şükela:  tümü | bugün
  • benimki basligin hakkini dolu dolu verecek bir ornek degil ama az once aklima geldi ve tarihe not dusmek istedim...
    allah'a sukur omrum boyunca ailemle aram hep iyi olmustur, baglarimiz kuvvetlidir... yil 2008, universitedeyim, memleketten cok uzaktayim, testislerime top geldigi icin bi tanesi sarkmisti. doktora gittim, ameliyat olmazsam kisir olma riskimin oldugunu soyledi.
    ben de hemen babami aradim, baba ameliyat olmam lazimmis, somestre tatilinde ameliyat olucam dedim. karsidan gelen tepki bagirarak "eee napalim yani, bana niye soyluyosun" seklindeydi. ben "nasil yaaa? ameliyat olucam baba ameliyat, neden soylemeyeyim ki, hem size soylemiceksem kime soyliim. bak ameliyat olcam diyorum"... babam "yaaaa kardesim beni uzmeye ne hakkin var senin" falan filan boyle devam etti bu.
    neyse, memlekete dondum, ameliyat oldum, spinal anestezi yapildigi icin 6-7 saat hareket edemeyecegimi soyledi doktor. oyle hareketsiz bi sekilde yatakta yatiyosun. 6 saat sonunda ayaklarimi hafif hafif hissetmeye baslamistim ki annemle babam ayaklandi "biz gidelim artik" dediler. ben "nasil yaaa. refakatci kalmayacak misiniz. ben tuvalete nasil gidecem, kasiklarimdan ameliyat oldum yav yuruyemem" filan dediysem de "seslenirsin birine, yardim ederler" deyip gittiler.
    ben hayatimda boyle bi sacmalik yasadigimi hatirlamiyorum. bildigin beni orda birakip gittiler.

    hayir, aile baglarimiz kuvvetli olmasa bi daha arayip sormazdim lan ailemi. yillarca hic aklima gelmemisti bu olay, az once aklima gelip sordugumda "biz niye oyle bisey yapalim ki" diye de sasirdilar, inkar ettiler.

    berbat hikaye anlatma seklime ragmen buraya kadar okuyanlara tesekkurler. bu da boyle bir animdi iste...

    edit: yapilan ameliyat varikosel ameliyatiydi. yaziyi okuyup da merak edenlere duyurulur.
  • arkadaşıma ''keşke bi kuşum olsa, beslesem ne güzel olur.'' dedikten birkaç dakika sonra pencereden içeri muhabbet kuşunun dalması. birkaç ay besledim, annemin allerjisi peydah olunca vermek zorunda kaldık.
  • tatil yaptığım yerde otoparkta yanıma bir karavan geldi dün gece ben de yemek yapıyordum indiler araçtan hoş geldiniz falan yemeği birlikte yedik sohbet ilerledi buzluklarından bira getirdiler onu içiyoruz falan buraları geçiyorum olay burada değil. bari arkaya müzik açayım dedim ve müziği açtım birkaç şarkı sonra grup yorum-deniz koydum adını çalmaya başladı(ne zaman atmışım içine hatırlamıyorum bile sadece arabada duran mp3 olduğu için 2 senedir yenilemiyorum şarkıları) o sırada sahilden geçen bir amca elinde şapkayla geldi kafama taktı " heyt beee devrimci ruh ölmedi işte çok yaşayın gençler" dedi.ben tabi ne olduğunu anlamadım " teşekkür ederim" demekle yetindim yanımdaki aile de şok oldu kızları bakıp gülüyor falan ben donup kalmışım. gece lavabo ihtiyacı için mekana gittiğimizde başıma şapkayı geçiren amca oradaydı ve "hoş geldin yoldaş" dedi. mekanın girişinde zaten che posterleri falan var. dayı orada da reklam etti bizi nargile falan ısmarladılar oturduk onu içtik. alakam olmamasına rağmen grup yorum ve solculuğun ekmeğini yiyorum şu sıralar.

    şapka da ne alaka demeyin siyah bir şapka ortasında bir kızıl yıldız var. hatıra olarak saklarım artık
  • kuşadasında bir barda dış mekanda ayakta duruyorum.4 kişilik bir aile oturuyor. adam dedi ki şu küllüğü değiştirebilir misiniz ? değiştirdim.2 bira daha istediler içeri gidip söyledim getirdiler.genç kızları var kızın biri meyve suyu istedi onu da gidip söyledim hatta ben götürürüm dedim aldım götürdüm. şef garsonun dikkatini çekmiş..beyefendi sizin aileniz mi o masadakiler sürekli hizmet ediyorsunuz kendiniz ayaktasınız siz de oturun biz getiririz ne gerekiyorsa dedi.hayır ben de burada müşteriyim beni garson sandılar bozmuyorum dedim. şef garson hemen gidip adamın kulağına bir şeyler söyledi. masadaki herkes benden bir saat kadar özür diledi
  • bundan yıllar önce (sanırım 2005-2006) bir sevgilim vardı. o sıralar antalya'da yaşıyorum. kızla çok güzel bir ilişkimiz vardı ama ailesi yüzünden pek başbaşa kalamıyorduk. bir gün beni aradı, evde yalnızım, bir saatim var koş gel dedi... allaaaaah, benim hormonlar adeta ahenkle dans ediyorlar, kaç hafta olmuş öpememişim bile, o derece fenayım yani... ben hemen koştur koştur gittim bizimkinin evine, kapıyı açar açmaz da üstüne atladım zaten. bir ara bana 'dayım gelecek beni almaya' falan dedi ama pek oralı olmadım. keşke olsaydım...

    biz iş üstündeyken kapı çaldı! ta taaa! dayı geldi... ben hasiktir hasiktir napıcaz diye dellenirken bu beni hemen ablasının odasına soktu... üstümü hızlı hızlı giyindim ve odadaki gömme dolabın içine attım kendimi... o gün öğrendim zaten gerçekten dolaba saklanıldığını. ayakkabılarım elimde bekliyorum ben dolabın içinde, bu arada aylardan temmuz veya ağustos, hava 40-45 derece, dolabın içi 60-70 falan! resmen boğulmaya başladım lan! ben o kadar spor yaptım da öyle terlediğimi hatırlamıyorum. resmen suratımdan zemine doğru hafif çaplı bir yağmur yağıyor! zaten yakalanma korkusu yüzünden zaman da geçmiyor... ulan dedim sanırım bugün burada ölürüm ben... arkamdan da hırsız falan derler diye düşündüm... alakasız bir şekilde eğer ölürsem ailem ne düşünür, acaba bana çok kızarlar mı falan bunları düşünmeye başladım... beynim sulanmışsa demek...

    derken bir melek dolabın kapısını açtı! ulan zaten güzel kızdı ama o an yemin ediyorum dünyanın en mükemmel şeyiydi karşımda duran! beni apar topar çıkardı attı kapının önüne... topuklarım götüme vura vura kaçtım oradan... az kalsın kızın dayısına yakalanıyodum lan! düşündükçe içim ürperiyor...

    bu da böyle bir anımdır işte...
  • bugün akşam eve girerken yaşadığım tuhaf bir olayı anlatmak isterim.

    apartman önünde belli saatten sonra yatıp uzanan bir köpeğimiz var. kendisi 2-3 yaşlarında ve kendini herkese sevdiren türden. apartmana girerken yine orada yattığını görüp birazcık sevmeye başladım. hemen yanıma 26-27 yaşlarında bir çocuk geldi. şu ana kadar etrafta hiç görmedim çocuğu. bir şeyler söylüyor ama anlamıyorum. yüzüne baktım sonra kırgız gibi duruyordu. sonrasında selamün aleyküm dedi aleyküm selam diyerek karşılık verdim. anlamadığım bir şekilde bu sefer köpeğe doğru konuşmaya başladı ama hiç yanaşmıyor ve dokunmuyor köpeğe. köpek birden ayaklandı ve kaçtı. ben de biraz kuşku duymadım değil şimdi. kapıya doğru yöneldim ve kapıyı açtım baktım arkamdan geliyor çocuk. herhalde arkadaşlarına geldi ondan anahtarı yok diyerek içeri girebilmesi için kapıyı tuttum. ingilizce iletişim kurmaya çalıştım ama onu da bilmediğini anladım. beni asansöre kadar bıraktı ve bir şeyler mırıldanıp, el sallayıp gitti. birden çıkıp köpeği kaçırtması ve bana el sallaması ürpertici geldi. bir önceki gün cinli film izleyip ertesi gün esrarengiz birisiyle karşılaşmam arasında bağlantı olmasın lütfen.
  • delinin tekiyle karşılaşmam. bugüne kadar baya bir deli insan gelip beni bulmuştur ama bu bildiğin akıllı birisine benziyordu ama anlattıklarıyla delinin önde gideni.

    bugün akşama doğru tunalı himi caddesinde yürürken yanıma elimde çanta olduğunu gören 45-50 yaşlarında kır saçlı bir adam yanıma geldi. siz de mi benim gibi pazar pazar çalışıyorsunuz dedi. yok ben öğrenciyim dedim. o da ben pazar günleri çalışmayı severim dedi yok insanı dinç tutar falan. başladı yan yana yürürken hayat hikayesini anlatmaya ama dakikada bir konu değiştiriyor. turizmciyim sayın cumhurbaşkanımızla beraber çalışıyorum diyor. beymen'de tezgahtar olarak işe başladım. beni çok sevdiler. sonra ıtt diye bir şirkete girdim. konya, karadeniz bölge müdürü oldum. bana istihbarat eğitimi verdiler. firmanın içinde çalışan ingiliz askerleri de vardı, gazi'nin rektörüyle görüşüyorum, toma'lara dost düşman tanımlama sistemi kurulacak bununla ilgili çalışılıyor, abd başkan yardımcısına mahkeme açtırdım gibi alakasız, saçma konular. yürürken adamı kırmamak için kibar olmaya çalışıyorum ama bildiğin deli deli konuşuyor. en son zorla kuğulu park'a oturttu 10 dakika daha orada anlatmaya devam etti, görünüşü konuşması normal bir insan gibi ama kendisi resmen deli. en son numaramı yaz bir kenara dedi, artık dayanamadım sizi tanımıyorum niye alayım dedim biraz bozuldu elinde resepsiyon adında bir dergi vardı. ben gideyim bari reklam satayım dedi. dedim bu kadar konuşup para mı isteyecek en sonunda veya dergi mi satacak yok onu da yapmadı. pazar günü mutlu mutlu gündemden uzak kafa dinleyeyim diye yürürken deliye çarpmak sinir bozucu bir şeymiş be. halime şükrettim tabi, kafayı yememek güzel birşey.
  • markete girip alisveris yaptim dun, parayi odemek icin kasada siraya girdim, arkamda kara carsafli bir hanim ve kizi var. urunleri okuttu kasiyer arkadas ancak parami almadi ve onlari isaret ederek beraber misiniz diye sordu..

    sakallarimdan dolayi islamci sanilmama mi sasirayim yoksa 8 9 yasinda cocuk sahibi olacak gibi gorunmeme mi. hayir bisi degil yazik kadin utandi :)
  • tarih: 2014
    yer: alicante/ispanya

    bir yemek davetine katılmak üzere takıp takıştırıp, giyinip süslenmek suretiyle akşam saat 22:00 gibi evden çıktım. ispanya'da restoranlar akşam geç açıldığı için yemek davetleri de geç başlıyor - ve inanmayacaksınız ama o saatlerde sokakta tek başına yürüyen kadınları kimse rahatsız etmiyor- üzerimde beyaz bir elbise var (ki üzerimdeki elbisenin rengini neden vurguladığımı hikayenin sonunda anlayacaksınız). evimin bulunduğu sokağın köşesinde bir çöp tankı var (ek bilgi olarak belirteyim ispanya'da herkes kendi çöpünü bırakmakla mükellef, kapıcı toplamıyor) ve kapağını açmak için tankın altındaki yatay pedala basmak zorundasınız. yürürken tuhaf birşey oldu, çöp atmak için gelmiş olan yaşlı kadın pedala ayağını attığı anda, ayağı pedal ile çöp tankı arasına sıkıştı ve hemen akabinde kadın yere yuvarlandı.

    hemen kadına doğru koştum ve kaldırmak üzere ellerimi uzattım. ellerimi kavradı, ancak sanırım kısa süreli bir baygınlık geçirdi, tekrar zemine doğru bıraktı kendini. o arada 'señora! señora!'diye sesleniyorum, ellerim titriyor panikten ve içimden tahmin edersiniz ki ne fatihalar ne ihlaslar... neden sonra kadının bilincinin açık olduğunu anladım, gözleri kararmıştı sanırım, sonra 'un momento' dedi. o arada değerli olduğunu düşündüğüm küpesini buldum yerde ( ispanyol yaşlı teyzeler son derece kokoş olup, özellikle 60-70 yaş üstü olanlar sokağa gayet süslü çıkarlar ).

    her neyse, kadın bir süre sonra toparlandı, ellerinden tutup kaldırdım ve küpesini avucuna tutuşturdum. kadın önce küpeyi taktı, dağınık saçlarını düzeltti. minnetle gözlerime baktı ve sonra ayrılmak için hamle yaptığımda, kadın öne doğru diz çöktü, sağ elimi kendine doğru iki eliyle çekip öptü ve heyecanla 'gracias! gracias!' diye tekrarladı.

    tuhaf geldi ama yoluma devam ettim, o akşamki yemeğe katıldım vs... gel zaman git zaman haberlerde papa'nın el öpme merasimi gözüme çarptı. aniden o geceyi ve kadının elimi öpme şeklini hatırladım. her şey aydınlanmıştı:

    kadın, beni gecenin o saatinde kendisini kurtarmaya gelen azize sanmıştı.

    (bkz: estağfirullah neneem)

    bu da böyle bir anımdır.
  • birkaç gündür önemli bir telefon beklerken bugün saat 16:30 gibi telefonun çalmasıyla aha dedim mesai bitmeden aradılar, hemen aldım telefonu elime zaten çok kişi de aramaz beni. kayıtlı olmayan numara. alo dememle ay yanlış oldu herhalde deyip telefonu kapattı. ne oldugunu anlayamadığımdan da birşey demedim. ulan ne heyecan yapmıştım be. 55427164xx. neyse işsizlikten olsa gerek numarayı kaydettim whatsapp fotosuna bakayım diye whatsapp'ı yok, cia-app, turktuccar falan internetten arattım orada da kayıtlı değil, facebook'ta bu numarayla kayıtlı birisi var mı diye bakınca orada da yok. şu ana kadar hangi bilmediğim numarayı arattıysam mutlaka bir yerden çıkardı. ilginç geldi, hiçbir yerde ismi yok, fazla black mirror dizisini izlemekten dolayı mı böyle düşünüyorum bilemiyorum. böyle anlatınca çok da ilginç gelmedi aslında.