şükela:  tümü | bugün
  • ihtiyacından fazla üreten insanın aklında "takas" fikrinin oluştuğu günden uluslararası sermaye hareketlerinin ve türev enstrumanların hükümranlığına değin geçen sürede hep var olan bir olgu vardı; ticaretin tuzu biberi kazıklanmak.

    önüne geçemediği yeteneğinin anasını boyayıp babasına satmak olduğunu keşfeden ilk tüccar, pazarlık bilmez köylüye en fazla bir besili tavuk edecek kumaşı süslü laflarla bir keçi karşılığı sattı. pazar yerinde gözleri az gören ev kadınının filesine, alttaki çürük domatesleri doldurdu köylü. bakkaldan aldığı keki kendi yaptığını söyleyerek bankacı kocasına kakaladı ev kadını. bankacı ise sadece işini yaptı.

    kazıklanma giderleri, devletin topuzu vergi kadar, demirbaş amortismanı kadar doğal görülüyor. bütün ekonomik olayların ve sonuçlarının, küresel mali krizin bile en önemli tetikleyicisi kazıklamak değil mi peki?. ülke bazında ise normal üstü kazıklama ve kazıklanma dürtümüz olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde ki bir musibet bin nasihattan iyidir kanunundan dolayı hassasiyetimiz de had safhadadır. mesela orta doğu'ya seyahat edecek olanları kazıklanmalara karşı uyarırlar. türkiye'de yaşayanlardan ise sorunla karşılaşan az olur yurt dışında. yıllarca kazıklanmanın tüm taktikleri bilincine işlenmiş vatandaşım, paris' te bul karayı al parayı yöntemiyle turistleri kazıklayan çakalların tüm foyalarını bilmekte ve uzaktan vakur bir ifadeyle izlemektedir. roma' da cepçi bizden korksundur.

    ya tamam açık konuşuyorum; istanbul'da yaşıyoruz lan biz istanbul'da, ankara'da, izmir'de ve cümle turistin gelmeden önce kapkaççılara, kazıkçı esnafa karşı uyarıldığı şehirlerde. yer mi anadolu çocuğu sizin kazığınızı? oh bea!
    her neyse diyeceğim o ki; çoğunluğu bu ahvalde yetişmiş sözlükçünün de musibet kesesi doldukça dolmuştur doğallayın. işte bu hikayeler de sözlük yazarlarının çıkınındaki hikayelerdir.
  • sene 95 civarları, istanbul'dayım genç. birader okuyo oralarda ziyarete gitmişim. ev curcuna anasını satiim biralar içiliyor akşamları, kızlar geliyor kızlar gidiyor. gözlerim faltaşı gibi açık seyrediyorum bir köşeden öpüşen gençliği. ne biçim de ergenim. çok da öpüşmemişim.

    uyandım erken saatte çiş de geleyazmış, banyo dolu içeriden su sesleri... başka da kimse yok evde. "bi bakar mısıııın?" bakmam mı, ne biçim de bakarım.
    ev ahalisinden birinin kız arkadaşı, aralamış banyonun kapısını omuz çıplak. tek görebildiğim omuz.

    direk boşaldım...

    "ya bişi rica etcem senden acil bi durum var da bana bi ped lazım. gidebilir misin bakkala kadar?"

    lan dedim ne güzel istanbul. "o kapı azıcık daha açılır mı ki dönüşte" şeklinde düşüncelerle ulaştım bakkala. "abi bi tane şundan bi tane de kısa camel"

    döndüm eve banyo kapısında ıslak fare gibi bekliyorum. "ah çok teşekkür ederim zahmet oldu sana da"

    "rica ederim ne zahmemememe"

    kapı kapandı suratıma. o an sanki banyo kapısı değil de estergon kalesi'nin kapısıydı gözümde. yok lan ne alaka. ben boşalıyorum o sırada. çok ergenim, kapıyı düşünecek vaktim yok. omuzlaar...

    bi sigara yaktım öksürük tuttu. bu ne biçim sigara dedim. sonradan öğrendim kaçak sigara kakalamış ibne bakkal. birebir aynısı paket ama içinde başka bir şey var.

    çıktı banyodan geldi oturdu, televizyon izlemeye başladı. akşama kadar o televizyon izledi ben kaçak sigara içtim. o meyve soydu vitamin aldı, ben aynı günde iki kişiden babayı aldım.

    sevgilisi geldi okuldan öpüştüler dudak dudağa. vay bee dedim. bakkalın omuzlarını düşünerek uykuya daldım.
  • daha yeni, doğubank'ta kendi kendimi kazıklayarak torunlarımdan gizleyeceğim bir hikayeye sahip oldum.
    playstation oyunu almak için bütün katları gezip en uygun fiyatı ararken pes 2011 için söylenen fiyatlardan en iyisi nakit 75, kredi kartı ile 80 liraydı. diğerleri de zaten nakit 80, kredi kartı 85 diyordu. üçün beşin hesabını yapıp en ucuz diyene gittim. cebimdeki para toplamda 60tl + 10 euro yani 82 lira. ayak üstü bunu hesaplayamayarak satıcıya bu parayı önerdim ve adam şaşırıp kabul etti. akbil olmasa eve dönemeyecek halde doğubank' tan çıkınca aklım başıma geldi. çıkınıma attığım musibetin gideri olarak düşünüp kendimi rahatlattım. ama nasıl bir mal olduğumu kendimden başkasından gizleyecek değilim.
  • bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler sonucu gözlerde yanma, kızarıklık oluşur. kadıköy'de bir gözlükçüye durum anlatılır, elde bulunan bir çerçeveye güzel bir cam taktırılır, 60 liraya sorun çözülür.
    artık gözler yanmıyor, kızarmıyor. mis gibi.
    aradan 1 sene falan geçer, bu arada bir optikçi ile tanışılır. gözlük kendisine gösterilir. adam "bu dandik bir mika, hiç bir numarası yok" der.
    bana böyle geçirdiler işte sevgili sözlük.
    fantastik olan ise, o bir sene boyunca dandik mika'nın placebo etkisi yapması.
  • creative infra red 52x cdrom sürücü almak. senelerden 1999 mu ne, bu cdrom sürücü yeni çıkmış, kumandası filan var. halbuki mis gibi o dönemin kral cdrom sürücülerinden lg falan alsam hiç uğraşmayacağım. ama kumandaya fit oldum sanırsam aldım. sonra ilk 2 aydan sonra anladım ki bu cdrom sürücüsü bi halt okumuyor, ama gayet kumandası çalışıyor. sonra gittim lg aldım. bu da böyle bir hikaye işte. *
  • üsküdar'da boyacının haline acıyıp spor ayakkabıya kirli bir suyu sürdürmek için verilen 20 tl. aman allahım düşündükçe soğuk soğuk teliyorum.
  • (bkz: mac os x lion/#26380040)

    amına koyayım bu sözlükte bir ben kazıklanıyorum sadece, 13 entry var 2'si bana ait.
  • baba parasıyla ilk pc'mi topluyorum. sene 1997. engin abla'dan öğrenmişim: en iyi cd-rom goldstar marka olan. bilgisayarcı hanımefendiye söylüyorum: cd-rom'u goldstar olsun. okeyleniyor. haftalar, belki aylar sonra fark ediyorum ki: cd-rom cyber marka.
  • aha bir tane daha, tepe home'dan koltuk aldım mağazada teşhire koydukları rahat ve kaliteli dolgu malzemesinden farklı beton gibi sert bir malzeme ile doldurulmuşu eve geldi. etti 3 hikaye...