şükela:  tümü | bugün
  • devletinin dangalağının, kadrolu ya da gönüllü faşistlerinin, e-posta ya da telefonlarını öğrendikleri bazı yazarları ölümle tehdit edip sonra da başkalarını katillikle suçlaması da tam bir dejenerelik.

    o kalın kafaları şunu almıyor: "tsk sempatizanı" olmayınca "pkk sempatizanı" olmuyorsun. bu birrrr.... ikincisi diyelim ki, pkk'nin, ira'nın, eta'nın vs. bir örgütün "sempatizanı" olsun; bunun suç olduğunu nerenden uydurdun. hukukta, türk kanunlarında da (tck 314/2) "sempati" duymak diye bir suç yok. çok çok kimi ahlak anlayışına uymaz. uymazsa da anlatır eleştirirsin.

    kimse senin tsk'ne karşı özel bir duygu beslemek zorunda değil, pkk'ye karşı da özel bir duygu beslemek zorunda değil. o tehdit ettiğiniz yazarların pek çoğu için de her ikisinin özel bir yeri yok reziller. ama siz "alsaaa çiçeeee" tayfası olarak böyle ayırımları anlayacak gelişim düzeyine varamamışsınız henüz anlaşılan.

    senin ordun, darbe dönemlerinde işkencede onlarca insanı öldürdü, hala daha jandarma ve polis karakollarında işkence var, cinayetler işleniyor, varlığını kabullenemediğin insanları yok ettin, yaşadıkları yerlerden göçe zorladın. (sözlük ilgilisine. bu konuda aihm'de karara bağlanmış -ki, o aihm türkiye anayasasının 90. maddesine göre türk hukukuna göre üst normdur- onlarca karar var. oralarda açık açık tüm detayları ve sorumluları yazılı. bunlar basında da defalarca haber oldu. mahkeme kararları var yani bu ifadeleri içeren. o yüzden gg değildir yani)

    kimse senin tanımalarınla ve kavramlarınla dünyayı kavramak zorunda değil. üstelik dejenere bir düzeni savunmanın dilini tehditle egemen kılamayacağını bin yıldır öğrenemedin mi daha. öğrenemezsin... senden beynini kullanmanı beklemek hata zaten.

    adam/kadın diyor ki, anarşistim diyor... soysuz tehdit ediyor, 'sen benim devletimi nasıl sevmezsin' diye... hem de namussuzca, haysiyetsizce, alçakça, korkakça tehdit ediyor. bir de alçaklığından gurur duyar gibi buralarda ilan ediyor dangalak.

    ulan bu ülkenin faşisti de yeryüzünde türüne az rastlanır derecede zekasız hani. her neyse...
  • "şiddet yanlısı" olmakla suçlanıyorlar.

    barış güvercinlerine bak.

    anarşizmi benimseyen insanları pkk sempatizanı olmakla suçlayan tsk yancıları, esas "diktatör tapınıcısının" da yine "karşı taraf" olduğunu söylüyor.

    size mi soracağız kime empati duyup kimi eleştireceğimizi? siz kimsiniz beni yargılayacak?

    sadece sizin söylediklerinizi yan yana dizerek çürütebiliyorum söylediklerinizi. çok zevkli lan.
  • laf anlamazlar.

    adama diyorsun kardeşim türkiye'nin şu anki şartları eskisi gibi değil. artık pkk'nın eylemleri kürt halkının haklarını savunmuyor. türkiye'de kürtlere artık işkence yapılmıyor, artık kürt halkına cezaevlerinde bok yedirilmiyor, artık faili meçhul kürt cinayetleri olmuyor, yargısız infazlar yapılmıyor. yapılmadığı gibi kürtlere ayrımcılık yapıldığı iddia edilen kişiler hapishanelere giriyor. bununla birlikte devlet açılım diyor. kürtlere de ayrımcılık yapıldı zamanında diyor. asker zamanında kürtlere kart kurt dedik yanlış yaptık diyor.

    bak işte sorun tartışılıyor. tartışılırken elde silah olmaz. elinde silahla hiçbir şey tartışılmaz diyorsun.

    laftan anlamaz ya işte hala konuşuyor; kürt sorunu çözülsün ama pkk silah bırakmasın. çünkü tsk'da da silah var.

    ulan yarram türkiye bir devlettir ve her devletin güvenlik güçleri olmak zorundadır diyorsun aval aval bakıyor.

    bugünü sanki 20 sene önce yaşananların aynısı yaşanıyormuş gibi davranması en büyük özelliği. sanki bugün kimse kürt açılımı demiyormuş da kürtleri cezaevine atıp dışkı yediriyor, sanki bugün veli küçük, ibrahim şahin bölgelerinde komutanlık yapıyor, sanki bugün kürtçe konuşamıyorlar, sanki bugün zulüm ediyor devlet kürtlere.

    bugün türkiye'de bir türk ne kadar güvendeyse bir kürt de o kadar güvende olduğunu görmüyor.

    yaşanan eksikliklerin, aksaklıkların hepsinin sadece kürt vatandaşlara özgü eksiklikler, aksaklıklar ve yanlışlar olduğunu sanıyor. her ne kadar dört dörtlük olmasa da bugün kürtlerin bundan bir kaç sene öncesine nazaran kat kat rahat oldukların görmüyor.

    yaşanan bu aksaklıkların da ancak tartışarak, konuşarak çözümlenebileceğini anlamıyor.

    aslında hepsini biliyor ve anlıyor da salağa yatıyor. varsa yoksa abdullah öcalan..
  • çok merak ediyorum, "şu olmuyor, bu olmuyor, şu şöyle, bu da böyle, türkiye cennet, atatürk yurdumuz, dinimiz amin" diye burada atıp tutanlar hayatlarında hiç güneydoğuya gittiler mi? haber bültenlerinde izledikleri en çok 10 dakikalık kurgu metinler dışında, hayatınızda hiç diyarbakır, batman, mardin, kızıltepe, şırnak, cizre, silopi vs. gibi yerlere geçmişte ya da bugünlerde hiç gittiniz mi? bırakın buralara gitmeyi istanbul'dakiler bağcılar, halkalı, başakşehir vs. gibi semtlere hiç mi gitmedi? oralarda gidin bir iki kahveye oturun, bir iki esnafla bile olsun sohbet edin.

    gerçek deneyimleriniz oldu mu hiç. yoksa tek bir iktidar biçiminin domine ettiği kitle iletişim araçlarının sizinle birlikte milyonlara izlettiği kurgulanmış metinlerin hayali dünyasında gerçekliği çözdüğünüzü mü sanıyorsunuz? hiç soru sormadan, çelişkilerle yüzleşmeden yaşamayı başarabiliyorsunuz.

    bir şey daha sizin şehitler için falan da üzüldüğünüz yok. ölümü kutsayarak milli güvenlik devletinin (kimin çıkarları için ölüyor bu gençler) kana susamışlığını onaylıyorsunuz. senin küçük beyninin almadığı şey şu; terörü destekleyen, bitmesin isteyen ve her daim karşısında savaşan bir pkk olsun isteyen devlet. izlediği her politika, attığı her adım karşısında her daim bir pkk'nın var olması için. şimdi kim pkk'nin sempatizanı ve destekçisi oluyor acaba. abdullah öcalan, senin burada küfür ettiğin yazarların evinde, onların denetimi altında mı? (buradan salakça yok edilsin anlamı çıkarmasın kimse)

    pkk ile birlikte karşılıklı olarak kendini var eden yapı devlettir.

    peki çoğu işsiz, kıçına giyecek donu olmayan, bu devlet için tek anlamı, onun için ölecek bir askerden başka bir şey olmayan insanlar devleti ne sanıyor? topraksızlar kimin toprağı için ölüyor? bu nasıl yanılsama. mitlerle, efsanelerle uğruna öldüğün bayrak istanbul'da resmi bayramlarda holdinglerin üzerine bina boyunda asılıyor. hani o kan emici küresel bankalar, toprağı, doğayı ve insan emeğini yağmalayan, köleleştiren şirketlerin, holdinglerin. hani davos'ta, orada burada toplaşan bir düzine sermayedarın binaları üzerinde. senin o bayrakla tek temasın, tabutunun üzerinde örtü olması, bir de şehidin babasının kucağına "al gurur duy, çocuğun 'vatan' için öldü" diye verilmesi. üstelik senin uğruna öldüğün başkalarının çıkarları, ulus devlet vs., son zamanlarda kapitalizmin temsiliyet krizi, hegemonya kriziyle birlikte salonlarda "ihanete" (senin dilinle) uğruyor. senin devletin ve başka devletler sermaye ağalarıyla pazarlığa oturup, uğruna öldüğün "değerlerin" tasfiyesi ve yerini nelerin alacağı üzerine düşünüyor. ama, sen ölmeye ve ölümü kutsamaya devam ediyorsun.

    manifestodaki tanımıyla "devlet sermayenin yürütme kuruludur."

    sen bu çelişkilerinle ölmeye ve ölümü kutsamaya, başkalarının çıkarları için kan dökmeye devam etmek istiyorsun. argüman diye öne sürdüğün şeyleri bir saniye bile olsun düşünmedin mi hayatında. milli güvenlik toplantıları ve üç-beş tane devletin "aydınının" ürettiği yalanlarla, kofti gerekçelerle faşizmin yedeği olduğunun hiç mi farkında değilsin. farkında olan ve senin gibi bu faşizmin yedeği olmayanlara saldıracağına, o beynini bir kez olsun kullan da hayatının bir kez olsun öznesi olmaya çalış.
  • kim oldukları beni ilgilendirmiyor. ben yazıları okuyorum zira, adamına göre değerlendirmiyorum mümkün oldukça.

    ama sorunlu bir durum var bu kişileri suçlayanların çoğunda. bir kere bu savaşa karşı olan herkese bu yafta yapıştırılıyor, "öldürün gebertin, orospu çocukları" türünden şeyler yazmayan herkes bu kategoride değerlendiriliyor. ikincisi, gerçekten sempatizan olanlar yok mudur, gayet tabi olabilir. sorun şurada, bu kişilere deniyor ki: sen silah tutmasan da terörist sayılırsın, çünkü bu adamlara sempati besliyorsun, yazılarınla onların işine gelen şeyler yazıyorsun bilmem ne.

    bence bu neden bir sorun? "terör" deyimini kim tarifledi? neye terör denir? evet bugün çok kullanılan bir kelime ama, sadece ağır silah kullananlar için kullanılmaktan sıyrılmış durumda bu kelime. aslen çok da yeni bir anlamı var tarihsel açıdan. 11 eylül'le biçimlenen anlamıyla kullanıyoruz biz terör kelimesini.

    geçmişten günümüze devletler ve onların kanunları en ağır yaptırımları kendi varlıklarına doğrudan yönelen kimselere uygulamışlar. aslında kendi mantığı açısından gayet mantıklı bir şekilde. bizde de bu böyledir, taş atan çocuk 10 yılın üstünde ceza alır ama banka soyan 3-4 yılda yırtar gider. bu, basit bir hatadan kaynaklanmıyor, bu sistemin işleyişi, bir koruma mekanizması, varlığını oturttuğu pratik.

    ama devletler kendi başlarına varlıklar değiller. onların bir yönetenleri var. bizim için parlementer bir demokrasi, hükümet var kısaca. devleti o yönetiyor, oraya muktedir olacak güce erişen. ve seçimden seçime, yahut darbeden darbeye diyelim, bu iktidarlar değişiyor. sermayenin, derin devletin, uluslararası stratejilerin el değiştirmesiyle değişiyor vs vs. doğal olarak, devletin, yani onu yönetenin çıkarları da değişiyor. doğal olarak düşman da değişiyor.

    sistemin, suçların sıradan insanın algısıyla orantısız gibi duran bu cezalandırma yapısı, düşmanın varolduğu noktaya göre belirlenebiliyor. ve örneğin ülkemizde "ergenekon" diye bir örgüte bu tanımlara uyduğu için terör örgütü deniyor. kimbilir, müneccimliğin alemi yok, içerdeki kimseler iktidarda olsaydı, aynı şey şu an iktidardakiler için sözkonusu olabilirdi, neyse.

    eğer; başta belirttiğim gibi, açıklamalarıyla örgüte veya ona yakın kurumlara benzer şeyler söyleyen herkese aynı muamele edilecekse, ve bu da sistemin işaret ettiği "terörist" tanımının içine girmekten kaynaklanıyorsa; yani silah tutarak bir şeyleri savunanla, silahsız bir şekilde bir şeyleri savunanları aynı kefeye koyacaksak bu sorunlu bir ifade oluyor işte.

    bir kimse istediği şeyi savunabilir. karşı çıkılan nokta bunun, şiddetsiz, dostane yoldan çözümlenmemesi değil midir? ben bilemem neyi destekliyorsunuz ama örnek vereyim çok kolay olmasa da "federatif yapıya geçmek" tartışılmaz bir şey midir? hayır. nitekim netekim paşa başta olmak üzere bu konu tartışılıyor. siz karşı görüş bildirirsiniz, başkası destekler.. sıkıntı her ne savunulursa savunulsun ele silahı alındığında ortaya çıkıyor. karşı çıkıldığında kabul gören nokta burası.

    ama eğer, silahlı mücadeleyle, salt insanların düşüncelerinden ötürü onları yargılayıp en ağır yaptırımlara tabi kılmaya çalışırsanız, işte bunun adı faşizm olur. aynı şey tersi için de geçerli, o kişilerin görüşlerini dayatmaları kısmında. ve eğer böyle olursa, sizden daha güçlü birisi çıkıp -örneğin hükümet- hiç eline silah almamış insanlar da dahil olmak üzere pek çok insanı "terörist" ilan eder -tıpkı ergenekon'da olduğu gibi.

    eğer bahsettiğim farklı kesimler arasında sırf savundukları şey bakımından bir fark gözetiyor ve birilerine terörist, diğerlerine vatansever diyorsanız, vatansever dediklerinize başkalarının terörist demesini siz meşrulaştırıyorsunuz demektir.

    ve insanların düşüncelerinden ötürü birilerinin beğenmesine göre değişen yargılamalara tabi tutulduğu bir yerde de hepimiz bir gün terörist olma ihtimaliyle yaşamaya mahkumuz demektir.
  • epistemolojik kopuş denen olgudan bahsedildi geçenlerde buna benzer bir konuda. ayrıntılarına girmeyeceğim zira araştırıp öğrenme zahmetine katlanan olur belki. kuzum taraf olmak önemli bir olgu biliyoruz ama şu sözlükte bunu cidden demogoji aracı olarak kullananlar var, ne desem bilemedim. demokrasiden, adaletten, insan haklarından bahseden ve bunu her türlü yaftalama girişimlerine göğüs gererek yapan insanların basit düşünce yapısına sahip olduğunu iddia etmek temelsiz düşünmekten başka bir şey değildir, öncelikle bunun anlaşılması lazım. asıl basit düşünmek, epistemolojik kopuş yaşayıp normalde yapılmasına kesinlikle karşı çıkacağı bir olayı tabularına sıra geldiğinde savunmaktır. işte bu basit bir düşünce yansımasıdır, zira tamamen içgüdüsel gelişir ve beyinde fazla düzenlenmez , ağızdan hop diye çıkar. bu bir.

    kürt halkının coğrafi konumundan dolayı yüzyıllardır ezilmesi, arada kalması o halkın suçu değildir. bizim gibi sempatizan olarak nitelenenler - nasıl oluyorsa o iş?- saddamın yaptıklarından sonra sınırlarını açan aynı türkiye cumhuriyeti'nin 2. dünya savaşından sonra mahabad kürt cumhuriyetinin ortaklaşa yok edilmesine de bizzat katıldığını bilmektedir. eğer tarihsel konuşulacaksa öncelikle bilmek lazım, bir olayın tarihsel olarak nitelendirilmesi için aradan belli bir zaman dilimi geçmelidir. biraz daha eskilere bakmak, gerçekten tarihsel olabilmiş konulara da eğilmek lazım bi şeyler söylemeden önce. bu iki.

    pkk çözümlenmek isteniyorsa eğer, pkk'nın kürt halkından ayrı düşünülmesi sonuca ulaşmayı sağlamaz. çünkü sorun aynı ise ve o soruna dair çözümler hiç değişmiyorsa bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. soruna üretilen çözümler sonuçsuz kalıyorsa eğer, çözüm yolunu değiştirmek lazım. pkk denen olgu, kürt halkının hem iliklerine kadar işlemiştir,aynı halk bu olguyla aslında uzaklık da taşımaktadır. zıtlıkların birlikteliği ve diyalektik öğrenelim bence biraz. bu üç.

    haftanın en beğenilen entry'lerinde üst sıralarda yer alan bir enty'e göre insan haklarını, adaleti ve dominant tarafın olmadığı birlikte yaşamı savunmanın adı sempatizanlık oluyorsa ve ben ve benim gibi düşünen insanlar sözlükten uçmuyorsa bunu da avrupa insan hakları sözleşmesinin 6. maddesindeki "bireyin adaleti temin talebi " hakkına borçludur. hukuk bilmeden hukuk ve yaptırım hakkında konuşmak da gülünç olmaktan bir adım ileriye gidemez. bu da dört.

    tanım: adalet isteyen ve militarizmden nefret eden kişilerdir.

    oldu mu?
  • sözlükte de, her yerde olduğu gibi anında örgütlenebiliyorlar.

    tamamen iyi niyetle yazdığım bir entry, evden çıkmadan güzel güzel şukelanırken eve geldiğimde hop selamın aleyküm.

    entry için; (bkz: #19709733)
  • bu şahıslar kim(ler)se, kürt sorununun hatta bu konuda birilerinin bir şekilde hassasiyet gösterme sorununun sözlükteki entirilerin ne kadar oylandığına bağlı olarak bile değerlendirilebildiğini göstermesi açısından önem arz ettiklerini bilerek ona göre hassasiyet ölçülerini yeniden gözden geçirmelidir. nitekim kürtçedeki en güzel kelimenin "pkk'nın köküne kibrit suyu" cümlesini tek başına karşılayan bir kelime olmasıyla ilgili ulvî bir tespitin kötülenmesi için pek âlâ, pek vahşi, barbar, denyoluğu doğuştan aktif gelmiş bir pkklı olması gerekir ve sözlük böyle naçizane bir entiriyi ötelediği için pkk'ya meylettiği şeklinde yorumlanan yazarların örgütlü direnişine pek maalesef şahitlik etmektedir. oysa evden çıkmadan önce güzel güzel şukelanan nadide entirilerin eve gelindiğinde şukela komasına sokulmuş olması gerekiyordu. ama pek maalesef sözlükteki örgütlenebilirliği ideolojinin ittirmesiyle sonradan siviç on gelen pkk sempatizanları bu oyuna çomak soktu(lar). sokmaya da devam ediyorlar.

    wywh'nin (yahveh yahveh) kabahati yok elbette, o nadide entirisini girip eve döndüğünde güzel entirisinin günün beğenilenleri listesine girdiğini göreceği umuduyla evden çıkmış ve döndüğünde sözlükteki insafsız pkk sempatizanları tarafından yapılan çok kötülü saldırıda şehit olan entirisiyle karşılaşıp kendini yerden yere vurmadan, mağrur bir şekilde sözlükteki pkk sempatizanları başlığında bu örgütlü sempatistlere (sempatizanlığa sempatiyle bakan şempanzeler anlamında) haddini bildirmiştir. çünkü sanal bir ortamda herhangi bir görüşün kötülenebilmesi muhakkak örgütlü sempatizanların işi olmalıdır, dahası örgütlenmek de başlı başına kötü bir şey olduğuna göre, <dogmatist bir muhakeme neticesinde> kötüleyen ve örgütlenen eşitlenmiştir. satır arasından sırıtan örgütlenme korkusu, bir tür burjuva refleksi gibi okunabilirse de, en nihayetinde evden bireysel bireysel çıkıp, örgütsüz bir şekilde kürtçedeki en güzel kelimeyi belirleyebilmek kendi başına bu korkuyu besleyen bir unsur olarak değerlendirilebilir, bu yüzden refleks varsa, yani illa bir refleks uyduracaksak, buna örgütsüzlük özlemi ya da nejat örgütsüzoğulları refleksi diyebiliriz.

    ne mutlu örgütlenmeyen, anti-pkklılara.
hesabın var mı? giriş yap