şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: sehir dustu)..
  • “artık bir hecenin sesten silinme vakti
    yenik düşmüş sorular şehirden çekilmekte
    yorgun fiil ve kırılmış uyaklarıyla
    sözün kalesine utançla yürümekte”*
  • "'bir tek fotoğraf bazen binlerce sözcüğe bedeldir' deriz... eğer öyleyse bu söze niye ihtiyaç duyuyoruz?" sorusuna yanıt arayan kitap. öküzün a'sı adlı eserle benzer savlara sahiptir.
  • teolog ve sosyolog jacques ellul'un 'the humiliation of the word' isimli eserinin tercümesidir.

    kitab-ı mukaddes'ten alıntılarla, sözün (kelamın) düşüşünü, batılı felsefenin görmeye yani gerçekliğe dayalı açıklamalarına bağlar. uygarlığımızın büyük günahı, der ellul, gerçekliği hakikat ile karıştırmasıdır. çalışmasının söz ile imaj, gerçeklik ile hakikat arasında radikal bir ayrım yapma girişiminde olmadığını belirten ellul, daha çok onlar arasındaki farklılığı ve her birinin yerini hatırlatmaya çalıştığını ifade eder.

    'söz yalnızca hakikatle ilişkilidir, imaj yalnızca gerçeklikle'. söz elbette ki gerçekliğe de atıfta bulunabilir. söz gerçeklik hakkındaki enformasyonu naklederek, gerçekliğe iştirak eder. bu haliyle söz çok anlamlıdır. imaj ise gerçeklik alanından kopamaz, böylece imaj çok anlamlı değildir. imaj ve gerçeklik bize kendisini buyurur, dolaysıyla gördüğümüz şeyle aramızdaki ilişki despotik ilişkidir. oysa kulak ve işitmenin ürünü söz, biz ona karşı çıkma, dönüştürme ve yorumlama alanlarını açar. bu yüzden der ellul, dil ya da söz özgürlüğe davetiyedir.

    gözün zaferi başlığı ile düzenlenmiş bölüm ise iletişim bilimcilere yönelik açıklamalardan oluşuyor. giderek artan görselleşmeyi ''manzara yönelimli'' toplum olmakla açıklayan ellul, toplumun görsel araçlarla kuşatılarak dondurulduğunu ve bireylerin böylesi bir toplumda ancak seyirci rolünü oynadıklarını ifade eder. alışkanlık icabı her şeyi görselleştirdiğimizi belirten ellul, fotoğraflar, filmler, reklamlar, televizyon, gazeteler, magazin, çizgi romanlar ve politik ayinlerin hayatımızı nasıl kuşattıklarını anlatır.

    görme bizi düşünme ve hatırlama derdinden kurtarır. söz ise der ellul, imajın büyüsünü çözer, söz imajın hipnotik ve büyüsel gücünü yok eder.

    ellul, kitabın son kısmında günümüzdeki durumumuzu şöyle belirler, sınırsız imaj patlamasıyla biz hakikati gerçeklik düzenine indirgedik, hakikatin eksik ve geçici dile gelişini zihnimizden çıkarıp attık. her şeyden daha enteresanı halen bilimde yer alan gerçeklikle hakikatin özdeşleştirilmesiyle ilgilenmiyoruz. aksine bu gerçeklik gerçekten kurgudur. bu gerçeklik yanlışlanabilir. artık tarlalar, ırmaklar, ormanlar arasında yaşamıyoruz.; daha çok göstergeler, sinyaller, reklam panoları, ekranlar, etiketler ve markalar arasında yaşıyoruz. bizim evrenimiz budur.

    imajlara sığdırğımız dünya, kurgulanmış bir dünyadır.

    ellul'un kitabının yorumlanması gereken en önemli düşüncelerinden biri, imajları sığınak haline getirdiğimiz bir dünyada en önemli şey sözü kurtarmaktır. çünkü sözü kurtarmak aynı zamanda insanlığı kurtarmaktır.
  • başlangıçta söz vardı. söz tanrı’yla birlikteydi ve söz tanrı’ydı. yuhanna incilinin ilk cümlesidir. başlangıçta her şey sözlü geleneğin içindeydi. sanat sözle yapıluyordu. insanlar duyduklarının bilincindeydiler ve ona inanıyorlardı. beyin daha aktifti ve duyduklarını işliyordu. moderniteyle birlikte sözlü gelenek artık önemsizleşti ve yerine göz plan çıkarıldı. insanlar görmediklerine inanmadılar. insanlar böylece tanrılarını kaybettiler. ortaçağın karanlığından dem vurdular, onu ötekileştirdiler. oysa ışık neredeyse gölge oradadır. ışığın olmadığı yerde karanlıktan söz edilemez. karanlık determinizm gereği aydınlığı gerektirir. ve söz böylece düştü.
  • jacques ellul'ün, kelam ve içinde gizlediği hakikatten vazgeçip, imajın donuk gerçekliğini yeğlememizi açtığı kitabıdır. son baskı sentez yayınlarından çıkmış, "sözün gözden düşüşü" olarak çevrilmiş. bende ise, paradigma'dan çıkan hüsamettin arslan çevirisi var.

    kitabın ingilizce adı, the humiliation of the word. burada iki nokta var vurgulanması gereken: humiliation aslında aşağılamak, küçük düşürmek olarak kullanılıyor, word'ün ise tam karşılığının söz olmadığını okurken görüyorsunuz. zira söz deyince, benim de aklıma evvela yazılı olan geldi. fakat yazar, konuşulan dili, hatta ileri gidecek olursak tanrı sözünün üzerinde durduğu için word'ü "kelam" diye düşünmek daha doğru olacaktır. yani kitabın bir başka ve daha gerçekçi adı, kelamın aşağılanması.

    bütün kitap boyunca üzerinde durulan bir nokta var: sadece söz, hakikat içerebilir. imaj, tamamen gerçekliğe aittir. dolayısıyla, insan hayatını niçin yaşadığına dair bir anlam sunamaz.

    bakış, evreni anlık ve bütün olarak görmemizi sağlar. bakan kişi merkezde konumlanmıştır. böylece bakan kişi evrenin merkezinde olduğu yanılsaması içindedir.
    vizyon tıpkı kamera gibidir. binlerce fotoğraf sağlar, zihin bunları birleştirir. fakat imaj beni eyleme ikna edemez. imaj, eylemimin imkan ve şartlarını oluşturur. imaj kendi başına anlamsızdır, yorumlanması için konuşma gerekir. böylece bir çelişki yaratır. çünkü aslında imaj belirsiz değildir. tutarlı, güvenilirdir ancak anlamsızdır.

    "ben" gözlemlenen konumuna aitim. kendimi gördüğüm şey içinde biçimlendiririm. bu sebeple mesafeli bir tavır da takınamam, yani gördüğüm şeyden bağımsız düşünemem.

    bakış-görme insanı tekniğe yaklaştırır. nicelik, verimlilik ön plandadır.

    kelam ise birbiriyle çelişir, birbirlerini dengeler. tutarsızlık üretir. bu bir nevi bir yarıktır, hakikatin izlerini duyabileceğimiz.

    imajlarla dolu dünyada, gördüğüm şeyin anlamını kavramak için beklemem gerekmez. bu anlık olma özelliğidir. ancak henüz başlamış bir cümlenin anlamı için sonunu beklemem gerekir. söz beni, zamandaki iki nokta arasında asılı bırakır. benzer durum, yazıda da kısmen geçerlidir. anlamam için gözümün cümlenin ve hatta bazen paragrafın tamamını takip etmesi gerekmektedir.

    söz, şimdi var olur. ya vardır ya yoktur. sözün nesne haline gelmesi ancak yazıyla mümkün olmuştur. yazılı sayfa, yukarıda bahsedilen özelliği sebebiyle anlık değildir. böylece söz, yazıya dönüştürülüp gözle görünür kılındığında dahi, bağımsızlığını korumuş olur.

    dilin belirsizliği, zenginliğinin kaynağıdır. dil, çokanlamlılığa, yaratıcılığa kaynaklık etmektedir. dilin karmaşası, özü iletir. hatta ilettiği her zaman fazla bir şeyler vardır demek yerindedir. sembol, metafor, anoloji dilde doğar. söz, hakikatin yaratıcısı, üreticisi, kurucusudur.

    bizim dönemimizin belirleyici ve yıkıcı unsuru ise, gerçekliğin (imajların), hakikatle bir tutulması olmuştur. fakat imajlar, mekanik bir tekniğin ürünüdür. suni araçlarla suni bir yaratırlar. oyun oldukları halde, kendilerini gerçeklik olarak takdim ederler. vizüel olanda, tefekküre, düşünmeye ihtiyacım yoktur. imaj uyum, kolektif eğilim üretir. düşünme ortadan kalkar.

    (burayı kalın ve altı çizili ya da italik falan yazmak isterdim) söz, eğer sadece gerçeklikten söz etmeye girişirse, imajın gerisinde kalır, ciddiyetini yitirir. artık inanılmaya değmez. söz uçup gitmesinden dolayı, canlıdır ve anlamlarla doludur. yani ölmesine borçludur, yaşamasını.

    bir şeyi adlandıran, ona isim veren insan, kendisini özne, ötekini nesne olarak tasarlar. burada bir mesafe oluşur. bu mesafe eleştirel, diyalektik düşünme için gereklidir.

    semboller, tahrip edilmiş hakikatin kırık parçalarıdır. tüm insanlığın sahip olabileceği bir klişe haline geldiğinde ise putlara dönüşürler. put, anlamın plüralitesini -yani çokluğunu yıkar.

    bizler, imajlar evrenince kuşatılmış durumdayız; fotoğraflar, filmler, televizyon, reklamlar, yol işaretler vb. --- bkz. debord, gösteri toplumu. ayrıca belgeseli de var. youtube'da bile olması lazım.

    şimdi yukarıdakiler birebir alıntılar değildi, bazen biraz desteklemiş olabilirim ama şu sözü olduğu gibi bırakıyorum: "hatırlamayı hakeden şey, varlığıma ve hafızama nakşolur. o beni değiştirerek, yeni bir kişilik yaratır." imajlar bunu sağlamıyor, çabucak unutulup gidiyorlar. üzerinde düşünülmeye imkan tanımıyorlar.

    ayrıca sözün düşüşünde en çok da durmadan konuşan, hiçbir şey söylemeksizin konuşan insanlar sorumludur! (bunu çerçeveletip, eve asacağım. sürekli şunu yaptım, şunu ettim diye anlatan, başka da bir bok konuşamayan hıyarlara göstermek için.)

    benzer kitaplardan biri yukarıda verilmiş, öküzün a'sı. bir de neil postman'ın teknopoli ile televizyon öldüren eğlence'sine bakılabilir.

    son olarak postman'dan özetleyecek olursak, elinde çekiç olan insan her şeyi çivi olarak görür. imajlar dünyasındaki insanı lütfen siz oturun değerlendirin.

    jacques ellul'ün youtube'da denk geldiğim "teknolojinin ihaneti" adlı konuşmasını dinlemek için şöyle alalım:
    https://www.youtube.com/watch?v=4cryxobwohq