şükela:  tümü | bugün
  • hayatımda yediğim iki efsanevi dayak var. birini yazayım...

    eskiden süper liseler vardı. düz lisenin bir üstü anadolu lisesinin bir altı olarak nitelendirildi. bilenler bilir, süper lise ile düz lise aynı binada olurdu.

    ben ise lise 2'ye kadar ufak bir ilçede süper lisede, lise sonu ise il merkezinde okudum. okulun henüz ilk haftaları. arkadaş çevrem yok, kimseyi tanımıyorum. o zamanlar bir söylenti yayıldı okulda, düz lisenin orta öğretim başarı ortalaması düşük, düz liseye geçelim ki öss'de puanımıza eklenecek olan diploma puanımız artsın diye. tabi bunun yol açacağı sonuç düz lisenin ortalamasının yükselmesi ve bu sebeple düz lisede okuyan bir çok kişinin diploma puanının düşmesi. bu ön bilgilerden sonra esas konumuza dönebiliriz.

    bir teneffüs düz liselerden serseri bir ekip sınıfımıza daldı, aklınıza gelebilecek tüm kombinasyonları kullanarak küfür edip, tehdit ediyorlar düz liseye geçmeyeceksiniz diye. kimseden ses çıkmıyor bizim sınıftan. serde delikanlılık var ya, kalkıp karşılık verdim. biraz itişme-kakışma, nöbetçi öğretmenlerin araya girmesi derken olaysız kapattık fakat sınıftan çıkarlarken "çıkışta bekle" diyerek çıktılar.

    (bkz: çıkışta bekle)

    tabi ilçeden alışkanlık, bu tarz kavgalarda en fazla 1-1 veya 1-2 kavgalar olurdu ki ben de bu kafadayım. aman ne olacak sanki, çok çok 1-2 yer 1-2 atar çıkar giderim hesabındayım. çıkış zili geldi çattı. aheste aheste çıkıyorum dışarı, son derece rahatım, kendime güvenim yerinde. fakat bahçe kapısının önünü görünce bu rahatlıktan eser kalmadı. tabiri caizse (bkz: korkudan dilim götüme girdi) * aman allahım! sayamıyorum bile kaç kişi olduklarını. götüm götüm geriye kaçtım. o anda beynimde bir ampül yandı. okul çıkışı kalabalığın arasından sıyrılıp kaçabilirdim. aksi takdirde sona kalırsam bunlarla da baş başa kalırım demek oluyordu. ve tahmin ettiğiniz üzere planım işlemedi ve fark edildim.

    kavganın başlangıcı güzel gidiyordu. sırtımı yaslamışım duvara önden gelenlere çakıyorum ufaktan ufaktan derken yandan kafama bir darbe, gözümden gök kuşağı çıktı resmen. kafamda yıldızlar uçuşuyor. yerde tamamen savunma pozisyonu aldım ama nasıl vuruyor vicdansızlar. bir müddet sonra bırakıp dönüp yürümeye başladılar. tüm gücümü topladım, kalktım ayağa, arkalarından koşup birine arkadan uçan tekme ile daldım. sonra bunlar dönüp bir posta daha dövdüler beni. *

    geriye her yeri kan revan içerisinde, kırıkları olan düz liseye geçmeyip süper lisede devam eden mal ama gururlu bir ergen kaldı.

    ha unutmadan, rapor sürem bitip okula döndükten sonra bu tayfa sınıfımızı tekrar ziyaret etti. "kardeş kusura bakma dövdük seni de ama delikanlı adamsın, bundan sonra kardeşiz." diyerek. birde tost ısmarlamışlardı o gün. * hala görüşürüz çoğuyla. ara ara hatırlatıp gülerler, ne dövmüştük seni be diye. *
  • yıl 1978 izmir'de lise son sınıfta beklemeli öğrenciyim. o yılları yaşayan her öğrenci gibi siyasiyiz. yaklaşık sekiz, on kişi bozyaka semtinde gazete satıp ,bildiri dağıtma kararı verdik. çıktık yola. bildirileri dağıtırken ekip otosu bizi yakaladı.başlarındaki amir sıra dayağına çekiyor bizi. sıra bana gelince ayak bileğime tekme attı ve ayakkabısının topuğu koptu ve yaklaşık üç metre havalandı. diğer çocuklar yedikleri dayağa rağmen kahkahayı bastı. amir karizmayı çizdirdiğinden beni bırakıp diğerlerine daha beter girişti. benim acıdan gözümden yaş geliyor ama, ben de gülüyorum. dayak faslından sonra ifade alınmak için karabağlar karakoluna götürüldük. orada yine sıra dayağı. neyse ifadeler alındı.savcı bize davayı açıp serbest bıraktı. ben dava kapandı beraat etmişizdir diye üstüne düşmedim. meğer dosya her nedense kapanmamış. 1986 yılında mahkemeye çağırıldık. çoğumuz iş güç sahibi olmuşuz. mahkemenin önünde bekliyoruz . epey mahkeme olduğu için ortalık ana baba günü. bir polis geldi. adliyede çalışan başka bir polis buna içeri girince ''hakim sanıkları tanıyormusun'' diye soracak tanımıyorum de. aradan uzun zaman geçmiş fırçayı yersin. adamın yanındayız zaten. tanısa yanımızda böyle konuşmaz. bu. ''ben bildiğimi söylerim'' dedi. içeri sırayla isim okunarak alınıyoruz. bizim poliste girdi. kimlik tespiti yapıldı.
    hakim buna sordu.
    - karşında ki sanıkları tanıyormusun.?
    + tanıyorum hakim bey.
    - ulan.! ben dün yediğim yemeği unuttum. sen 8 sene önce bildiri dağıtan çocuklarımı hatırlıyorsun şimdi.heriflere bak saç sakal.
    + eminim hakim bey.
    - yıkıl karşımdan. ''yaz kızım. sanıkların beraatine''
    dava sayesinde yıllarca görmediğim arkadaşlarımı görmüş oldum. sonra gittik kordon'a bir güzel bira içip o polisin kulaklarını çınlattık.
    -
  • altı yaşımdayken evdekiler uyardı:

    -sokakta sana karışan olursa, yerden taş al, at kafasına.

    e öyle yaptım zaten.

    komşunun oğlu azmıştı. ben de vurdum taşı çocuğun kafasına.

    sonra da çocuğun kafasını kırdım diye evde dayak yedim.

    bence ebeveynler tutarlı olmalı.
  • bi tanıdığın yazlığına gidecektik birkaç gün misafirliğe. annem gene muhteşem sinirli, çanta hazırlıyor. ben zıp zıp zıplıyorum sevinçten. ama çok da zıplamıyorum dövmesin diye.
    babam işte. biz gündüz otobüsle gidicez, o akşam işten gelip arabayı bırakıp motorla gelecek.

    girişte bir çivide anahtarlar asılı olurdu hep. motor anahtarı, ev anahtarı, araba anahtarı. hepsi birarada.
    annem tam evden çıkarken mi neyse artık, bana "anahtarı al" demişti. aldım ev anahtarını, çantaya koydum. gittik.

    akşamüstü oldu, akşam oldu, gece oldu babam yok.
    gecenin bi yarısı babam taksiyle geldi. kudurmuş. bildiğin kudurmuş. küfür kıyamet... inanılmaz kudurmuş bize. ev sahipleri araya girdi. o akşam yattık. bi taraftan babamın kudurmasından korkuyorum, bi yandan bizi geri eve dehlemesinden. deniz çgzel. denizden ayrılasım yok.

    sabah kalktık. kahvaltı bile yapmadan beni aldığı gibi yola çıkardı. f. abi de yanımızda geldi son anda beni öldürmesin diye heralde. önce f. abinin kışlık evine gittik.

    orada efsane sıçtı ağzıma. "motorun anahtarını nereye sakladın???"
    "baba saklamadım. valla saklamadım"
    "yalan söyleme!!!!" çat çut pat küt

    dayaktan değil korkudan ve bana inanılmamasından ağlıyordum çaresizce. ki iyi döverdi hayvan.
    kafam çatlayacaktı düşünmekten. nerede olabilirdi anahtar...
    "baba ben neden saklayayım motorun anahtarını?"
    "bana pislik olsun diye sakladın!!!!"
    "baba ühühü"

    bizim eve geldik. içeri girdik. sherlock holmes edasıyla antreye bakıyordum...
    çivinin altında yerde ayakkabılar vardı. onların içlerine bakmaya başladım.
    veeee bingo!
    "baba bak burdaymış gördün mü??? buraya düşmüş!"
    "oraya sakladın!!!!" çat pat küt

    "peki baba. oraya sakladım..."

    evin anahtarını alırken düşürmüş olmalıyım...

    ...

    çok dayak yedim. bir tek hır-gür süz, küfürsüz, dayaksız ve aşağılamasız gün hatırlamıyorum çocukluğuma dair.
    ama bu ve bikaç anı daha özeldir. unutamam
  • sanırım 2010 temmuz ayıydı, zeytinburnu'nda bir atm önünde sıra bekliyorum, atm de bir kişi işlem yapıyor, önümde de bir kişi var. o sırada işlem yapan kadının da kız kardeşi ve 5 yaşlarında bir oğlu ve pusette de bir kızı kenarda onu bekliyorlar. kadın işlemini yapamadı kenara geçti, önümdeki adam da işlemini bitirdikten sonra, bizim bu işlemini yapamayan kadın tam ben içeri girecekken, önüme atladı ve ''ben işlemimi yapamamıştım ama'' dedi. neyse dedim bekledim kadını, yine işlemini yapamadı, söylene söylene çıktı. o söylenirken ben de o istemsizce ''ohh iyi olmuş'' dedim.

    demez olaydım. kadın üstüme bir yürüdü, '' ne diyosun sen, şıllık, orospu, sana ne benim işlemimden '' sayıyo ağzına geleni. ben durur muyum başladım ben de saymaya, saygısızlığından, çingeneliğine varana kadar ağzıma geleni söyledim.

    şlak diye bir tokatla kendime geldim. bi elimde cüzdanım, bi elimde poşetler nasıl savunurum kendimi diye düşünürken, tekmelemeye başladım. ben tekmelerken, kadının kız kardeşi saçımı çekmeye başladı, ikiye bir savaş verdim, etrafımız ekskavatör çalışması izler gibi heyecan dolu abiler ve ablalarla doldu. bi yandan tekme, bi yandan tokat birbirimize girdik. en çok ben dayak yedim !! sonunda vicdanlı birkaç kişi bizi ayırabilmeyi başardı.

    hemen polisi aradım, ben dayağımı yedim bekliyorum modundayken, baktım kaçacak gibi oldular. yine başladım yırtınmaya ''pis çingeneler, doldurdunuz her yeri, şöyle bilmem nesiniz, böyle saygısızsınız'' derken, toparlandılar, gidecek gibi oldular. bebek arabasını tuttum ''hiçbir yere kaçamazsınız polis gelecek görüşeceğiz'' diye tam çıngar çıkaracakken, kadın ''bebeğime vuruyo'' diye bağırarak benden önce davrandı.

    sonuç olarak yollamadım onları hiçbir yere, polis geldi ve ''çingene'' diye bağırdığım için suçlu sayıldım, şikayetçi olup olmadığımı sordular, akşamına da şehir dışına kadar çıkacağım için uzatmadım, zaten suçluymuşum...

    polis arkaaaşlarımızdan bir tanesi de ''hanımefendi, hanımefendi, olur da tekrar rahatsız ederlerse kaydedin numaramı, istediğiniz zaman arayabilirsiniz'' diyerek, ne kadar görev aşkıyla yanıp tutuştuğunu gösterdiğinden, ilgisi ve alakası için tekrar çok teşekkür ediyorum.

    bu arada akşam yediğim dayaktan mıdır bilmem, yattığım yeri bilmedim ve herhalde bi 100 tel saçım da koptu.
  • ya onbeş, bilemediniz onaltı yaşlarındayım...
    tipik ergenlik çağı yani...
    bir arkadaşımın ablası evleniyor...
    sözlü olarak beni de davet etti...
    şimdi halâ durur mu bilmem... eskişehir' de adalar' ın hemen girişinde ikinci katta bir düğün salonu... ikinci katta ama dışardan direk merdivenle çıkılıyor... giriş kapısında benim önümü kesip davetiyem olup olmadığını sordular, ben de gelinin arkadaşımın ablası olduğunu söyledim...
    o kadar...
    kapıda duran yaşı 40 ya da 45 biri bana yumruğu bir çaktı ben merdivenlerin yarısına kadar uçtum... adam yetişti beni yerden kaldırdı bir tane daha çaktı... bu defa merdivenlerin dibini buldum... o ara adamın belindeki silahı gördüm... birileri, "yapma komiserim o çocuk!.." dedilerse de herif beni ensemden tuttuğu gibi porsuk kıyısına attı... sonra çekti gitti... ben ağzımın burnumun kanını porsuk nehri' nin suyuyla yıkadım...
    şimdi düşünüyorum da adam gene merhametliymiş, beni nehire atmamış...