şükela:  tümü | bugün
  • ayse arman'in, "sizin hikayenizde bir tuhaflık yok mu? öss’yi kazanamadınız ama seattle’da microsoft windows yazılım ekibinde yazılım mühendisi olarak çalışıyorsunuz?" sorusuna,
    sedat basgan'in verdigi "tuhaflık bende değil, öss de" cevabi.
  • simdi isim vermeyeyim, zamaninda universitede bir hocaya** verdigim ayar sayilabilir;

    universitede ilk yillarim, juri var onu izliyorum. o gun de giymisim besiktas'in 100. yil nostalji formasini. hani su bagcikli, sponsorlarinin beko ve aria oldugu forma. bahsettigim hoca yanima gelip dalga gecer gibi "ne basariniz var da giyiyosun oglum o formayi?" demisti. ben de "iste aradaki fark ta bu, biz sadece sampiyon oldugumuzda veya bir basari elde ettigimizde giymiyoruz formalari" diye karsilik vermistim. cevab veremedi.

    kendisi hangi takimliydi hatirlamiyorum. bu arada bu gibi durumlarda genellikle adam akilli bir sey diyemeyip sonradan "keske soyle diyeydim ya lan?" modunda olan biri olarak aninda boyle bir cevap vermem beni bile sasirtmisti.

    o degil de ne guzel formaydi lan o. afedersiniz orospu cocugu hirsiz evimize girdiginde bu formayi da calmasaydi halen sakliyor ve giyiyor olacaktim. hani aynisi olsa tekrar alirim parasi neyse.
  • frapan geyik patronları tarafından akşam rakı sofrasına davet edilmiştir, ama bir sorun vardır; patronlardan birisinin içki sofrası kurulmadan önce yaptığı makarnanın sosu makarna kütlesine kat be kat fazla gelmiş, aşırı derecede yağlı olmuştur. zaten aşırı derecede hassas bir bünyesi olan kahramanımız frapan geyik çok ciddi mide bulantıları ile boğuşmaktadır bütün gece boyunca. bu arada frapan geyik'in tek gecelik bir ilişki yaşamasını isteyen sevgili patronları ortama ağzı aşırı derecede küfürlü, muhabbetinin sonu mutlaka "ot" ya da "şeker***" kapısına çıkan şule adında bir kız getirmişlerdir. şule durmadan frapan geyiğe laf sokmakta, karşılık vermesini beklemektedir. ama frapan geyik kendisinden beklenen performansı bir türlü gösteremez, çünkü neredeyse istiğfar etmek üzeredir.

    (tek gecelik ilişkilere kişisel olarak pek sıcak bakmadığımı belirtmek isterim. yaşayana karışamam ama, kendi bileceği iştir.)

    ortamda ciddi derecede sigara içildiği için frapan geyik koltukta hemen yanında oturmakta olan şule'nin sigaralarını zippo marka bir çakmak ile yakmaktadır. iki ortak olan patronlardan birisi dayanamaz ve şöyle bir diyalog gelişir:

    (seviyenin düşüklüğünden ötürü bütün sözlükten binlerce kez özür dilerim)

    kalantor patron: boşuna uğraşma frapan, şule sana vermeyecek...
    şule: valla vermiycem..
    frapan geyik: (midesi ciddi derecede rahatsız olmasına rağmen artık bunun da altında kalmak istemez ve o tarihi ayar gelir) verse de almam ki? bende ki de mide...

    ortamda bu diyaloğu duyan 3-4 kişi anında dumur olur, şule'nin neşesi ciddi anlamda kaçmıştır. artık suratı mide bulantısından bembeyaz olan frapan geyik kendisi için hazırlanan bir yatakta uyur. sabah kalkılır ve kahvaltı sofrasına oturulur. birisi yalancı pizza yapmıştır. frapan geyik kilolu olmasına rağmen sadece 2 parça yiyebilmiştir. şule buna dayanamaz....

    şule: ehehehehe frapan hiç kalıbının adamı değilmişsin sadece 2 parça yiyebildin ehehehehehe... ben 5 par...
    frapan geyik: ben senin her yediğini sayıyor muyum şule?

    yaşanan bu olayların üzerinden yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen ne zaman şule'nin muhabbeti açılsa bu iki tarihi ayar mutlaka konuşulmaktadır...
  • sözlükçü olmasada* thy uçağından inerken cep telefonuyla konuşan eleman vermiştir ayarı.

    hostes:beyefendi kapatırmısınız telefonu!
    eleman:niye, düşecek mi uçak?
  • yıllar önce* tarafımdan kipa kuşadası'nda çalışan bir kasiyere verilmiştir.

    arkadaş grubuyla akşama yapılacak aktiviteler için hatırı sayılır bir alışveriş yaptık ve kız arkadaşlarımız tarafından çimdiklenmeyi göze alarak en güzel kasiyerin bulunduğu kasaya yöneldik, topluca her şeyi kasadan geçirip ödedikten sonra poşetleme işlemine başladık. poşetlenen şeylere bakarken sigara almayı unuttuğumu fark ettim ve tekrar kasiyere doğru döndüm, şansıma arkamızda sıra bekleyen kimse yoktu ve direkt olarak kasiyer ile diyaloğa başladım;

    izafiyet - bir adet kısa marlboro alabilir miyim?
    kasiyer - tabi fakat kimliğinizi görebilir miyim yaşınız tutmuyor galiba (alaycı bir ses tonu ile)

    kasiyer hatun eğlenceli hallerimizi kıskanmış olacak ki savaş açma girişiminde bulunmuş, arkadaş grubumun ve kız arkadaşımın yanında beni küçük düşürmeye yeltenmişti, ben de bu durumun farkına saniyeler içinde varmış ve ufak bir plan hazırlamıştım ona. kimlik yerine ehliyet vermeyi teklif edecektim, savaş çoktan başlamıştı aslında...

    izafiyet - kimlik yerine ehliyet versem olur mu?
    kasiyer - tabi olur

    konuşmasından sonra ehliyetimi uzattım. kasiyer de küçük tuzağıma adım adım gelmişti, artık lafı yapıştırmam için tek bir hareket yapması gerekiyordu: "doğum tarihime bakmak için ehliyetin arka yüzünü çevirmesi"

    kasiyer bana ve ehliyetteki resmime baktıktan sonra doğum tarihime bakmak için ehliyetin arka yüzünü çevirdi. işte beklenen an gelmişti, kasaya dayandım, yüksek ve alaycı bir sesle;

    "yalnız b ehliyet 18 yaşından küçüklere verilmiyor hanımefendi, şimdi sigaramı alabilir miyim" dedim ve parayı uzattım. kasiyer kıpkırmızı olmuştu.

    kısa süreli south park sessizliği yerini sağdan soldan gelen gülme seslerine bıraktı, sigaramı aldım, poşetleri alışveriş arabasına doldurduk ve gülümseyerek oradan uzaklaştık.

    bu da böyle bir ayarımdır.
  • 6-7 yıl kadar önceydi, resmi yatılı bir eğitim kurumunda eğitmenlik yapıyorum. öğrencilerin hepsi 18-20 yaş bandında ve hemcins olduğundan ayar mevzuunda sıkıntı yok. o zamanlar atım vardı, boş vakitlerde ve haftasonları biniyordum. neyse tayinim çıkmıştı artık başka bir ile gideceğimden atımı eski sahibine geri verdim.
    son nöbetimin sabahı kahvaltıda masaların arasında dolaşıyorum ve tesadüf o sabah ilk defa kızarmış sosis var kahvaltıda.
    öğrencilerden birisi bombayı patlattı,

    - hocam yoksa atı kestiniz bize mi yediriyorsunuz! hehehe:)

    o tarafa döndüm masaya yaklaşıp ellerimi dayadım gözünün içine bakarak:

    - evet aslanım nerden bildin! atı kesip sucuk yaptık, sana da yarrağı denk gelmiş, afiyet olsun...

    herkes gülmekten yerlere yattı, eleman kıpkırmızı oldu tabi..
  • straiusfransius- beşiktaş...

    en yakın arkadaş- galatasaray...

    straiusfransius- oğlum beşitaşlının takımına sevgisi bambaşka bir şey, takımımız bizim aşkımız, sevgilimiz.

    eya - ne aşık olacaksınız ya, en son ne zaman şampiyon oldu ki beşiktaş?

    straiusfransius- şila (sevgilisi) en son ne zaman şampiyon oldu lan?
  • neredeyse 10 sene kadar önce bir ilaç fabrikasının laboratuvarında cumartesi mesaisindeyiz. * dört arkadaş öğle yemeğinden sonra çay içiyoruz. asiye diye bir hatun var. neyse konu evlilik, çoluk çocuk muhabbetine geldi.

    miyagi san: bir gün erkek çocuğum olursa ismini tuna, kız olursa mısra koyacağım.
    asiye: (salak bir gülümsemeyle) ikisinin ortası olursa ne koyarsın ehehe.
    miyagi san: asiye koyarım.
    asiye: ehe..

    öyle homofobik bir adam da değilim ama kaşınmamak lazım.

    edit: bu entryden sonra bana homofobik diye laf sokmaya çalışanlara gelsin;

    (bkz: üç kızla aynı evde yaşamak/#36364988)

    (bkz: askere gitmek isteyen eşcinsel erkek/#37860642)
  • patron bileğine büyükçe bir şekilde çocukların adlarını dövme yaptırmış. sabah bizim kata gelince:

    - hayırlı olsun patron, çok yakışmış.
    - sağol lazika sana da yakışır aslında bir tane yaptırsana.
    - kusura bakma patron ben çocuklarımın adını hatırlamıyorum.
  • üniversitenin ilk senesinde bir arkadaşın öğrenci evinde 3 kişi takılıyoruz. konunun nereden oraya geldiğini hatırlayamıyorum ama işte konu "sen ne zaman milli oldun?" muhabbetine geldi.

    "ben milli olmadım" deyince bi tanesi benim üzerime oynamaya başladı. "lan bu yaşına* geldin nasıl milli olmazsın" gibi, 'allah belanı versin' içerikli giydirmelerde bulunuyor. ben artık dayanamadım, biraz da gülerek:

    - oğlum bak sus, senin üzerinden milli olurum yoksa.
    - ohooo, benim üzerimden milli olunsaydı...
    - tüm şehir milliydi şimdi di mi?