şükela:  tümü | bugün
  • doksanlı yılların baş tarafları...ufacık tefecik ergenciğim. mahallemize yeni bi pıtırcık transfer olmuş. kunduracı orhan abi nin yeğeni. yaz tatilini geçirmek için gelmiş. etrafta ne kız arkadaşı ne erkek arkadaşı var. o yılların getirdiği çekingenlik aynı zamanda ergenliğin getirdiği fırlamalık üzerimde. babamın da esnaf olmasından dolayı tüm esnafla aram çok iyi..orhan abiyle on numara...orhan abi dediğime bakmayın siz daha yaşı 24 25 civarı. semtin futbol kulünde forvet. maçı olduğunda dükkanı kapatmaz anahtarları bana bırakır gider..dükkanda bir çekmece içi müslüm baba dolu..müslüm kaseti çıkmadan adama sanki gökten ses gelir..

    - koş len koşşşş
    - hayırdır abi..?
    - koş aşagıdaki kasetçiden müslüm kap gel..
    - hangisini?
    - hangisi olacak en son çıkanı....

    neyse işte orhan maça ben dükkana...açarım müslüm babayı son ses deymeyin keyfime.. o aralar daha ahmet kaya yı tanımıyorum ..kasetleri alt çekmecede ama daha siftah yapmadım. orhan abi de sadece akşam mesai bitince felan dinliyor genelde. konu kasetlerden açılmışken, bir gün yine böyle kaset felan dinlerken abimle arkadaşı erkan içeri girdi. ben de cem karaca açmış ceviz ağacı dinliyorum..çocuk şaşırdı haliyle.. ( o zamanlar böyle enteresan vakitlerdi, ahmet kaya cem karaca dinlemek hem serbestti hem de böyle tuhaftı..evet evet tuhaftı ) iki üç kere birlikte ceviz ağacını dinledik.ben de artizlik olsun diye tuttum adama kasedi hediye ettim..ergenlik işte...

    doksanlar seksenler deyip duruyor ya millet..bunun nedeni o yılların tatlı tuhaflığı işte..düşün; kaset dünyadaki en büyük eğlence kaynağı. işte şimdi herhalde milyon dolar versen oturup o kadar kasedi tüm gün dinlemem. o zamanlar hem dinliyorum hem de acaip şekilde zevk alıyorum..düşününce aradan asırlar geçmiş gibi.

    orhan abinin de en büyük 3 zevki tavla, futbol, kasetler...bir de gediklisi var nazan..adını çok duydum, mektuplarını okudum çokça ve de tabiki gizlice..tavla. eminim tavla anılarıyla ilgili binlerce sayfa yazacak insanlar vardır. bir el tavla oynamak için tüm gün sıra beklerdim... se yek car kapı.. pes 2012 den bin kat daha zevkli o zamanlar için . amatör futbolcu olmasından dolayı futbolla daha bi alakalı. o da ben de beşiktaş lıyız. dükkanın arka tarafında küçük bir bölüm var ayakkabı tamiri vs için ayrılmış..o taraf komple beşiktaş bayrakları , posterlerle dolu..başta sarı fırtına, kibar feyzo ve ali…müzik olarak çok fazla bir yelpazesi yok.. ille de müslüm sonra ahmet kaya…ara sıra ali desidero dinlediği de oluyor..

    neyse efennim, orhan abiyle aramız iyi diye yeğenine yan gözle bakamam..yoo bakarım ben ergenim her şey serbest bana...kız zayıf tıknaz kocaman kara gözleri olan çok da neşeli cıvıl cıvıl bi şey…kızla sohbet muhabbet felan derken, hayatın akışına ters istikamette, ben kızın peşinde olacağıma kız benim peşimde şeklinde olaylar gelişmeye başladı..eve gidip düşünüyorum kız benden uzun, yaşı benden 2-3 yaş büyük, bana karşı zaten kız olmasından dolayı bir sıfır önde?? ne lan bu şaka mı..? yoksa yeni amerikan traşı saçımdan mı etkilendi..
    eğer sebep buysa okulda aşk hayatımın rast gitmeyişinin müsebbibi müdür ve öğretmenlerle tatil sonrası hesaplaşmalıydım. ya da en azında ikinci hatta üçüncü kere fırça yiyene kadar okula amerikan traşı saçla gitmeliyim. zaten benden yaka silkmişler iyice pekiştireyim bari..

    okul demişken abim zavallı abim..

    abim milletin ( ki sonradan öğrendiğim bir terim ) inek tabir ettiği okulu okumayı çok seven işinde gücünde bir adam. yolda yırtık gazete parçası, kitap yaprağı görse durup okur..eve gelir ders çalışır, yemek yer sonra ders çalışır, su içer sonra ders çalışır, gece nin bir körü kalkar ders çalışır , gece film izler , şaka şaka film izlemez televizyon karşısında uyur…
    işte böyle bir adam . okulda hocaların övünç kaynaklarından birisi. ortaokula ilk başladığımda ben orta bir, abim orta üç. ilk haftalarda hocalarda oluşan vayyy demek ömer in kardeşisin sevinci, bendeki haylazlık mode on durumu yüzünden kısa süre sonra yerini hayal kırıklığına bıraktı. aslında çok haylaz değildim. sadece hep kötü şans beni bulurdu. ya derse geç kalırdım ya konuşurken yakalanırdım ya istiklal marşında tokat atarken kulağımdan çekilirdi ya kafamı gözümü yarardım.. ama derslerim iyi gidiyordu. evde ders çalışmadan notlarım yedi sekiz civarı gidiyordu. o zamanın saflığıyla hiçbir şekilde kopya da çekmiyordum. çekmediğim yetmiyormuş gibi kopya da vermiyordum. sırf kopya vermiyorum diye orta okul yaşamımda beden derslerinde hiç fitbol oynayamadım. açıkçası çok da sallamadım bunu. çünkü okul hayatımdaki tek aşkımla volelbol oynamak daha iyi hissettiriyordu. ara sıra da sınıfa gidip elbiseleri saklamak, ya da çantaların içlerini değiştirmek felan fülün.. tüm olup bitenlerden epey bi fatura ağabeyime çıkıyordu…

    ulan bi sadede gelemedik. neyse bu kızla ( adını bile unuttum yıllar önce ) sıcak bi gün oturmuş onun ısmarladığı frigoyu yerken

    - ya sana bi şey söyleyeceğim
    dedi.
    + söyle
    dedim

    - ama nasıl söylesem bilemiyorum.
    + ( arka tampon havaya bzzzttt. suratta salak bi sırıtma ) ehehe sanırım ben tahmin ediyorum.
    - ya üff çok kötüsün
    + ehehee
    - nerden anladın ya ?
    + anladım işte anlarım ben …
    - gerçekten mi?
    + evet beni seviyorsun değil mi ?
    - yoooo
    dedi.
    - dünya ne kadar sessiz bir yermiş
    dedim ..içimden.

    - ne peki ne ? ne biçim dodurma be..acı acı.. keşke külahta alsaydık..
    - bırak şimdi yardım isteyecektim senden.
    - yerin dibinde olmayan kısmımla tabi yardım ederim
    - dedim..yine içimden
    - olur söyle..
    - cenk ..bla bla bla
    dedi..cenk ten sonrasını dinlemedim. dinledim ama anlamadım. dudaklarını okudum o nu duyamadım . sadece saniyeler boyu dudaklarına bakakaldım…
    - heyyy duyuyor musun ?
    - evet evet…
    cenk mi ? serseri işe yaramaz piços am… igos ……dandik amatör futbolcu bozuntusu üstelik fenerbahçeli.. benden dört beş yaş büyük.. tüm genç kızlara sarkıntılık eden babası zengin, havalı veledin biri..işin kötüsü kızlar bu herife bayılıyor. saçlarını da ortadan ikiye ayırır ..tey allah ım deli olmamak işten değil..cenk ha cenk.. aslında bu kıza söylenecek laflar çok ama..

    - kızım daha önce senin mevzun geçti .. senin için anca yalama yutma mevzularını dile getirdi..çirkin dedi..paytak dedi ..bebe dedi..denyo bile dedi..ulen bi kıza denyo denir mi ? hem o hergelenin şu anda üç ayrı manitası var.
    diyemedim.

    - ee ne diyorsun…tanıştıracak mısın bizi..
    + yok olmaz ayıp olur orhan abiye ben karışmam.
    - yaa onlar duymasın zaten ..sakın.. neyse bunu hiç konuşmamış olalım..
    dedi ve gitti.. o yaz orhan abiyle olan muhabbetimiz sıfırın altına düştü. cenk efendinin de allah belasını verdi yanından hiç ayrılmayıp tüm kısmetini kapattım…!!

    hanım: aslında daha da kısa olması gereken anlamsız hikayelerdir.
  • daha çok yeni gerçekleşmiş bir olay.

    beşiktaş'ta zorunlu bir ayrılık sonucunda ne yapacağımı bilemeyip yine her zaman yaptığım gibi üsküdar iskelesinin yanındaki banklarda oturdum, çay içiyorum. elim ayağım titriyor zangır zangır, hem soğuk, hem içim de soğuk. ne yapayım ne edeyim derken uzaklara daldım, bi elimde de sigara, düşünüyorum da düşünüyorum. yanıma en az 70 yaşında olan bir amca oturuverdi. önce gazete okur gibi yapıp beni inceledi, sonra da "evladım, bi sıkıntın mı var?" dedi. içimdeki her şeyi döksem mi yoksa "yok be amca" diyip düşünmeye devam mı etsem derken, termostan çay satan abla geçti önümden; "amca çay içelim mi?" dedim. "içelim içelim." dedi, çayı aldım, ona da verdim öbürünü. "anlat bakalım." dedi, "anlatacak pek bişey yok be amca, çok yalnızım." dedim. "yüzüme baktı baktı baktı, olsun be oğlum, çay için sağol." dedi, kalktı gitti. bir şey de diyemedim, iyi akşamlar diye mırıldandım, gülümsedi. ben yine denizin dibine daldırdım gözlerimi, tuzdan olacak ki biraz yandı, nemlenir gibi oldu. çayı bitirip "çeyrek geçeyi kaçırmayayım." diyerek gevşek adımlarda barbaros hayrettin iskelesine yürüdüm, vapurda aynı amcayla göz göze geldik, gülümsedi, başını çevirdi. ben de gülümsedim, dışarıda üşüye üşüye iyice küçülen beşiktaş'ı izledim, yine tuzdan olacak ki nemlendi azıcık gözlerim. amca arkamda beliriverdi, elinde iki tane çay. "oğlum burası çok soğuk gel içeri" dedi, "yok be amca gelmeyeyim, çay için sağol." dedim. gülümsedi, döndü gitti. ben de haydarpaşa'yı izleye izleye yolculuğu sürdürdüm.
  • onu tavuk döner + ayran 3 tl büfelerinden birinde gördü. içinde sinirle kavrulmuş bir acıma hissi duydu.

    -"bu da iş mi yahu? tavuğun tavuk değil, dönerin döner değil, ayranın ayran değil."

    oysa oturduğu tabureden kalkma nezaketini bile göstermedi. hiç istifini bozmadan ağzındaki lokmayı birkaç kere daha çiğnedikten sonra yuttu ve ayranından bir yudum aldıktan sonra kafasını kaldırıp:

    -"yaşadığım hayat hayat olmadığı için yediğimin içtiğimin de herhangi bir önemi yok." dedi. bir ısırık daha aldı.
  • - sahip olduğumuzu böyle gerçekten rahatsız edici bir düşünceyle kirletebileceğimi düşündürebilecek bir insan olarak gördüğüne göre pek sağlam pabuç olmadığımı sanıyor olmalısın.

    +seni tanıdığımı söyleyemem. ilişkilerinde nasıl olduğunu bilmem. belki herkesle aynısın hiçbir fikrim yok. başkalarıyla ne konuşursun nasıl gülersin bilmem. ben benimle olanı bilirim, hissettirdiğini yaşarım, gözlerini görürüm.

    - ve inanmaz mısın?
  • tam yarıla yarıla karşıdaki adamın paçalarıyla dalga geçiyorduk ki istiklal marşı'nın başlamasıyla ciddileşip saygı duruşunda eşlik ettik. marş biter bitmez de gevşek gevşek gülmeye devam ettik.

    moddan moda o ani ve keskin geçişler...