1. sözlükçülerin kendilerine göre yeni sanatçıları, yeni müzikleri keşiflerinin kimilerine ilgi çekici gelebilecek hikayeleridir efendim bunlar. kimileri de "bana ne bana ne bana ne"msi tepkiler verebilirler, haklıdırlar; hava sıcak.

    ~

    [ane brun - the dancer]

    2010 senesinin temmuz 19'u; sıcak ve nemli bir yaz akşamı evde "şort/atlet mode on" pc başındayım. winampı açmışım, hole'dan nobody's daughter dinlemek üzereyim, sözlüğe bakınıyorum. gözüme archive'dan fuck u takılıyor. sevdiğim şarkıdır, aklıma düşüyor, hole'dan vazgeçip fuck u'yu dinliyorum. ardından birkaç britney spears serpiştirip, last.fm sayfama bakınıyorum.

    kimse bişi dinlemiyor. last.fm sayfamda uzun süre önce arkadaş olduğum ama tanışmadığım bir kız var. profil fotosu değişmiş, sayfasına girip bakınıyorum neler dinlemiş son son diye. pek uygun bişiler bulamıyorum. neyse bu kızcağızın arkadaşlarına bakınıyorum zaten çok değiller. arkadaşlarından bir tanesinin profil fotosu hoşuma gidiyor, onun sayfasına giriyorum. uyumluluğumuz "very high" diyor. du bakalım very high ama kimler ortak diye okuyorum. jehan barbur, jefferson airplane, haggard, şebnem ferah and morrissey diyor. hmm diyor son dinlediklerine bakıyorum. 10 kez ane brun the dancer dinlemiş.

    işte burada keşif gerçekleşiyor. kızla uyum "very high" diye şu şarkıyı bulayım belki beğenirim diyorum. sözlüğe bakıyorum oha pj harvey'nin şarkısıymış. daha çok "white chalk" pj harvey'cisi olduğumdan bilmemem doğal diyorum. daha bir meraklanıyorum. birkaç olağan yerde bakınıyorum ilgili şarkıyı bulamıyorum. aklıma fizy geliyor. bir ara sözlükte övülmüştü. aratıyorum fizy buluyor. ane brun'dan dinliyorum ve şarkı harika çıkıyor.

    belli bir süre sonra hem pj'den ve hem de ane brun'dan dinlemiş bir vaziyette kendimi buluyorum. nereden nereye ane brun'u keşfetmeme de şaşırıyor ve hem last.fm'e ve hem de tanımadığım kızın tanımadığım kız arkadaşına teşekkür ediyorum. kızın sayfasına "ane brun'u bulmama istemeden de olsa yardımcı olduğunuz için tşkler" yazayım diyorum ama vazgeçiyorum. binbir tip hatun var. asılıyorum sanır manır bu sıcakta derdimi anlatmakla uğraşamam diye düşünüyorum. birkaç dakika sonra da bu entry çıkıyor.

    ek bir not olarak; ane brun'un the dancer'ı kulağıma pj'in orijinalinden daha güzel geliyor...
  2. bir hatunla tanıştık, bize tori amos, u2, radiohead dinle dedi. dinledik de ne oldu? ayrıldık, ben de neşet ertaş'a izzet altınmeşe'ye geri dönüş yaptım.
  3. 1992'de okulun servisindeyim. arka kosede oturan e* adinda liseli bi abi var. o yasimdaki gozumde hem korktugum (bacaklarinda acayip kil vardi adamin ahahah) hem de gipta ettigim bir cocuk. bariz sayko bi adam, yaptigi dengesizliklere ragmen sevilen sayilan populer bi eleman.

    oncesinde beni soyle bir iki kere okula yeni geldigimde yoklamisti. testlerden basarili oldugumu seziyordum zira bi ust siniftan 3-4 bebe uzerime geldiginde beni korumus, "bi daha bu cocuga dokunan olursa ..." demisti. o bana bi rahatlik vermisti saolsun. posta koymaya bile baslamistim hafiften.

    neyse bi gun gel bakim dedi serviste, arka koseyi acti bana yerini verdi. ehehe. lise 2-3 tayfasi ve ben arkadayiz, ki ben orta hazirliktayim. bak dedi sana bisi dinletcem hayatin degisecek. kulagima walkman'in birini takti ve ...

    "darkness imprisoning me all that i see absolute horror"

    (bkz: no shit)
  4. yıllar önce ortaokuldan liseye geçtiğim senenin yazında gece gece zap yaparken birden (trt3 yada trt2 tam hatırlamıyorum) trt kanallarından birinde rock market programına rast geldim. system of a downun chop suey klibi yayınlanıyordu. o anda bendeki hip-hopçılık rapçilik gitti yerine metalden kırma rapden çakma böyle garip birşey geldi. küçüğüm tabi o zamanlar ne dinlesem kıyafetlerime yansıyor oda gerzek bir şekilde. ama müzik inanılmazdı. sonrasında giderek evrimleşerek bazen iyice sıçarak dinledim birsürü farklı grup ve şarkı. ama o günkü aydınlanmayı hiçbir zaman yaşıyamadım. o kadar garip bir his ki bu entry bile bölük pörçük yazıldı. ne anlatıyor belli değil.

    ha sonradan bu itler türk düşmanı çıktı baya sövüldü falan ama şarkı güzel. dinleyin..
  5. [george winston]

    7-8 sene once acildigi zaman icindeki sensorlu gomulu sistem araciligi ile muzik calicak fantastik bir muzik kutusu yapmaya karar verdim.. her seyim hazirdi, ugrastim ettim, guzel guzel kodumu yazdim yukledim, sacma sapan sensor isleriyle ugrastim kutumu bi guzel boyadim, sistemi gizlemek icin kutumun alt kismindaki gizli bolmeyi ayarladim.. ve son olarak hos bir muzik kutusu muzigi bulmaya karar verdim.. music box diye sordum google'a:

    kafa: var mi guzel bir muzik kutusu muzigi?
    google: var valla
    google: adi da japanese music box
    kafa: o ne ki?
    google: bak bi dinle..
    george winston: din di di din di di
    kafa: o_o

    boylece japonyadan baslayan ve kadife tavsan masalina kadar uzanan muhtesem george winston seruvenim baslamis oldu.. bu da boyle narsistimsi bir hikayemdir..

    sozlukculerin aslinda demek istedikleri: cok pis gomulu sistem fln garip garip seyler yaparim, ayrica iyi muzikten de anlarim.. zeki oldugum kadar kulturluyumdur de.. bir de bunlarin ustune kendimle dalga gecebilecek kadar kendisiyle barisik bir insanim.. tadimdan yenmem..
  6. aralık 2007, yann tiersen'i amelie soundtrackinden biliyorum. arada da canım sıkıldıkça ve kafam dağılsın diye dinliyorum. o gün artık kulağımı nasıl verdiysem la noyee adlı parçayı loopa alıyorum. iki gün, üç gün çalıp duruyor. derken gecelerden bir gece, bir arkadaşıma la noyee dinlesene çok güzel diyorum. o da bana sen asıl c'etait ici albümünü bul dinle diyor. ve albümden bagatelle isimli parçayı gönderiyor. bayılıyorum tek kelimeyle. ertesi gün işyerinde bir arıza çıkıyor, benim balatalar yanıyor ve üç gün sürecek ağlama nöbetlerim başlıyor. nöbetlerin eşlikçisi de bagatelle. insanlar artık sormuyorlar neden ağladığımı, çünkü ben de bir noktadan sonra başlama nedenini unutuyorum. ağlama nöbetleri bitiyor. yann tiersen bitmiyor. bagatelle ile başlayan yolculuk, tüm albümleri edinip, last.fmde en çok dinleyenler listesine bodoslama dalmamla sürüyor. sonra aradan üç yıl geçiyor. yann tiersen, sadece özel günlerde ve belli ruh halllerinde dinlenilen, hatta o hallere girmemek için dinlenilmeyen biri oluyor benim için. derken türkiyeye geliyor. ve biz en önde bana bagatelli yollayan arkadaşımla birlikte yann efendinin nağmelerinde kafa sallarken buluyoruz kendimizi.

    ocak 2010, doğumgünüm. bok gibi başlıyor açıkcası;gece yarısı keyif kaçıracak bir kaç olay olduğundan. sabah arkadaş gelip alıyor beni, benzin var nereye istersen gideriz diyor. basıp 200 km uzağa gidiyoruz. sadece gidiyoruz. yemek içmek durmak yok. yol, müzik ve sohbet... bir ara cdde "space dye vest"in melodisini duyuyorum. anaa diyorum. space dye vest çalmayacak diyor arkadaşım, girer gibi yapıyorlar bırakıyorlar diyor. dream theatre benim için sadece space dye vest o saate kadar. sonra kulağım cdde kalıyor. bir davul solo, bir gitar bilmemnesi derken bunlar nasıl insanlar diyorum. akşama dream theatre ile gerçek tanışma çabasına girip, albümlerini dinliyorum. videolarını izliyorum. ve ne tesadüf ki sabah gelip beni alan arkadaş, bagatelle ve dolayısıyla gerçek yann tiersenle beni tanıştıran arkadaş.

    bu olaydan kısa bir süre sonra, kulağım yaylı seslerine alışsın diye sürekli dinlediğim "the string quartet" sayesinde, vakti zamanında "kafam almıyor ben yaşlı bir insanım" diyerek burun kıvırdığım metal müzikle yakınlaşıyorum. şimdi bile kim hangi metali yapar, kim iyidir kim kötüdür çok bilmiyorum. önce string quartettan coverları dinliyorum. çok hoşuma giden parçaların orjinallerini dinliyorum. bu yollar hastası olduğum grup mastadon ve en sevdiğim parçaları "megalodon".

    bunlar da böyle anılarım işte sözlük.
  7. [angela mccluskey]

    uzun zaman onceydi tam tarihi hatırlamıyordum ki last.fm yine işe yaradı. ilk dinleme zamanıma baktım ve şubat 2009 başları olduğunu gördüm. neyse, konuya dönelim.

    yanlış hatırlamıyorsam o tarihlerde cnbc-e'nin tanıtımlarında 2 tane harika şarkı dönmeye başlamıştı. biri nina simone'dan sinnerman, diğeri de david carbonara'dan babylon. 2 şarkıyı da tanıtımlardan beğenip sıklıkla dinlemeye başlamıştım. david carbonara babylon'la kaldı ancak nina simone'a farklı şarkılarını da dinleyerek devam ettim. çok fazla caz dinlemeyen bünyemin nina simone'u keşfi de cnbc-e'nin sözünü ettiğim tanıtımlarına dayanıyor diyebilirim.

    last.fm'den bir kız, nina simone'la ilgili bir mesaj attı. biraz mesajlaştıktan sonra birbirimizi arkadaş olarak ekledik. favori şarkıcı ve şarkılarımızdan bahsederken angela mccluskey'den my funny valentine'ı dinlememi önerdi. genelde müzik zevkini pek bilmediğim kişilerin önerilerine önyargıyla yaklaşırım ve ilgili şarkıya çabucak ulaşamıyorsam da pek kasmam ancak sohbet devam ediyor olduğundan ve kıza da ayıp olmasın diye -evet profil fotosu da hafiften tatlı diye*- bir şekilde önerdiği şarkıya ulaştığımı hatırlıyorum.

    o zamana kadar hiç duymadığım ve neredeyse coverladığı her şarkıyı orijinalinden daha iyi yorumlayan bu harika sesle de böylece tanışmış oldum.

    my funny valentine ile başlayan angela mccluskey yolculuğum; lady grinning soul, don't explain ve soldier's things gibi favorilerimi içinde barındıran the things we do adlı albümle devam etti. hala da ediyor...

    ilgili şarkıları önceden bilen ya da bilmeyen herkese bir de angela mccluskey'den dinlemelerini tavsiye edip entrymi de burada bitiriyorum.
  8. 2007 yazıydı. tatil için otel odama yerleşiyorum. bu arada televizyonu açtım. ntv'de live earth konseri vardı. bir kız vardı, adını bilmediğim ve konser boyunca öğrenemediğim. bir yandan bavuldan çıkartıyordum eşyalarımı, bir yandan da şarkıları dinliyorum. müthiş sesi var, gitar çalıyor falan. peachy diye bir şarkısı vardı, müthiş. şarkının sözlerini yazdım google'a ve kendisine ulaştım. avustralyalı missy higgins'miş kendisi. severek dinliyoruz.
  9. şimdilerde hatırladığım ilk yıllarımı yaşamaktaydım. yaşım üç, bilemedin dört. muhtemelen annemin altın günü tarzı bir organizasyonu yüzünden evde, ayak altında olmamam gerekiyordu ve bu günün bir iş gününe rastlamasıyla kendimi babamın iş yerinde buldum. önce babamın iş arkadaşlarından gelen çokomel ve gazozları kabul edip bi güzel tıkınmamın ardından babamla kocaman bir odaya girdik. merakla burası neresi diye sordum, her gördüğünü soran küçük çocuk edasıyla. toplu müzik salonu dedi babam, burda çalışıyoruz biz diye ekledi. ve yanındaki sandalyeye oturttu beni. diğer amcalar da bir bir geliyorlardı ellerinde tanımadık bir sürü altın renkli nesneyle. dikkattimi en çok o çekmişti. bazıları altın renkli, bazıları siyahtı. sonra biraz daha yaşlı bi amca geldi odaya, elinde tahta bir çubukla. haydi arkadaşlar başlıyoruz dedi ve o zamanlar adını bilmediğim eğlenceli bir şarkıyı çalmaya başladılar. lassus trombone.. yepyeni birşeyle tanışmıştım o gün. ve tanışıklık o tanışıklık...
  10. [beirut - rhineland (heartland)]

    yaklaşık yarım saat önce "biraz da bir şeyler dinleyeyim" diye winampı açıyorum. birkaç ennio morricone sıralıyorum ve ardına da son zamanlarda yeniden dinlemeye başladığım eski nightwish albümlerinden şarkılar diziyorum.

    ennio morricone'leri dinliyorum, birkaç nightwish parçası da dinliyorum. sonra aklıma "netten şarkı bulmaca" oynamak geliyor. last.fm sayfamı açıyorum. zamanında* farkında olmadan ane brun'ü keşfetmeme neden olan listemdeki-tanımadığım-kızın-tanımadığım-kızıl-saçlı-kız-arkadaşının sayfasına giriyorum. amacım üst üste dinlediği yeni bir şarkı var mı görmek.

    maalesef üstü üste dinlediği şarkı yok son dinledikleri arasında. ama ard arda beirut dinlemiş. hmm dur bakalım en çok dinlediği şarkılarda ne var diye bakınıyorum. 4. sırada beirut'tan rhineland diye bir şarkı var ve 200 kez dinlemiş. tamam diyor, ilgili şarkıya bakınmaya başlıyorum.

    yine tipik fizy'yi açıyorum ama açarken de "kapanmıştı sanırım" diye içimden geçiriyorum. gerçekten de kapanmış. istanbul görüntüleri üstüne enteresan bir şarkı çalıyor. güzel diyor, tamamını dinlemeden youtube'a geçiyorum. orada şarkıyı buluyorum, dinliyorum ve beğeniyorum. bayağı da tanıdık bir melodi gibi geliyor, en azından belli bölümleri. albümdeki şarkıların çoğunu genç bir elemanın tek başına yapmış olduğunu öğreniyorum. belli bir süre sonra da ilgili albüm gulag orkestar'ı, tamamını dinlemek üzere edinmenin yollarını araştırıyorum...

sözlükçülerin müzik keşif hikayeleri hakkında bilgi verin