şükela:  tümü | bugün
  • otobüste tutunmaya çalışırken tanımadığım birinin saçını çekip çok utanmıştım.
  • birgün petekdoku'ya attığım özel mesaja abla diye başlamıştım...

    hey güzel allah'ım ne utançtı...
  • son bir haftadır sabahları erkenden kalkıp akbük'e bağlı çamarası mevkiinde koşuyorum. caddebostan sahilinde dümdüz yolda koşmaya alışmış bünye rampaları tırmanmanmaya alışık olmayınca epey zorlanıyor normal olarak. durum böyle olunca; bir rampanın başında tepe noktasına bakmadan sağa sola bakınıp, kulaklıktan gelen müziğe bağıra çağıra eşlik ediyor ve ağır tempoda tırmanıyorum rampayı.

    geçtiğimiz salı sabahı yine bir rampayı tırmanırken yolun bir tarafında iki inek diğer tarafında da 5-10 koyundan oluşan küçük bir sürü gördüm. sabahın erken saatinde otlasınlar diye bırakılmışlardı herhalde. görünce dayanamadım önce koyunlara "günaydın" dedim daha sonra diğer tarafa dönüp bu sefer ineklere "günaydın" dedikten sonra "naber lan inekler" deyip koşmaya devam ettim.

    tek taraflı selamlaşmalarımız bu sabaha kadar devam etti. bu sabah yine önlerinden geçerken "günaydın" deyip hal hatırlarını sordum ve koşmaya devam ettim, dönüş yolunda tam otlayan hayvanların hizasından geçerken zeytin ağaçlarının altında bir hareket farkettim. dikkatli bakınca ihtiyar bir amcanın bana dönmüş el kol hareketleri yaparak bir şeyler söylediğini farkettim.

    hemen kulaklıkları kulağımdan çıkartıp "buyur amca" dedim. amca biraz sinirle "kaç gündür gidip gelirken şu hayvanlara hal hatır soruyon bi kere dönüp de bana selam bile vermedin" dedi , şaşırıp kalmıştım tam ağzımı açıyordum ki amca benden hızlı davranıp "hadi selam vermedin allah'ın selamını niye almıyon, nasıl adamsın sen ?" deyiverdi.

    haydaa ! ben günlerdir ne amcayı gördüm ne de kulağımda çalan müzik yüzünden söylediği bir sesi duydum. amcanın yanına oturup onu zeytin ağaçlarının arasında görmediğimi , kulaklıkta yüksek sesle müzik dinlediğim içinde selamını duymadığımı anlatmaya çalıştım. biraz sonra yanından kalkarken ikna olmuş gibiydi ama bir haftadaır yaşlı başlı adamı sinirlendirdiğim için kendimden utanmıştım.

    haa ! bu arada amcayla vedalaşıp tekrar koşmaya başlamadan önce söylediği "bu saatlerde domuzlar dolaşır buralarda dikkatli ol!" sözü amcayı ilk günlerde duymadığıma pişman etmişti.
  • sağlıklı yaşamaya karar verdiğim bir dönem günde 4 litre su içip çiğ sebzelerin içinde boğuluyordum. evden çıkıp fenerbahçe parkına yürüyüşe gittik arkadaşlarla. elmadır yoğurttur tatsız ve lezzetsiz ne varsa aldık banklara oturduk. ben de kaptırıp orda biraz fazla su içmişim. neyse kalkarken fenerbahçe parkı içindeki tuvalete gittim afedersiniz. baktım, dedim mümkün değil çok pis ben eve kadar tutarım. neyse bindim taksiye. tam evime 50 metre kala ilerdeki pazar yüzünden trafik tıkandı. dedim olmayacak ben inip yürüyeyim. yürüyorum, trafik kilit. saat de 7 falan gayet günlük güneşlik. tam caddenin yanında 3 katlı devasal bir nargileci var. onun önünde bi ıslaklık hissettim. sonra bi baktım etrafımda devasal bir çember oluşmuş. ama yeminle ben salmadım kendi gitti. sağımda zilyon tane trafikte sıkışmış araba, solumda nargile kafe. şov yapıyorum anlayacağınız. utançtan ben bu sefer hüngür hüngür ağlıyorum. gözümdeki eyeliner yere falan akıyor. koşarak eve gittim ve bir ay boyunca evden ana caddeye gitmek için yolumu 12 kat uzatarak arkadan dolandım. o güneş gözlüğünü ve neon (işiyorum beni izleyin demek için giydim heralde?) yağmurluğu bir daha giymedim. tuvaletiniz gelince ne olursa olsun gidin, sevgiler.
  • lisede servis minibüsünden inerken montumun kolu cama sürtünmüştü ve çıkan sesten gaz çıkardığımı sanıp gülmüşlerdi.
  • hiç unutmam ilkokuldaydım o zamanlar, 3.sınıfta.
    böyle bahara yeni girdiğimiz nisan aylarındaydık ve mevsimleri tanıyorduk. bir sonraki hayat bilgisi dersinde hoca ağaçlardan dallar koparmamızı ve patlamış mısır getirmemizi istemişti evden. bunlara o patlamış mısırları yapıştırıp çiçek açmaya başlayan baharı tasvir edecektik.
    o gün ben de alelacele gitmiştim okula ve patlamış mısırları dala yapıştıracağımız uhuyu unutmuştum.
    işte tam da o gün bir de sınıf öğretmenimiz gelmemişti. hasta mıydı yoksa işi mi çıkmıştı bilmiyorum, tam hatırlamıyorum.
    bir kaç dersimiz boş geçti derken başka sınıfın öğretmeni bir bayan hoca geldi. ama kendisi o kadar güler yüzlü melek bir hocaydı ki bizimkinin yanında çok sevinmiştik zira bütün okul da kendisini çok severdi.
    -evet çocuklar konu ne, ne yapıyoruz, dedi.
    anlattık kendisine dersi, konuyu ve yapılacak şeyi güzelcene.
    -aaa harika, hadi bakalım başlayın, dedi.
    tabi çıkardık her şeyi başladık yapmaya. bende yapıştırıcı yok tabii, düşünüyorum kara kara napsam diye. yandaki uyuz sıra arkadaşımdan rica ettim. kız zaten hem cimri olduğundan hem de bana gıcıklığından "bende de fazla yok, yetmez veremem" dedi. "paylaşsan ölür müsün be" dedim içimden.
    neyse ben de napayım başladım takmaya yapıştırmadan patlamış mısırları dalların çıkıntılarına. beş dakikada bitti işim, öyle bekliyorum.
    hoca kalktı bir süre sonra dolaşıyor sıra aralarında.
    - hani bakayım bitiren var mı dedi, bana doğru geldi. başladı mevsimlerden bahsetmeye, ilkbaharda nasıl ağaçlar çiçek açarmış, mis kokular olurmuş, doğa yeniden uyanırmış diye.
    - işte bakın arkadaşınız ne kadar güzel yapmış, böyle yapacaksınız, dedi ve eline aldı sırada güzel güzel duran çiçek açmış dalımı.
    aman hocam demeden kaldırdı bütün sınıfa göstermek üzere. ve çiçekleri patır patır döküldü tabi ki dalından yerlere.
    korktuğum başıma gelmişti ve herkes de kahkahayı patlatmıştı bile.
    o melek öğretmen önce bir şaşkınlık yaşadı noluyor diye, sonra o da bastı kahkahayı:
    - sen bunları yapıştırmadın mı? diye.
    o an patlamış mısırlar yere patır patır dökülürken benim de başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
    arkadaşlarım da bana beceriksizliğimden dolayı gülerken yer yarılmış ben de içine girmiştim sanki, çocukluk işte...
    oysa neden öyle çabuk bitirmiştim ki bilmem? şimdiki aklım olsa biraz oyalanırdım tabii. *
  • bundan 4 sene önce denizbank'ta işe alınmıştım. eğitim için istanbul'a gittim. maslak civarlarında olması lazım yanlış hatırlamıyorsam, dedeman otelde kalıyoruz. bir gün önceden gidiliyor ertesi sabah eğitim başlıycak.

    neyse akşam üstüne doğru yerleştim otele yemeğe ineyim dedim. yemekte de ne kadar enerji veren şey varsa yedim 1-2 saat sonra fitness salonuna inerim diye. boğa gibi at gibi bişey oldum kulaklarımdan ateş çıkıyor adeta..

    -1 den bindim asansöre. tam kapı kapanacakken bi kol uzandı durdurdu kapıyı. kıkır kıkır gülerek 3 tane afet daldı asansöre. kapandı kapı çıkıyoruz. ben 8 e bastım bunlar 7 ye bastı.

    anasını satayım hayatta en dayanamadığım şey yeni duş almış kadın kokusu. söylerken bile bi garip oluyorum. asansörün kapısı kapandıktan sonra içeriyi böyle bebeksi şampuan kokuları parfüm kokuları bastı mı. up uzun fönlü saçlar bide ne hikmetse hepsi afet anasını satayım. kısa şortlar bilmemneler.

    kokuyu ilk algıladığımda şöyle deriiin bi çektim içime ama tamamen istem dışı. sonra "hassktir" diyip sağa sola baktım çaktılar mı diye. aynadan görüyorum kulaklar kıpkırmızı olmuş. asansörün sol üst köşesine diktim gözleri konsantre oluyorum. 5 kat falan kaldı dayanmaya çalışıyorum.

    çok afedersiniz öküzüm biliyorum ama bi tanesinin yemin ederim kavun gibi göğüsleri vardı. nasıl tarif edilir bilmiyorum resmen kavun ya işte.

    nefesimi tuttum. 2 kat kaldı. donmuş gibi mal gibi duruyom öyle köşeye bakarak. ama arada gözüm kayıyor kızın memelerine. infilak edecem 4-5 kat daha olsa kesin.

    neyse 7. kata geldik çok şükür. iniyorlardı tam inerken kızın oda kartı mı havlu kartı mı neyse o düştü arka cebinden.

    hemen aldım yerden tam doğrulurken kıza seslendim : "pardon memeniz düşş.."

    nefesimi tutmuş olmaktan dolayı bide mal gibi hızlı nefes alıp veriyorum. düşünsenize tipi. kıpkırmızı kulaklar, durduk yere nefes nefese kalmış bi mal "meme" diyor bide amına kodumun. işte o benim.

    hiç düzeltmedim. kartı uzattım. aldı "teşekkürler" dedi. kapı kapandı. bunlar bi bastı kahkahayı. heh dedim amk oldu olanlar. geberiyom utancımdan ama nasıl.

    o akşam kederden gitmedim fitness a falan yattım uyudum hemen unutayım diye.

    ertesi sabah dersin verileceği binaya gittim kahvemi aldım. tam o esnada tanıdık bi koku geldi burnuma. ondan sonra tanıdık bi gülüşme. dudaklarımı ısırdım arkamı döndüm. başımı yerden kaldırmadan kahvemi alıp sınıfa geçtim.

    hiç aklıma gelmediydi lan bunların da eğitime gelmiş olabileceği. neyse sonra çok iyi arkadaş olduk hepsiyle tabi 2 hafta sonra bu asansör muhabbetini geyik haline getirmiştik. ama allah biliyor ya hayatımda böyle rezillik yaşamadımdı o ana kadar.
  • eczanede doktorumun yaptığı komiklerle ilgili konuşurken birden arkamda belirmesi.