şükela:  tümü | bugün
  • arkadaşıma ''keşke bi kuşum olsa, beslesem ne güzel olur.'' dedikten birkaç dakika sonra pencereden içeri muhabbet kuşunun dalması. birkaç ay besledim, annemin allerjisi peydah olunca vermek zorunda kaldık.
  • tatil yaptığım yerde otoparkta yanıma bir karavan geldi dün gece ben de yemek yapıyordum indiler araçtan hoş geldiniz falan yemeği birlikte yedik sohbet ilerledi buzluklarından bira getirdiler onu içiyoruz falan buraları geçiyorum olay burada değil. bari arkaya müzik açayım dedim ve müziği açtım birkaç şarkı sonra grup yorum-deniz koydum adını çalmaya başladı(ne zaman atmışım içine hatırlamıyorum bile sadece arabada duran mp3 olduğu için 2 senedir yenilemiyorum şarkıları) o sırada sahilden geçen bir amca elinde şapkayla geldi kafama taktı " heyt beee devrimci ruh ölmedi işte çok yaşayın gençler" dedi.ben tabi ne olduğunu anlamadım " teşekkür ederim" demekle yetindim yanımdaki aile de şok oldu kızları bakıp gülüyor falan ben donup kalmışım. gece lavabo ihtiyacı için mekana gittiğimizde başıma şapkayı geçiren amca oradaydı ve "hoş geldin yoldaş" dedi. mekanın girişinde zaten che posterleri falan var. dayı orada da reklam etti bizi nargile falan ısmarladılar oturduk onu içtik. alakam olmamasına rağmen grup yorum ve solculuğun ekmeğini yiyorum şu sıralar.

    şapka da ne alaka demeyin siyah bir şapka ortasında bir kızıl yıldız var. hatıra olarak saklarım artık
  • kuşadasında bir barda dış mekanda ayakta duruyorum.4 kişilik bir aile oturuyor. adam dedi ki şu küllüğü değiştirebilir misiniz ? değiştirdim.2 bira daha istediler içeri gidip söyledim getirdiler.genç kızları var kızın biri meyve suyu istedi onu da gidip söyledim hatta ben götürürüm dedim aldım götürdüm. şef garsonun dikkatini çekmiş..beyefendi sizin aileniz mi o masadakiler sürekli hizmet ediyorsunuz kendiniz ayaktasınız siz de oturun biz getiririz ne gerekiyorsa dedi.hayır ben de burada müşteriyim beni garson sandılar bozmuyorum dedim. şef garson hemen gidip adamın kulağına bir şeyler söyledi. masadaki herkes benden bir saat kadar özür diledi
  • bundan yıllar önce (sanırım 2005-2006) bir sevgilim vardı. o sıralar antalya'da yaşıyorum. kızla çok güzel bir ilişkimiz vardı ama ailesi yüzünden pek başbaşa kalamıyorduk. bir gün beni aradı, evde yalnızım, bir saatim var koş gel dedi... allaaaaah, benim hormonlar adeta ahenkle dans ediyorlar, kaç hafta olmuş öpememişim bile, o derece fenayım yani... ben hemen koştur koştur gittim bizimkinin evine, kapıyı açar açmaz da üstüne atladım zaten. bir ara bana 'dayım gelecek beni almaya' falan dedi ama pek oralı olmadım. keşke olsaydım...

    biz iş üstündeyken kapı çaldı! ta taaa! dayı geldi... ben hasiktir hasiktir napıcaz diye dellenirken bu beni hemen ablasının odasına soktu... üstümü hızlı hızlı giyindim ve odadaki gömme dolabın içine attım kendimi... o gün öğrendim zaten gerçekten dolaba saklanıldığını. ayakkabılarım elimde bekliyorum ben dolabın içinde, bu arada aylardan temmuz veya ağustos, hava 40-45 derece, dolabın içi 60-70 falan! resmen boğulmaya başladım lan! ben o kadar spor yaptım da öyle terlediğimi hatırlamıyorum. resmen suratımdan zemine doğru hafif çaplı bir yağmur yağıyor! zaten yakalanma korkusu yüzünden zaman da geçmiyor... ulan dedim sanırım bugün burada ölürüm ben... arkamdan da hırsız falan derler diye düşündüm... alakasız bir şekilde eğer ölürsem ailem ne düşünür, acaba bana çok kızarlar mı falan bunları düşünmeye başladım... beynim sulanmışsa demek...

    derken bir melek dolabın kapısını açtı! ulan zaten güzel kızdı ama o an yemin ediyorum dünyanın en mükemmel şeyiydi karşımda duran! beni apar topar çıkardı attı kapının önüne... topuklarım götüme vura vura kaçtım oradan... az kalsın kızın dayısına yakalanıyodum lan! düşündükçe içim ürperiyor...

    bu da böyle bir anımdır işte...
  • bugün akşam eve girerken yaşadığım tuhaf bir olayı anlatmak isterim.

    apartman önünde belli saatten sonra yatıp uzanan bir köpeğimiz var. kendisi 2-3 yaşlarında ve kendini herkese sevdiren türden. apartmana girerken yine orada yattığını görüp birazcık sevmeye başladım. hemen yanıma 26-27 yaşlarında bir çocuk geldi. şu ana kadar etrafta hiç görmedim çocuğu. bir şeyler söylüyor ama anlamıyorum. yüzüne baktım sonra kırgız gibi duruyordu. sonrasında selamün aleyküm dedi aleyküm selam diyerek karşılık verdim. anlamadığım bir şekilde bu sefer köpeğe doğru konuşmaya başladı ama hiç yanaşmıyor ve dokunmuyor köpeğe. köpek birden ayaklandı ve kaçtı. ben de biraz kuşku duymadım değil şimdi. kapıya doğru yöneldim ve kapıyı açtım baktım arkamdan geliyor çocuk. herhalde arkadaşlarına geldi ondan anahtarı yok diyerek içeri girebilmesi için kapıyı tuttum. ingilizce iletişim kurmaya çalıştım ama onu da bilmediğini anladım. beni asansöre kadar bıraktı ve bir şeyler mırıldanıp, el sallayıp gitti. birden çıkıp köpeği kaçırtması ve bana el sallaması ürpertici geldi. bir önceki gün cinli film izleyip ertesi gün esrarengiz birisiyle karşılaşmam arasında bağlantı olmasın lütfen.
  • liseye gidiyorum. sabah 7 de okulda olmam lazım, zil çalıyor vs. neyse ben 5:30 gibi evden çıktım mevsimlerden son bahar, yürüyerek gidiyorum, hafif yağmur çiseliyor. birden karşımda bir adam belirdi. ince uzun, paltolu gibi duruyor. sonra sağa sola bakayım dedim adam nereye dönsem karşımda tekrar beliriyor. hava hafif karanlık gibi zaten. okula yaklaşık yirmi dakika yolum kalmış. başladım koşmaya adam hep karşımda nereye gitsem orda. en sonunda yoruldum durdum, kafamın içinden bir şey alnıma süzülüyor. elimi attım yağmur yağdığı için su akıyor. ama birden adam kayboldu, geri geldi. elimi alnıma koydum adam yok, indiriyorum adam orda. lan bir de ne göreyim benim bir tutam saç gözümün önüne düş bende onu adam sanayim. saçlar kısa kesilmiş o zamanlar, öğrenci modeli derdi gittiğim kuaför. böyle bir anım işte.
  • delinin tekiyle karşılaşmam. bugüne kadar baya bir deli insan gelip beni bulmuştur ama bu bildiğin akıllı birisine benziyordu ama anlattıklarıyla delinin önde gideni.

    bugün akşama doğru tunalı himi caddesinde yürürken yanıma elimde çanta olduğunu gören 45-50 yaşlarında kır saçlı bir adam yanıma geldi. siz de mi benim gibi pazar pazar çalışıyorsunuz dedi. yok ben öğrenciyim dedim. o da ben pazar günleri çalışmayı severim dedi yok insanı dinç tutar falan. başladı yan yana yürürken hayat hikayesini anlatmaya ama dakikada bir konu değiştiriyor. turizmciyim sayın cumhurbaşkanımızla beraber çalışıyorum diyor. beymen'de tezgahtar olarak işe başladım. beni çok sevdiler. sonra ıtt diye bir şirkete girdim. konya, karadeniz bölge müdürü oldum. bana istihbarat eğitimi verdiler. firmanın içinde çalışan ingiliz askerleri de vardı, gazi'nin rektörüyle görüşüyorum, toma'lara dost düşman tanımlama sistemi kurulacak bununla ilgili çalışılıyor, abd başkan yardımcısına mahkeme açtırdım gibi alakasız, saçma konular. yürürken adamı kırmamak için kibar olmaya çalışıyorum ama bildiğin deli deli konuşuyor. en son zorla kuğulu park'a oturttu 10 dakika daha orada anlatmaya devam etti, görünüşü konuşması normal bir insan gibi ama kendisi resmen deli. en son numaramı yaz bir kenara dedi, artık dayanamadım sizi tanımıyorum niye alayım dedim biraz bozuldu elinde resepsiyon adında bir dergi vardı. ben gideyim bari reklam satayım dedi. dedim bu kadar konuşup para mı isteyecek en sonunda veya dergi mi satacak yok onu da yapmadı. pazar günü mutlu mutlu gündemden uzak kafa dinleyeyim diye yürürken deliye çarpmak sinir bozucu bir şeymiş be. halime şükrettim tabi, kafayı yememek güzel birşey.
  • bir üst entrydeki deli olayını duyunca bi olay anımsadım.

    lise 3 e gidiyorum efendim en solcu takıldığım zamanlar güneşli ve açık bir bahar günü okuldan çıkmış otobüse binmişim neyse sağ en önün bi arkasındaki koltuğa oturdum otobüs kalktı bu sırada önümdeki adam bana doğru döndü taner yıldız'ın yanına gideceğim de kalem müdürünü arayıp randevu alıyorum şimdi de pantolon almaya gidiyorum falan filan başladı anlatmaya ulan zaten ben malum partiden ölesiye nefret ediyorum adam tutmuş bana taner yıldız'ın ne kadar iyi adam olduğunu falan anlatıp duruyor.bende nezaketen cevap veriyom ama adam susmak bilmiyor ilk andan biliyorum adam hiç normal değil bir yandan da cevap verdikçe acaba otobüstekiler hakkımda ne düşünüyor diye de tedirgin oluyorum.herhalde hayatımda yaşadığım en uzun otobüs yolculuğunu yaptım ben inerken adam yanımdaki lise öğrencisine laf uzatıyordu.
  • markete girip alisveris yaptim dun, parayi odemek icin kasada siraya girdim, arkamda kara carsafli bir hanim ve kizi var. urunleri okuttu kasiyer arkadas ancak parami almadi ve onlari isaret ederek beraber misiniz diye sordu..

    sakallarimdan dolayi islamci sanilmama mi sasirayim yoksa 8 9 yasinda cocuk sahibi olacak gibi gorunmeme mi. hayir bisi degil yazik kadin utandi :)
  • tarih: 2014
    yer: alicante/ispanya

    bir yemek davetine katılmak üzere takıp takıştırıp, giyinip süslenmek suretiyle akşam saat 22:00 gibi evden çıktım. ispanya'da restoranlar akşam geç açıldığı için yemek davetleri de geç başlıyor - ve inanmayacaksınız ama o saatlerde sokakta tek başına yürüyen kadınları kimse rahatsız etmiyor- üzerimde beyaz bir elbise var (ki üzerimdeki elbisenin rengini neden vurguladığımı hikayenin sonunda anlayacaksınız). evimin bulunduğu sokağın köşesinde bir çöp tankı var (ek bilgi olarak belirteyim ispanya'da herkes kendi çöpünü bırakmakla mükellef, kapıcı toplamıyor) ve kapağını açmak için tankın altındaki yatay pedala basmak zorundasınız. yürürken tuhaf birşey oldu, çöp atmak için gelmiş olan yaşlı kadın pedala ayağını attığı anda, ayağı pedal ile çöp tankı arasına sıkıştı ve hemen akabinde kadın yere yuvarlandı.

    hemen kadına doğru koştum ve kaldırmak üzere ellerimi uzattım. ellerimi kavradı, ancak sanırım kısa süreli bir baygınlık geçirdi, tekrar zemine doğru bıraktı kendini. o arada 'señora! señora!'diye sesleniyorum, ellerim titriyor panikten ve içimden tahmin edersiniz ki ne fatihalar ne ihlaslar... neden sonra kadının bilincinin açık olduğunu anladım, gözleri kararmıştı sanırım, sonra 'un momento' dedi. o arada değerli olduğunu düşündüğüm küpesini buldum yerde ( ispanyol yaşlı teyzeler son derece kokoş olup, özellikle 60-70 yaş üstü olanlar sokağa gayet süslü çıkarlar ).

    her neyse, kadın bir süre sonra toparlandı, ellerinden tutup kaldırdım ve küpesini avucuna tutuşturdum. kadın önce küpeyi taktı, dağınık saçlarını düzeltti. minnetle gözlerime baktı ve sonra ayrılmak için hamle yaptığımda, kadın öne doğru diz çöktü, sağ elimi kendine doğru iki eliyle çekip öptü ve heyecanla 'gracias! gracias!' diye tekrarladı.

    tuhaf geldi ama yoluma devam ettim, o akşamki yemeğe katıldım vs... gel zaman git zaman haberlerde papa'nın el öpme merasimi gözüme çarptı. aniden o geceyi ve kadının elimi öpme şeklini hatırladım. her şey aydınlanmıştı:

    kadın, beni gecenin o saatinde kendisini kurtarmaya gelen azize sanmıştı.

    (bkz: estağfirullah neneem)

    bu da böyle bir anımdır.