şükela:  tümü | bugün
  • eski erkek arkadasımın evinde takılıyoruz. çocuk bildiğin clubber oha falan oluyor yani arasıra evet. neyse bu sürekli çıktıslı parçalar açıyor ben de gitgide sevmeye başlıyorum. sonra mükemmel bir parça açıyor ve ne olduğunu sorduğumda da "dj tarkan bunu benim için çaldı bilmemne diye aratırsan bulursun" diyor ve ben de bunu yiyorum, safız ya. daha sonra biz bu çocukla ayrılıyoruz haliyle arkadasıyla da irtibatım kopuyor. ben bu parçayı arıyorum arıyorum bulamıyorum. aradan bir kaç sene geçiyor tekrar aklıma geliyor ve dj tarkana mail atıyorum. sesimi kaydediyorum bir 'şarkı adı sorup hemen silicem' diyerekten maili gönderiyorum. gelen cevap şu;
    arkadaşınız sizi kandırmış bu bilmemkimin parçası bu arada sesiniz çok güzelmiş
    mailime cevap gelmesi acaipti, hic cevap beklemiyordum açıkçası. sonra tabi buluyorum parçayı indiriyorum ve kopuyorum. size de ses kaydımı yollayabilirim eheh
  • gunesli bir kis gunuydu... ya da yagmurlu bir yaz gunu... tam hatirlamiyorum. arkidesimle bulusmak uzere duraga seyirtiyordum ki tanimadigim bir genc seslendi:
    cocuk- pardon! arkadasiniz sizi ilerde solda duvarin ustunde bekliyor.
    ben- nasil yani? bu kadar insan arasinda ne biliyorsun onun beni bekledigini ya da benim onla bulusacagimi?
    cocuk- seni bekliyor gibi gorunuyordu.
    ben- (deli lan heralde, sivisayim ben.) hehe tabi oldu size iyi gunner.
    ve arkides cidden cocugun dedigi yerde bekliyordur! (bkz: mavi ekran)
  • sözlük yazarının manavla imtihanı...

    oysa her şey ne güzel başlamıştı, evde yemek hazırlarkene salata için marulun eksik olduğunu görüp, manavdan marul almaya çıkmıştım.

    - sen sofrayı hazırlamaya başla ben köşeden marul alıp geleyim. kediye de dikkat et sofraya çıkmasın.

    + tamam, çabuk gel.

    ...

    manava vardığımda manavcı hararetle telefonla konuşuyordu. uzun ve bitmeyecek bir konuşma havası olduğunu kulak misafiri olduğum daha ilk saniyede anlamıştım ama bir umut müşteri velinimettir diyen bir esnaf hemen ilgilenir diyerek görme alanı içinde beklemeye karar vermiştim.

    manav: ertaaaaan..ah be ertan bırak şimdi.

    ben: -marullar da güzelmiş, hmm dereotu evet çok şeye bakayım da alacaklı gibi belki ilgilenir-

    m- ertan zararım 500 milyon ertan. bunu normal bir insan alır mı ertan. -bunları söylerken karpuzları gösteriyordu. belli ki karpuzlarla bir sorunu vardı.-

    e- ... ... .. (duyulmuyor tabi telefondan)

    m- ertaaan dur allahaşkına şimdi ertan. -bana dönerek- abi gel abi gel...-abi tabi ki gitmez, nolüyür la diyerekten.-...abi tut şunu bi..ya tut abi.
    -kucağa 10 kişilik bir karpuz verilir.- baksana abi sen alır mısın bunu abi söyle. ertan bak müşteriye veriyorum ertan.

    b: -kucakta karpuz, elde poşet, kulakta manavın tuttuğu telefon- usta karpuzların maşallahları var.

    m- alır mısın abi söyle şuna...ertan dinle ertan. -alınmaz diyeceğimden çok emin.-

    b: yani evde 10 kişi varsa alırım da 4 kişilik aile için fazla büyük.

    e- tamam abi.

    m: ertaaan zararım ne olacak ertan...-bu arada bir poşet alır manav eline, ağzı ile açar bana uzatır. hani ne alacaksan koy hadi diye.-

    ben usulca marulu poşete koyup bekliyorum. sanki artık yavaştan bitecek gibi bu durum.

    m: ertan ne 7-8 kilosu ertan. 17-18 kilo mu demek istiyorsun ertan....gel abi, abi gel bi allahaşkına gel.

    noldu der gibi el kol yapıyorum ki küt kendimi karpuzların içinde buluyorum.

    m: seç abi, abi seç bitane abi...al abi şurdan bi tane abi.

    b: ya ben napacam sen ver bi tane napacaksam yapayım.

    m: ertan bak en ufaklarından veriyorum ertan. söyle abi en ufağı diye abi. -telefon yine manav tarafından kulağıma sokulur.-

    b: ufağından verdi ertan.

    m: -karpuzu teraziye koyar 14 kilo çıkar.- ertaaaan al bak müşteri söylesin... abi kaç yazıyor abi söyle abi kaç yazıyor.

    b: 14 kilo.

    m: ertan gördün mü ertan...ne arkadaşı ertan müşteri söylüyor ertan.... ertan bunları napıcam ben ertan böyle karpuz mu olur ertan.

    en son usulca kendimi dereotlarının içine bıraktım....
  • gördüm. daha öncekiler gibi değildi gördüğüm.
    gözlerime baktı, gözlerine baktım; gülümsedi, gülümsedim. gözlerini gözlerimden ayırmadan bana doğru yürümeye başladı. yaklaşıyordu. her adımında kalp atışlarım biraz daha sıklaşıyordu. ona doğru yürümeyi düşündüm; saçma geldi, vazgeçtim. ellerimi ceplerime soktum, çıkardım. sonra sağ elimi tekrar soktum, tekrar çıkardım. iki elimi arkada birleştirmek geldi içimden, yapmadım. ellerim yıllardır benimle birlikte değillermiş de o an ortaya çıkmışlardı sanki. aramızda bir kaç adım mesafe kalmıştı. yüzündeki ifade değişmemişti; gülümsüyordu hala. avuçlarımın terlediğini hissettim. başımı hafifçe öne eğerek selamladım. hayatımda gördüğüm en güzel varlık gözlerimin içine bakarak ve gülümseyerek bana doğru yaklaşıyordu ama benim aklıma başımı hafifçe öne eğerek selamlamaktan başka bir şey gelmiyordu. “salaksın” dedim kendi kendime. artık yanımdaydı. “excuse me?” dedi. “şey, size demedim” gibi bi’ laf çıktı ağzımdan söylediğim şeyi duyduğunu zannederek. “how can i go to beri blues bar?” tarzında bi’ şey söyledi. yıkıldım. kadın bildiğin ‘adres sormak için yöre halkına yavşayan turist’ çıkmıştı. cevap bile vermek istemedim o an. ama elim 20-30 metre ilerdeki mekanı gösterdi gayriihtiyari. “thank you!” dedi ve gitti. siktir git!
  • cumartesi akşamı en yakın arkadaşla sinemaya gidilir. güzelce film izlendikten sonra gece 1'e doğru sinemadan çıkılır. otoparkta arabaya binip eve gitmek üzereyken, otoparkta yürümekte olan aynı meslekten bir tanıdık görülür.

    y:yetersiz
    a:arkadaş

    y: bak bak şurdaki çocuk da bizim meslekten.
    a:hangisi?
    y:şurda bak yürüyor.
    a:hani göremedim. adı ne?
    y:unuttum çocuğun adını yahu. şurda bak.
    a:göremedim.
    y:(arkasından uzun uzun bakılır ve çok tuhaf bir tonlama ve konuşmayla -hüzünlü ve geri dönmeyecekmiş gibi umutsuz-) gitti....
    a:ulan ne biçim "gitti" demek o? sanki çocuk öldü de arkasından ağıt yakıyorsun "gittiiiii, gitti gitti" diye.

    gülüşülür haliylen. yola devam edilir. ertesi gün öğle saatlerinde aynı çocuğun bir kaza sonucu vefat ettiği haberi gelir.

    ağzıma sıçayım diyorum saatlerdir kendime.
  • 2 ay önce rüyamda biri ertesi gün elektriklerin kesileceğini söyledi. ertesi gün oldu kahvaltı yapıyoruz. bir an evin alarmı bibip bibip diye ötmeye başladı. dayı dedim bu ses ne, elektrikler gitti ondan ötüyo alarm dedi. ben, nasıl yaa diyerek kaldım öyle.
  • yazarların kafasını saatlerce meşgul eden en son bir entryde yer bulan olaylardır.

    bir ay kadar önce barcelonada içinde telefonumun da olduğu çantamı çaldırdım. haliyle hayatta geri gelmez diyip umudumu kestim. fakat bu gün adı a harfiyle başlayan, yani kişi listesinin ilk sıralarında bulunan 3 arkadaşım yabancı bir numaranın kendilerine whatsapptan fotograflarımı atıp bu kızı tanıyor musunuz diye sorduğunu söyledi. acaip panikledim. ben telefondaki tüm şeyleri sileceklerini düşünmüştüm ama şimdi çok alakasız bir adamda yüzlerce fotograf, tüm mesajlarım ve mail boxıma erişimim vardı. numarayı aldım ve whatsapp'tan çocukla konuştum. fotograflarımı göndermek için msn istedi öyle bir tip işte. telefonumu nerden bulduğu defalarca sorsam da cevaplamadı. zaten ingilizcesi de baya kötü. msn değil de dropbox çok daha hızlı olacağı için şimdi ona dropbox indirtmeye çalışıyorum.

    bir ara telefonu türkiyeye postalayabilir mi diye sordum aynen bu cevabı verdi. "wuy not"
    teşekkür edince de "we are brothers, mussulman, la illaha illa allah" yazdı.

    şu an çok dehşetlerdeyim. sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum ve bu işte bir iş var gibi geliyor. nedense adamın sadece bu kadar iyi olduğuna inanamıyorum. şanki sonunda bir bokluk çıkacak bir şeyler olacak ve adamda bir sürü fotografım var.

    işte böyle enteresan bir olaydı bu gün de günümü maffeden.
  • bir gün otobüsteyim... bir arkadaşım da var yanımda. binenler sürekli akbil istiyor. kaç kişiye uzattım, hatırlamıyorum. neyse ki sonrasında indik. bir adam da aynı yerde bizimle indi. karşıma dikilmiş, "siz melek misiniz?" diye soruyor bana. tanışmak için yeni yöntem mi bulmuşlar, benimle ne kafası buluyor bu deli diye düşünüyorum ama gitmiyor da önümden. bir süre sordu, ben de salak gibi kaldım karşısında. yoksa melek miyim lan ben? vallahi benziyorum aslında.
  • çok enteresan değil ama anlatayım.

    bu aralar acayip bir gerginlik var üzerimde, resmen bana dokunan bin ah işitiyor, öyle bir negatif elektrik birikmiş ki vücudumda dokunanı çarpıyorum sözlük.

    bu aralar stresli bir dönemdeyim, sürekli belgeler hazırlayıp birilerine sunuyorum ve bu üzerimde baskı oluşturdu. en ufak bir geciktirmeye bile tahammül edemez duruma geldim. bugün yine bankadayım, önceki gün hatalı bir işlem yapmama neden olan kadından hesap sormak için numara aldım gişeden. bekliyorum. o esnada çocuklu bir hanım oturdu yanıma. çocuk acayip yaramaz bir tip, koşturuyo banka içerisinde, çiuuuv çiuuuv diye bağırıyor. güvenlikle silahçılık falan oynuyor. annesi de bir türlü zapt edemedi çocuğu, çaresiz. en sonunda çocuğu yakaladı kolundan ve kendisi ile arama oturttu zorla. ama kadın da coolluğundan taviz vermediği için çemkirmiyor çocuğa, ben küçükken böyle yapsam annem çemkirir, susturur ama babam kollardı beni. velhasıl kadın baktı kendisi bir hal çare bulamayacak beni göstererek çocuğa dönüp "- bak bir daha yaramazlık yaparsan abi sana kızar, di mi abisi?" ben de öyle boş boş bakıyorum, ilk defa bir çocuğa kızmam, onu sükunete davet etmem talep edilmişti. ne yapacağımı bilemiyordum, ama o esnada banka işlemimin de yanlış yapılması, deadline'ları kaçırmama telaşı, sıra beklemenin verdiği huzursuzluk, dünyada işini doğru düzgün yapmayan tüm insanlara olan gıcığım birleşip çocuğa patladı. usulca yaklaştım çocuğa, sakallarımı daha iyi görmesi için bir saniyelik bir es verdiğim ve en sakin ses tonumla "- bir daha yaramazlık yaparsan, seni tutar camdan aşağıya fırlatırım, hayatın boyunca jelibon yiyemezsin, anladın mı!!" çocuk pöykürerek bağırmaya başladı, annesi öyle bir bakış attı ki normal bir zamanımda kalkar gider bankaya başka zaman gelirdim ama o kadar sinirli ve stresliydim ki hiç istifimi bozmadan elimdeki numaraya bakıp sıramı beklemeye devam ettim.
    demem o ki, herkes işini doğru dürüst yapsın amınakoyim!
  • biraz önce aynı amelie'deki gibi elimdeki şişenin kapağı yere düşüp birkaç kez sekerek banyonun seramiğine çarptı. arkada dın dın dın, dın dın dın, dınıı dın dın dın, dın dııınıı diye soundtrack çalmaya başladı. bir maceranın içine çekilmek üzereydim. heyecanla kapağın nereye gittiğini anlamaya çalıştım, sonra bi baktım seramik olduğu gibi duruyor, mıh gibi yapışmış oraya, arkası ne oyuk ne de orada bir oyuncak hazinesi var. amnıko derzler, dedim.. boş boş baktılar suratıma. neden genitalleriyle ilgilendiğimi açıklamak için devam ettim: hiçbir çocuğun hazinesini saklamasına izin vermemişsiniz. bak, dedim, klozet kapağının vidalarına, onlar öyle mi, birkaç ayda çat diye kırılıveriyor, alınıyor, veriliyor ekonomiye can veriliyor, dedim azıcık da sert bi ses tonuyla. sonra ortam iyice gerildi. iki aydır üzerlerinde olan alçıları temizlemememe rağmen -ne çok meme oldu öyle- yan yana omuz omuza devrimci mücadelelerinde nasıl yılmadan ilerlediklerinden falan bahsetmeye başladılar "banyo faşizme mezar olacak" sloganları eşliğinde. en sonunda yine büyüklük yapıp çığırtkanlarına, şişenin kapağıyla sıcak temasa geçmiş olanına seslenip, gel, dedim, mutfakta bir şeyler içip bu konuyu iki yetişkin gibi tartışalım. iki kadeh içtik, yoldaş derz dertlenmeye başladı, gönül meselesiymiş. benden önceki kiracı yanıbaşındaki yavuklusu seramiği kırıp yerine bi cadde kızı tadında bir şey koymuş, uzunca bir süre konuşmadık. bir yandan içti bir yandan gözleri dolu dolu banyoya baktı durdu. en sonunda, sol tarafıma bakamıyorum dedi, her anlamda, acıyor abi acıyor.

    buraya kadar sabredip gelen gençler, içinize atlet giyin atlet, havalar iyice buz oldu.