şükela:  tümü | bugün
  • ölümün o soguk nefesinin ensenizde hissedildigi andir.

    asagida anlatacagim okyanus korkumun sebebidir ayrica bu yasadigim an;

    okyanusun ortasindaki bir adada tatildeyim. kumsalda uzanip yandiktan sonra herkes gibi serinlemek icin denize girmistim. ancak akdeniz'e girmeye aliskin birisi olarak okyanusun gucunu tam bilmedigim icin, kiyida biraz yuzup oyalanip daha sonra tek solukta baya bir acilmanin planini yapiyordum.

    7'den 70'e hemen herkesin kiyida takildigi bir plajda bunu dusunmek icin fazlaca cesur gibiydim. $oyle suyun uzerinde 2 dk. filan yatayim sonra acilirim diye dusunup kiyida, suyun uzerinde kollarimi iki tarafa acip su yatagi misali uzandim. gozlerimi acip dogruldugumda, kendimi resmen okyanusun ortasina cekilirken buldum. evet. akintiya kapilmistim. 2dk. once 3-4m mesafemdeki bana en yakin kisi, nerdeyse 200m otemdeydi ve sahil ufacik bir cizgi gibi gorunmeye baslamisti. oyle ki, bulundugum noktadan net gorebildigim seyler ise , sahildeyken bana uzak gorunen tepeler olmustu.

    sahilde yuzen insanlar uzaktan bana bakip elleriyle gel isareti yapiyor, kimisi cankurtaran icin etrafina bakiniyor, ben ise butun bu olan bitenin bas kahramani-aslinda kurbani- seklinde, hep baskalarinin basina geldiginde sahit oldugum bir durumun basrol oyuncusu konumundayim. inanmasi ve hazmetmesi resmen cok guctu bu durumu. benim basima bu geliyor olamaz diye dusunmekten saglikli dusunemez olmustum.

    kendimi hemen toparladim ve hemen yuzmeye basladim. ama nafile. ne kadar ugrassam okyanusun o kayalara bile sekil verebilen guclu akintisi beni icine dogru cekmeye devam ediyordu. 20 kulac daha, 30 kulac daha derken gozlerimi acip hala basladigim yerde oldugumu gorunce bedenimi kaplayan o 'buraya kadarmis' duygusunun ve umutsuzlugun verdigi pes edis hala taptazedir icimde. 'demek ki bu sekilde olecekmisim. allah kahretsin yapacak o kadar da cok seyim vardi hayatta. simdi benim cesedimi de gunler sonra bulurlar ancak! hangi baliklara yemek olacam acaba? denizden cikarilan curumus cesedim ne kadar da kotu gorunecek? kuba'dan amerika'ya deniz yoluyla kacak gecmeye calisan gocmenler demek bu yuzden tekneleri alabolara olunca ölüyorlar. allahim okyanustaki bu guc nedir boyle? gucum ne zaman bitecek ve su yutmaya ne zaman baslayacam acaba? tatile geldigim arkadaslarim da acayip sok olacak. cok da basit bir ölüm bu! ' diye dusunurken bir mucize oldu.

    hemen 35-40m otemde, benim gibi suruklenmis bir adami daha gordum. baktim o da yuzuyordu ve ilerleyebiliyordu da. o zaman ben de yapabilirim diye hizli hizli kulac savurmaya basladim. sonra aklima birden suyun altindan yuzme fikri geldi. belki akintinin altina inebilirdim! oyle de yaptim ve suyun altindan ilerledim. yuzeye nefes almaya ciktigimda gozlerimi acmadan geri daldim. ilerlemis gibiydim. cunku daldigimda ayaklarim okyanus tabanina degiyordu. sonra ayaklarimi okyanus tabanina yaslayarak kurbaga misali one dogru sicrayip yuzerek ilerlemeye basladim.
    nefes almaya yuzeye ciktigimda gozumu actim. ilerlemistim evet.
    ve derken beni kurtaran o an gelmisti; birden uzaklardan, koca bir dalganin geldigini gordum. bitap dusen ve nefes nefese kalan bedenimin sahitliginde, bu dalga benim son sansimdi. ya beni kurtaracak ya da dalganin geri cekilimi beni yine denize surukleyecekti.
    sonra o adami gordum yine. bana gulumsuyordu dalgayi gostererek. ben de ona guldum..
    o dalga buyudu, buyudu, beni iyice havaya kaldirdi. dalgaya kendimi birakip butun gucumle yuzmeye basladim ve kendimi bir kac sn icerisinde sahilde buldum.
    ayaga, yanima gelen insanlarin yardimi ile zor kalkabildim. butun kaslarim sismis, vucudum tir tir titriyor ve dislerim takirdiyordu. sonra gozlerim diger adami aradi. acaba o da kurtulabilmis miydi diye? evet. o da sahile cikmisti. bana guc veren o adam gelip bana uzun uzun sarildi. 'sen bana guc verdin' dedi. halbuki ben ondan guc almistim! neyse..sonrasinda sahile gidip uzandim ve arkadaslarima durumu anlattim. hepsi korkudan gebermisti ama bana da kizmadan edemediler tabi.
    iste bu nedendendir ki o gunden sonra okyanuslara karsi daha bir korku ile yaklasir oldum. siz siz olun okyanusu hafife almayin.
  • doksanlı yılların başları

    hayatımın futbol topu peşinde geçtiği günler

    taştan kurduğumuz kalelerde sabahtan akşama kadar top oynadığımız günlerden bir gün sahaya indiğimde arkadaşların, taştan yaptığımız kaleler yerine diktikleri kale direklerini görünce heyecanım artmış, futbol oynama arzum biraz daha artmıştı. telefon direklerine benzer ahşap, iki kale direği dikmişti arkadaşlar. üst direk yoktu.

    direk dibine plase yaparım diyerek önemsemedim üst direğin eksikliğini.

    sonraki hafta ise sahaya indiğimde, üst direğinde eklendiğini gördüm. yan direklerin aksine ahşap değil, paslanmış çelik bir boruydu üst direğimiz.

    golcülüğün yanısıra, kalecilik yapmaktan da çok keyif alırdım ve sıkça kaleye de geçerdim maçlarda. bu yeni kurulan kaleyi de korumak isteyerek kaleye geçtim ve rakip forvetleri beklemeye başladım.

    top bizim çocuklarda hücum etmeye çalışırken ben de kalenin birkaç adım ilerisinde oyunu takip ediyordum. derken bizim çocuklar topu kaptırdı ve rakip bizim kaleye doğru gelmeye başladı.

    aytaç diye , çok yetenekli olmayan ama güçlü kuvvetli bir çocuk vardı ve o aytaç orta sahayı geçer geçmez jaja’nın metallist kharkiv-beşiktaş maçında attığı gole benzer bir şut çıkardı.

    topu görmedim bile, sadece çaaat sesini duydum. top oyun alanına dönünce geriye dönüp bakma ihtiyacı hissetmedim . 1-2 saniye sonra ise sağ topuğumda müthiş bir acı ile irkildim. üst direk biraz sallandıktan sonra düşmüş ve hafifçe topuğuma çarpmıştı.

    bir adım geride olsam kafama düşecek olan o direk muhtemelen kafamı karpuz gibi yarıp üçe ayıracak ve 16 yıllık hayatımı noktalayacaktı. her hatırladığımda içimi ürperten, unutmaya çalıştığım bu anın üzerinden 20 yıl geçti. şimdi küçük bir kız çocuğunun babası olarak erken ölümden korksam da 20 yıldır ekstradan yaşadığımın da farkındayım.

    bi daha derme çatma bir kaleyi korudum mu , töbe yaklaşmadım bile…
  • ilkokul birinci sınıfta bahçe duvarı üzerinde yürüyor iken ayağım takılmış ve bir anda mission impossible tom cruise misali duvarda asılı kalmıştım. hemen bahçede ip atlayan üçüncü sınıf kızlarından yardım istemiştim. onlar da başıma toplanıp beni kurtarmak yerine bıraksana ellerini diyerek ölümümü izlemeye koyulmuşlardı. ben tüm gücümle hayata tutunmuş, son bir hamleyle kendimi yukarı çekmiştim. sonra da kızlara eşek deyip ağlamıştım. bugün düşünüyorum da, 1,5 metrelik duvardan düşsem acaba ölür müydüm. olsun ben ölümü düşünmüştüm. tüm hayatım, 6 yılım gözümün önünden geçmişti o anda.
  • babam subaydı, beylik silahı da evde dururdu. bizimkiler de herhalde bana çok güvendiklerinden, silahı yatak odalarındaki komodinin çekmecesinde tutarlardı. ne ihmalkarlık!. onlar evde olmadığı zaman, o silahla oynamak en büyük eğlencem haline gelmişti. bir süre sonra, silahı iyice öğrenmiş, şarjöre mermi sürüp, sonra da namluyu ileri geri çekerek mermileri birbir yandaki boşluktan atar hale gelmiştim. tabi silah boşken, bir çok defalar tetiği çektim, hatta kafama dayayıp da çektim. yine birgün, mermileri sürüp, boşaltırken, silahın tetiğini çekerken, silahı kafama dayayıp, tetiği çekmeye yeltedim. o anda birşey beni durdurdu ve silahı kontrol etmeye karar verdim. bir de baktım ki, bir tane mermi, sürülmüş ve ateşlenmeye hazır şekilde namluda duruyor. hala bazen aklıma gelir ve şu anda yaşamıyor olabilirdim diye düşünürüm.

    bir de hsbc bombalanması sırasında ölüme bu kadar yaklaştığımı hissetmiştim. kız arkadaşımla birlikte, şişli'de oturan bir arkadaşımızda kalmıştık. sabah da kahvaltı edip falan, istinye'deki evimize doğru yola çıktık. güzergahımız da, herzamanki gibi, mecidiyeköy, zincirlikuyu, levent, maslak şeklindeydi. mecidiyeköy'de ışıklarda beklerken, araba bir an alçalıp yükseldi, ne olduğunu anlamaya çalışırken, büyük mağaza vitrinlerinin sallandığını farkettim. yeşil yanana kadar, binalardaki insanların, levent tarafına doğru baktıklarını gördüm. dedim birşey oldu, patlamayı duymadık ama basıncını hissettik. yeşil yandı, zincirli kuyuya doğru devam ederken, şimdiki astoria'nın olduğu yerden hsbc binasını bir saniyeliğine gördüm ve bir gariplik olduğunu hemen anladım. zincirlikuyu köprüsünün üstüne geldiğimizde zaten korkunç manzarayla karşılaştık. trafik tıkanmıştı, ben hemen etilere doğru saptım, koç köprüsünden dönüp maslak'a çıkmaya karar verdim, tam koç köprüsündeyken, taksimdeki patlamayı duyduk. dedim toplu bir saldırı var, biz ana yollardan gitmeyelim, önümüz maslak, orada da bir sürü bina var oraları da patlatırlar. arka sokaklardan giderek, evimize gelip hemen televizyonu açtık. patlamanın büyüklüğünü o zaman anladık. ve yol üstündeki araçların da hurda yığınına dönmüş olduklarını farkettik. o zaman eğer arkadaşımızın evinden 10 dakika erken çıksaydık, şimdi bizim de ölmüş olabileceğimizi dehşetle farkettik.
  • yıllar önce yavaş yavaş deliren erkek arkadaşımdan ayrılmaya çalıştığım bir dönemde yaşadığım an.

    evden erkenden çıktım, staj yaptığım iş yerine gittim, çalıştım, ayrılmak istediğim erkek arkadaşım sürekli beni taciz ediyor, ondan ayrılamayacağımı söylüyor ve tehditler savuruyordu. ben ondan kaçtıkça daha fazla üstüme gelmeye başlamıştı. en sonunda o gün son bir kez görüşelim konuşalım diye çok ısrar etti, ben de yumuşak bir şekilde konuşursam onu ikna edebilirim düşüncesiyle kabul ettim.

    bir arkadaşının evine gittik(hangi akla hizmet bilmiyorum), 5. kattaki balkona geçtik. benim eski olduğunu düşündüğüm ama kendisinin bunu kabul etmediği erkek arkadaşım içmeye başladı. balkon daracık ve yerdeki minderlerde oturuyoruz. çıkış kapısının önünde ise kendisi oturuyor. önce sakin sakin konuştuk ben ikna etmeye çalıştım, o da beni ikna etmeye çalıştı falan. gece ilerledikçe alınan alkolün oranı da yükseldi. psikolojisi baya bir bozuk olan ve o sıralarda sakinleştirici ilaçlar kullanan erkek arkadaşım agresifleşmeye başladı.

    durumun kötüye gittiğini fark edince ayrılmak istedim o ortamdan, izin vermedi. gidemezsin diye tutturdu. ayağa kalktığımda beni balkon demirlerine itti, seni aşağı atarım, buradan kesinlikle ayrılmayacaksın dedi. sadece o ortamdan kurtulmak için tamam barışalım ayrılmayacağız falan dedim ama yemedi, daha çok sinirlendi onu kandırmak istediğim için.

    o kadar çaresiz kalmıştım ki. ne desem olmuyordu, o ortamdan ayrılamıyordum, sürekli beni ya da kendisini öldüreceğini söylüyordu. bu geceden 1 tek kişi sağ çıkacak diyordu. çok korktum çok. normalde bunu yapacak bir insan değildi ama ilaç ve alkolün etkisiyle kendisi olmaktan epeyce uzaklaştığı için bu söylediklerine inandığını ve gerçekten yapabileceğini düşündüm.

    oradan ayrılma denemelerimden birinde, yine beni tuttu ve balkondan aşağıya doğru itti, gözlerinde gördüm, gerçekten düşmemi sağlayabilirdi. o anda demek ki bugün benim son günümmüş diye düşündüm,böyle bir günde ve bu şekilde ölecekmişim. aklıma 2 şey geldi. birincisi o gün annemi görmediğim ikincisi ise hiç unutamadığım ilk aşkımı bir daha göremeyeceğim. hala ilginç gelir ölüm anımda aklıma gelen bu 2 şey. garip bir duyguydu.

    neyse hikayemi bitireyim. biraz sakinleşti. yarım saat daha oturduk, sonra içki bitti. ben aşağıdan içecek bir şeyler alıp geleceğim, bekleyeceksin burada dedi ve gitti. bakkal da evin altında çıkış kapısının dibinde. tek kurtuluş şansım bu andı ve mutlaka değerlendirmem gerekiyordu. evden çıktım. asansöre binmeye korktum çünkü onunla karşılaşabilirdim, merdivenlerden inmeye de korktum, kaçmak isteyeceğimi tahmin edip merdivenleri de kullanabilirdi. dolayısıyla merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. kalbimin atışlarını beynimde hissediyordum. 2 kat çıktım, daha sonra ne yapacağımı bilemedim ve karşıma çıkan evin kapısını çaldım. baş örtülü bir kadın çıktı. dedim telefonunuzu kullanmam lazım çok zor durumdayım annemi arayacağım. çizgili pijamalı kocasını çağırdı. o kadar sert görünüyordu ki adam, beni kesin olarak kovacağını düşündüm, hele ki içki kokusunu aldığında hiç şansım olmayacaktı.

    beklediğim gibi olmadı. tamam dedi adam, geç ara kimi arayacaksan. annemi aradım, yerimi tarif ettim gel beni kurtar dedim. adama sizde bekleyebilir miyim annem gelene kadar dedim, olmaz dedi. (yine de kendisine minnettarım ve beni içeri almasına inanamıyorum, ben bugün biri böyle kapımı çalsa almazdım içeri herhalde) neyse evden çıktım. merdivenlerden kalbim ağzımda indim sessizce, yakalanmadan evin dışına çıktım, çalıların arasına saklandım ve annemi beklemeye başladım. 10 dakika, kedi gibi çalıların arasında kaldım.

    sonra annem geldi, beni kurtardı. elleri ayakları her yeri titriyordu kadının. o günden sonra anksiyete oldu zaten.

    neyse sonuçta mutlu son. yaşıyorum. aynı erkek arkadaş 1 ay sonra intihara kalkıştı. 3 gün yoğun bakımda yattı. ama orada da mutlu son, o da yaşıyor.
  • gecenin bir yarısı otoyolda karşıdan karşıya geçtikten sonra metrobüsün burnumun önünden geçtiği an.
  • kadıköy'de tiyatronun orada karşıdan karşıya geçerken nasıl olduysa gelmekte olan kocaman otobüsü görmeden kendimi yola attığım an.

    kör noktama mı geldi nedir.

    birkaç santim uzağımdan geçip gitti otobüs. benim de hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
  • 98 senesinin yazı. havalar 40 derece, hissedilen 400 kelvin. ikarus'un içinde 100 kişi varız. ergen ben tutacaktan tutunmuş tutunabilenleri oynuyoruz diğer 80 kişiyle.
    boyum yeni atmaya başlamış, yanımdaki normal ebatlarda amcanın omzuna filan anca geliyorum. (bkz: bir ölçü birimi olarak amca)

    her şey orta karar giderken, sirke ile ayak ve apış arası ortası bir koku ile nefes almaya çalışırken 90lı yılların sonunda bir otobüsteki o anı paylaşan insanlar olarak, yanımdaki amca tutacaktaki elini bırakıp benden yana olan eliyle hayata tutunmaya karar veriyor. işte o kısa anda görebildiğim ve hatırladığım tek şey nemli, parlak ve traşlı bir koltuk altı.
    milisaniyeler süren bu görüntüden sonra gözüme bir perde iniyor. tekrar görebilmek için gözlerimi iyice belertmiş diğer yana bakarak hızlı hızlı kırpıştırıyorum, derin derin nefes alıyorum ama oksijen değil resmen bütirik asit soluyorum, ölüyorum haberi yok kimsenin. kısa süre sonra görüntü yerine geliyor ama o an belleğimden hiç silinmemek üzere kazınıyor hafızama.

    işte o amca şimdi benim çocuğuma hamile... hopp bu başka hikaye pardon.*
  • bir gün dışarıdayken çok acıktım, arabada giderken atıştırmak için bir şeyler aldım. bir yandan araba kullanıp öbür yandan atıştırırken, meret soluk boruma kaçtı. tamam dedim gidiyorum ve düşündüğüm böyle mi öleceğim yani oldu. neyse kuvvetli bir öksürük sayesinde soluk borum açıldı, allah'tan kaza falan yapmadım.
  • 2011 de bingöl genç kırsalında arazide göreve çıkıp pusuya düştüğümüz andır.