanırsam ne olur?
    genel müdür evet cevabını alınca muhasebe müdürüne dönüyor ve üçyüzbin dolar hazırlayın teslim edin diyor.

    işte böyle başlıyor uluslararası kuryeliğim ve yurdışına döviz kaçırma maceram.
  • bayagi kalabalık bi listem var aslinda, ama kendim icin bi bok yapmadim.

    sene 1999 belki de 2000 turkcell online sisteme girmisti. ınternetten kontor satis isine girecekti, baktim sistemleri kabak gibi açık, anneme 2000 kendime 100,arkadasa 1500,onun kardesine 1500,sonradan yavsak olan çocukluk arkadasima 2000,liseden cesitli arkadaslara ve akrabalara toplamda 15000 kontör yuklemistim. o zaman bi sms 4 kontor, bir dakika konusma 20 kontoru buluyor. varin siz düşünün

    ertesi gün annemin dürüstlük komasina girip, arayip anlatacagim, icim rahat degil demesi ile arkamda tek iz bile birakmamis bendenizin yusuflamasida bir olmustur. kontoru 2 gunde bitince tekrar istemistir, ama bi daha tövbe.

    he bi de hepsiburada. com da acik bulmustum, o zaman mahallede, kocası yeni vefat etmis, kendisi temizlikcilik yapan, 4 cocuga bakan, canim firuze ablamiz vardi(olaydan bir kac sene sonra rahim kanserinden vefat etti) oglu bogazicini kazandiydi, laptop lazim oldu, e luks bisi tabi, ona bilinmeyen bi adresten hediye olarak gondermistim, tabi o da zenginden alip fakire verme eylemi idi (aydin dogani hiiic sevmem)

    bayagi bişi var da zaman aşımı olana kadar onlarıda yazmayayim, malum çok sistemci suserlarimiz var. lakin kendime tek çöp almamisimdir.
  • sözlük ahalisinin çok büyük bir çoğunluğu için.
    (bkz: devlet büyüğüne hakaret)
    (bkz: emmeli gömmeli)

    çok hayvansınız lan.
  • rüşvet alıp para istiflemek, vakıf kurup tehtit ve makam kullanarak para toplayıp toplanan paraları kullanılmaları gereken yer dışında kullanmak, tehtit, adam kayırma, şantaj, cinayete azmettirmek, ihaleye fesat karıştırmak, 1. derece sit alanına villa yaptırtmak, arazi mafyası faaliyeti yürütmek, envai çeşit yalan söylemek, suçu ve suçluyu övmek, adam dövmek ve dövdürmek...

    ne pis adammışım be.

    edit: unutmayalım, unuttutmayalım.
  • ilkokuldayken okulun asma katında bulunan dev bayrağı (belki o zamanlar dev gelmişti bilemiyorum; çünkü 20 yıl sonra yeniden gördüğümde okulu bir zamanlar bana dünyalar kadar büyük gelen bahçesi ne kadar küçük gelmişti.) düşürmüştüm (bkz: sakar olmak).

    bayrağı düşürmek en felaket suç gibi gelmişti; biri gördüyse diye günlerce (şimdi düşününce 2 gün filandır) korkuyla yaşamış yeter artık bu korkulu bekleyişle geçirmeyeyim ömrümü jandarmalar gelsin de götürsün beni götüreceklerse diye düşünmüştüm.