şükela:  tümü | bugün
  • üniversite birinci sınıftayken başıma gelen hadise. arkadaşımla konsere gidiyoruz taksim'e uğradık yemek yemek için. kız istanbul'a ilk kez gelmiş ve hiçbir yer bilmiyor. ne yiyelim ne yiyelim diye kararsız kalırken hemen metroya ulaşmak için çok fazla yürümeyelim yakınlarda bir yere girelim dedik. sonra x yerini görünce hadi buraya girelim falan dedik ama ben bunu uyardım. bak burası biraz tuzludur haberin olsun dedim. oda ne kadar olabilir ki falan diye söylenmeye başladı. (tabi kız alışık değil istanbul kazığı diye bir şeye) peki dedim girdik. mekan gayet şık bir yer. hemen güzel manzarası olan balkonumsu bir yere geçtik. evet sonunda önümüze menümüzde gelmişti. gayet sakince açtık. aman tanrım bu da ne. ikimizde birbirimize bakıp güldük. sonra en ucuz köfte patates kızartması pilavı falan olan tabağı seçtik. ve yanında da meyve suyu söyledik. bildiğin meyve suyu (bakkalda en fazla 2.5 tl olan) yutkuna yutkuna yedik. ve sadece bir tabak köfte patates ve meyve suyuna 60 tl ödeyerek arkamıza bile bakmadan oradan ayrıldık. şimdi önünden ne zaman geçsem bir iki bakınırım. bu arada arkadaşımı merak ettiyseniz o günden sonra benle takılmadı tabiki.
  • kız arkadaşım en yakın arkadasım ile aldatmıştı. sonra beni affet diye yalvarmıştı, affettim. sonra bi daha aldattı.

    3 senede kendime zor gelmiştim, arada hala acıtır yediğim kazık.
  • 2003 yılı mayıs ayında, bakırköy'de sokak arasında sıradan bir berberde, son derece sıradan bir saç traşına 10 tl vermek.

    12 yıl geçmiş üstünden ama hatırladıkça hala içim acır...
  • birlikte oldugum kisinin benden kopunca en yakin arkadasima siginmasi ve onun da karsilik vermesi, hatta asik olmasi. bir de yuzume gelip piskin piskin 'pisman degilim ehehuheheu' demesi. akla geldikçe yakinim (arkadas olarak) denilen insanlara cok guvenilmemesini, hatta her durumda icte kucuk bir 'acaba ya?' birakilmasi gerektigini hatırlatan kaziklardir.
  • mahallemizin fotografcisina(bkz: goztepe) bir adet 10x15 'lik fotograf ciktisi icin 7.5 tl vererek katildigim baslik.ayni fotograf mediamarkt kodak kiosklarinda 25 kurus.hadi kucuk esnafsin 1 tl iste arkadas.7.5 tl nedir?
  • sarıyer sahilinden karaköy'e denize çaka çaka diksem, dünyanın en uzun iskelesini oluşturabilecek kazıklardır.
  • lokasyon : beylikdüzü - tüyap fuar merkezi
    kazık : fuar içerisinde bir cafe'de berbat iki kahve ve bir adet kuruyup taşlaşmış browniye 30 tl.

    hayır yediğim içtiğim şeylere verdiğim paraya acımam ama üçüncü sınıf bir yerde kalitesiz ürüne bu parayı vermekte evlat acısı gibi koydu. kasada kadın rakamı söyleyince erkeklik yapmak yerine kalsın o zaman diyeydim iyiydi amk.
  • öz mü öz abimden yemiş olduğum kazıktır.

    öğrencilik hayatımdan bu yana abimi ufak çaplı kazıklamalarım olmuştur. kabul. kirli bir mazim var bu konuda. bir nevi çekirdek ailemin cem uzan'ı sayılabilirim. can acıtıcı veya çakallıkla yapmam kazıklama işlemimi. tamamen profesyonelim bu konuda. öyle ki küçük kuzenlerimden birine 'öğrencilik hayatında cebinde para nasıl tutulur?' şeklinde konferans niteliğinde bir çok öğretim olmuştur. isterim ki tecrübelerim nesilde nesile aktarılsın. ha bu bahsettiğim küçük kuzenin, deve kadar olup üniversiteye ankara'da başlamasıyla, kendi ayağımıza sıkmış olduk. o ayrı bir iç acıtıcı detay.

    şimdi anlatacağım dram dolu hikaye keser döner sap döner gün gelir hesap döner hikayesidir.

    bizim ailedeki herkes beşiktaş hastasıdır. öyle ki yeni evlenen abimin, imzadan önce galatasaraylı olan eşi, nikah memuruna evet demesi ile tranferi gerçekleşmiş bir futbolcu misali ölümüne beşiktaşlıya evrilmiştir.
    beşiktaş bizim kırmızı çizgimizdir.(işte okuyucuyu ikna eden cümle)

    kartal yuvası tarafından 444 1903 numaralı telefondan arandığımızı görünce sevinen insanlarız biz. biliyoruz düdükleme peşinde bizi. biliyoruz cüzdanımız katlanamayacak acılar çekecek o ay ama arayan beşiktaş yahu. var mı ötesi. (bkz: hayata dair saçma mutluluklar)

    yine günlerden bir gün düdüklenmek üzere beşiktaşım tarafından arandım. özel üretim atkıdan bahsediyor karşımdaki görevli arkadaş. ballandıra ballandıra anlatıyor. anahtar kelimeleri sıralıyor beni mest etmek için.
    "inönü, hakkı yeten, süleyman seba'nın evlatları siz cefakar taraftarımız, dünyanın en büyük taraftarı, sabır,stadyum, vodafone arena, inşaatın bitmesi için, ha gayret,destek"
    kafamda bu kelimeler dolaşıyor. cümlenin anlamının olmasına hiç gerek yok artık benim için. bi anda içimi süper kahraman olma duygusu kaplıyor.

    "evet lan benim katkılarımla bitecek o stadyum, güzel günler göreceğiz, güneşli günler." (iç sesim çoşkulu, 132 desibeller kopuyor içimde)

    böyle bir yükselişe geçmişim. telefondaki arkadaşımız bana satacağı atkı için süslemelerini yapıyor.
    tamam diyorum.
    50 lira diyor.
    evi yapayım üzerine diyorum.
    yürü be diyor.

    zurnanın zırt dediği yere geliyoruz.
    +"ailede başka beşiktaşlı var mı?"
    -olmaz mı? abim var. onu arayın. numarası şu. yeni de çocuğu olcak siz ona baya satarsınız heheheh diyorum hunharca.

    neyse...
    yaklaşık 2 hafta sonra. benim atkımın geldiği gün.
    abim arıyor...
    +len bizim atkılar geldi mi? (insan kız kardeşine len der mi. camış ya)
    -ne atkısı?
    +bizim komşununkiler gelmiş. bizimkiler geldi mi?
    -len ne atkısı? ne diyosun?(insan abisine len dememeli.)

    başlıyor anlatmaya. kartal yuvası hemen o gün aramış. bizimki dayanamamış 2 tane sipariş vermiş. kartal yuvası gazı vermiş. 3 alana 1 bedava demiş. ooo yapıştıırr diye 4 atkıya tamam demiş. buraya kadar herşey normal.
    adres soruyor beşiktaşım. abim benim adresi veriyor, ödeme nasıl olacak diyor beşiktaşım, abim kapıda ödeme diyor.

    bunca yıllık kazıkçıyım ben böyle dolandırıcılık görmedim.
    kanımız mı bozuk bizim bilmiyorum ki sözlükçüğüm. kardeş kardeşe bunu niye yapıyoruz biz. adam atkı geldi mi diye merak ediyor 2 hafta sonra, öyle haberim oluyor benim de. böyle de rahat.

    en son telefonu kapatırken utanmadan 'zaaaa' diye eklemeyi de ihmal etmiyor koskoca adam. canını yediğim.

    seviyorum be it herifi...
    en güzel kazığımız böyle olsun ne diyelim.
  • bu konuda karanlık bir geçmişim var. daha büyüklerini de yemiş olabilirim. lakin, dün yediğim kazığı sıcağı sıcağına paylaşmak isterim:

    önceki cuma günü gitar pedalı için adaptör arayışındaydım. öğle arasında, ulus- konya sokak'ta bir süreliğine fink attım. ancak, ürünü bulmam epeyce uzun sürdü. zira, tabelasında koca koca harflerle adaptörcü yazan dükkanlarda dahi istediğim cihazlardan yoktu.

    sonrasında, dükkanlardan birinde yakın bir şey bulabildim. yakın diyorum; çünkü, 1 amperlik adaptörlere ihtiyaç duymama karşın, bir şekilde bana 0,85 amperlik olanlarını satmışlardı. sorun çıkmayacağı konusunda ısrarcı oldular. yetmezmiş gibi, piyasanın epeyce üstünde bir fiyat verdiler. ancak, duruma alışkın olduğumdan çok takılmadım. parasını verip çıktım.

    günün akşamında eve gidip adaptörleri denediğimde, efekt pedalları sus pus oldu. o anda, ne yalan söyleyeyim; ufak bir gerginlik hissettim.

    pazartesi günü, öğle arasında bir cevvallik geldi. "şunları götürüp para iadesi alayım" dedim. dükkana girdiğimde "para iadesi yapamayız, ama değiştirebiliriz dediler." "hay hay" diyerek mahzuru olmadığını belirttim. akabinde, kabloları keserek ters bağlamaları gerekti. içerisi hayli dar olduğundan dışarıya çıkmayı tercih ettim. iş bitene değin, güneş altında on dakika kadar bekledim.

    içeri tekrar girdiğimde işlem tamamlanmıştı ancak ürünler değiştiği için fark ödemem gerekiyordu. "eski adaptörleri size kaça satmıştık? diye sordular. o anda biraz utandığımı hissettim. zira, önceki ticarette temiz bir kazık yediğim aşikardı. bu utanç hissi on dakika boyunca ensemi dilleyen haziran güneşiyle birleşince tutarı düşük söylemiş bulundum.

    yüklü bir fark ödeyerek dışarıya çıktım.
  • şanzelizede bir dondurmaya 20 euro vermiştim. dondurmaya ilk defa bu kadar para verişim değil ama haagen-dasz denen algida bozması şeye vermek koymuştu.

    caddenin adı şempanze gibi yazılıyor. frankofon biri şimdi çıkar, düzeltir zaten.

    edit; gerçekten internette yanlış bir şey yazınca düzeltilmesi 10 dakika sürmüyormuş. mesajla champs-élysées olduğunu söyleyen arkadaşı tebrik ediyorum.