şükela:  tümü | bugün
  • merhaba,

    şimdiye kadar tanıdığım yetişkin insanlar üzerinde yapmış olduğum incelemelere göre, 20-25 yaşın üzerindeki her insan hayatında en az 1 kez ölümle yüzyüze gelmiş. incelememi derinleştirmek ve güvenilirliğini arttırmak adına sözlükçülerin de başlarından geçen ölümden dönme maceralarını öğrenmek istedim ve bu an(ı)larını anlatmalarını sağlamak için bu metni kaleme aldım.

    önce kendi anımı anlatayım. 1999 yılında yaşanan depremin ardından yaşanan travmayı atlatmak adına annem, ben, amcam, yengem ve 2 ufak çocukla beraber ata memleketimiz olan sinop'a gitmeye karar verdik. araba amcamındı ve bir kartal'dı. amcamın ilk arabasıydı. şoförlüğü de arabası kadar yeni olduğu için arabayı ben sürecektim.

    istanbul-sinop arası yaklaşık 750 km'dir. bu yolun 700 km'sini benim şoförlüğümde oldukça rahat şekilde geçirdik. varmamıza 50 km kala son bi mola verelim ve soluklanalım dedik. o ara eşşek sikecise kafama nerden geldiyse amcamın kendi arabasını sürerek ilk defa baba memleketine girmesinin çok şık olacağını düşündüm ve bunu teklif ettim. hem zaten biraz yorulmuştum da. ayrıca yolun kalan kısmı biraz virajlıydı ve ben yolun virajlı olması sebebiyle sürat yapamayacağını düşünmüştüm. acemi şoför psikolojisini ise hiçe saymıştım. yanlış yapmıştım...

    amcam arabayı sürmeye başladıktan 2 km sonra takla attık. önüne gelen 2. virajdı bu. ön tekerleği mıcıra kaptırmıştı. uyarıma rağmen biraz da süratli gitmişti ve mıcıra giren araba spin atmaya başlamıştı. bu arada belirtmem gereken bir detay daha var. bahsettiğim virajlı yolun bir tarafı sarp kayalık iken, diğer tarafı yaklaşık 300 metre derinlikte bir uçurumdu ve yol kenarında herhangi bir bariyer yoktu.

    araba spinlerin ardından 2 takla attı ve tam uçurumun kenarından kaymak üzereyken irice bir kayaya arka aks takıldığı için durdu. evet bir kaya parçasıydı 6 kişiyi ölümden döndüren. bu kadar basitti işte her şey aslında. o kaya orda olmasa muhtemelen ben de burda değildim şu an.

    bu anıdan hariç olarak defalarca tehlikeli durumlarda kalmışımdır ama ölümden dönmek diye ciddi bir durumdan bahsediyorsak eğer tam olarak tarifi budur. ölümden dönmek. bir kaya, engebe ya da bir ağaç sayesinde hayatta kaldığını bilmek. bu kadar net.
  • öğrencilik dönemimde bir gün beyazıttan aksaraya doğru yaya olarak inmekteyim.
    mevsim kış, ama güzel bir gün ve karlar yavaş yavaş eriyor.
    binaların çatılarının bazı kısımlarında buzdan sarkıtlar oluşmuş, ki o güne kadar hiç farketmemiştim.
    her neyse laleli civarına geldiğimde karşıdan bir arkadaşımın sırıtarak karşı istikametten geldiğini gördüm.
    gayri iradi olarak durup gülümsedim. "vay dostum" der gibi ellerimi açtım.
    tam o sırada yukarıdan kocaman bir buz sarkıt yaklaşık 30-35 cm önüme şiddetli bir şekilde düşerek parçalandı.
    ben ilk başta olayın vehametini anlayamadım ama karşıdan gelen arkadaşımın yüzündeki dehşet ifadesini görünce fısıltıyla karışık yusuf sesleri duymaya başladım.
    arkadaşım istemeden de olsa hayatımı kurtarmıştı.
    hala aklıma gelir nasıl bir ölüm şekli olurdu diye.
  • lineer cebir sinavi.
    (bkz: sıkıntıdan ölmek)
  • (bkz: #18511528)
    (bkz: #16046530)
    (bkz: #14719767)
    (bkz: #19938696)
    daha çok gider de üşendim...
  • 9-10 yaşlarında iken köyümüzün yakınındaki çaya, abim ve arkadaşları ile yüzmeye gitmiştik. diğer yerlerden daha derin olduğu için yüzdükleri yer değişmezdi. suyun hemen kenarında bi ağaç, üstünden suya atladıkları kocaman bir kaya vardı.kaya ile ağaç arasıda kalan yer çok durgun olduğundan oraya kimse atlamazdı, birde kayanın altı biraz boşdu, bilenler anlatır. ben cesaret edemezdim o suya girmeye. o gün abimin bi arkadaşının 'akıntıya atlarsan aşağa götürür,ordan da çıkarsın' gazıyla kayanın üstüne çıktım. kayanın üstündeyim ama karşıdan da abim bas bas bağırıyor 'atlama' diye. tabi ben dinlemeyip suya atladım. küçüğüm ya çok uzağa atlayamadığım için durgun suyun içinde kaldım. su iki metreyi geçmesi bir yana, orada hiç bir akıntı olmadığından ve yüzme bilmediğimden dolayı orda kalmışım bi süre. içerde kaldığım süreden hiç haberim yok tabi. tek hatırladığım bir anda ellerimin suyun üstünde görünmesi ve sonra tekrar dibe doğru batmaya başlayışım.zafer abim vardı saolsun, hani bana o gazı veren. iki defa suya dalmış bulamamış beni. üçüncüsünde ellerim göründükten sonra suya tekrar girip çıkarmış. birde çıkardığı anı hatırlıyorum, ağzım burnum su akıyordu, öksürüyordum.bundan dolayı da yüzmeyi geç öğrendim biraz. o gün ölümden dönmüştüm.
  • istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi'nin önündeki tramvay durağı henüz yapılmamışken karşıdan karşıya geçmek için sağınıza solunuza 2'şer 3'er kez bakmanız şarttı çünkü yokuş aşağı hız limitlerini zorlamayı seven tramvaylar beyazıt meydanı-aksaray arasındaki mesafeyi maksimum hızda almaya bayılıyorlardı. ilk ölüme yakın deneyimim burada gerçekleşti. sabahın köründe ders olan bir gün az uyku + boktan yolculuk + son seste dinlenen müzik birleşince otobüsten indiğimde sanki günün sonunu getirmişim gibi hissettim. karşıdan karşıya geçmek için tramvay yolunun kenarına geldiğimde aksaray yönünden tramway gelmediğini görerek ileri atıldım ve tramvay yolunu geçtim ancak şarkının bitimiyle birlikte oluşan sessizlik tramvayın adeta waaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaankeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer nidasıyla caddeyi inleten klaksonuyla kesiliverdi. saniyenin onda bilmemkaçı ile beyazıt meydanından hızla gelen tramvayı paralel geçmiştim ve kafamı çevirdiğimde flp-flp-flp-flp-flp efektiyle gözümün önünden geçen vagonlar kulakları çınlatan o klaksonla birlikte ödümü bokuma karıştırmakla meşguldü. "hayatın film şeridi gibi gözlerin önünden geçmesi"ni o sabah benim için tramvayın vagonları ve vagonların içindeki insanlar canlandırıyordu.
  • (bkz: 7/24)
    (bkz: panic disorder)
    (bkz: hypokondriazis)
  • yıllar önce bir bir arkadaşımın evindeyiz. çocuklarımız küçük ve kalabalığız. yeme-içme- sohbet-muhabbet. kalabalıktan ve gürültüden başım ağrımaya başladı. hafif başladı ama giderek kulaklarımda zonklayan ve gözümü açtırmayan bir ağrı haline geldi. çantamdan bir aspirin çıkartıp içtim ve on dakika sonra bir gariplik hissetmeye başladım. kollarımda, bacaklarımda etimin üstüne et konmuş gibi kabartılar ve müthiş bir kaşıntı. hayır o güne kadar defalarca aspirin içmişliğim var niye allerji olsun durduk yerde diye düşünüp bir tarafan da artan kaşıntıdan kendimi parçalıyorum. saçlarımın dipleri bile kaşınıyor ve kızarmaya başlıyorum. derken dişlerimin sesini duyuyorum, tak tak tak birbirlerine çarpıyorlar tüm vücudum titriyor ve beni arabaya atıp hacettepe acile götürüyorlar. kızımın babasına bir şeyler söylemeye çalışıyorum ama tak taklardan başka birşey çıkmıyor ağzımdan. kapıdan etrafımdakilerin ciyak ciyak bağırtısıyla geçtiğimi ve beyaz önlüklü doktorların beni bir yatağa yatırdığını hatırlıyorum sonra derin bir sessizlik ve yumuşacık bir huzur kaplıyor her yanı. anlatmayı deneyeceğim ama o bir hal. bir bulut gibiyim, yumuşak ve geniş. heryere yayılıyorum sanki. ılık- yumuşak- saçımın telinden tırnağımın dibine kadar mutlu ve huzurluyum. ve bulut gibi yükseliyorum. sanki vücudum yok, ağırlıksızım. sonra birden biraz uzakta dünyayı görüyorum..muhteşemm.. o güne kadarda dünyanın uzaydan çekilmiş bir fotoğrafını görmemiştim. muazzam bir huşu duygusuyla bakıyorum. seyrederken uzaklaşıyorum dünyadan. yükseliyorum durmadan. derken bir ses duyuyorum "daha değil, daha erken" ve küt diye gözlerim açılıyor. beş altı doktor üzerime eğilmiş, kolumda serum ve onların" ohh, döndü, kurtardık" dediğini duyuyorum.
    sonra dışardakilere "gelebilirsiniz" diyorlar. onların gözleri kıpkırmızı ve dehşet halleri hala sürüyor. sarılıyorlar falan ama benim ağzımda toplayamadığım bir gülümsemeyle" çok güzeldi" diyorum. meğer salisilat türü ilaçlara allerjim varmış. allerjiler öyle olabilirmiş, birdenbire hep kullandığınız bir şey vücudunuzda allerji yapabilirmiş.ben içtiğim o tek aspirin ile anaflaktik şoka girmişim ve kurtarmışlar.
    bu da böyle bir anımdır...