*

şükela:  tümü | bugün
  • özellikle futbol kulübü yöneticilerinin hiç de azımsanmayacak ve her kulüpte rastlanabilen bir kısmını ele alacağım insan topluluğudur. hangi paragrafta ağırlıklı olarak hangi kulüpten ya da kulüplerden bahsedildiği konusu okuyucunun hayal gücüne kalmıştır. malum futbol kulübü yok, çok küçük bir kısmı a ş geriye kalanların da hepsi spor kulübü bu ülkede, ama bu adamlar hemen hepsinde:

    bir konuşursa ortalık karışır. hepsi de yeri yerinden oynatma gücüne sahip bilgilerle doludur.

    kerameti kendinden menkul insanlardır. bizim hiç bilmediğimiz, sporla ne alakası olduğunu bir türlü anlayamayacağımız gizli operasyonlarla uğraşırlar. anlatamayacakları, hiç bilmediğimiz çok gizli başarıları vardır. yetmişbin kilometre öteden komploları sezerler ve anında kulüplerini korumak için gerekli tedbirleri alırlar.

    filanca deplasmanda alınan kritik galibiyet mi? tamamen onların eseridir. takıma o karşılaşmada kurulacak komployu sezmiş, gereken tedbirleri almış ve galibiyetin gizli başmimarı olmuşlardır. futbolcu ne ki, antrenör, diziliş, taktik, takım olmak ne ki? onlardır her şey. o olmasaydı beş yerdi takım, anlamazsınız siz bunlardan, yaa, yaa...

    bir kısmı da takımı şampiyon takımın teknik direktörünün kuyusunu kazmaya uğraşmakla meşguldür. kendilerinin hakettiğine inandıkları övgüler ona gitmiştir çünkü. hakları yenmiştir. başrol ellerin olmuştur. enerjilerinin önemli kısmını buna vakfederler. inceden planlar yaparlar. o adam gidip takım yine şampiyon olunca asıl başarının kime ait olduğu anlaşılacak, başrol yine kendilerinin olacaktır. takımın şampiyon olmasının onlar olmadan mümkün olamayacağı, gerek ve yeter şartın onlar olduğu anlaşılacaktır. futbolcu ne ki, diziliş, taktik, takım olmak ne ki?..

    başarısız olduklarını asla düşünmezler. kendilerine sorarsanız böyle bir şey imkan ve ihtimal dahilinde değildir. “beceremedim” deyip bırakanı görülmemiştir, görülmeyecektir. tam tersine, en kabak gibi başarısızlıklarda bile inanırlar ki onlar bırakırsa camia kaoslardan kaoslara sürüklenecektir. ama kamuoyunda kendilerinin başarısız olduğu yönünde yaygın bir kanaat oluştuğunu ve bunun gündemi işgal ettiğini anladıklarında hemen rakiplere çemkirmeye başlarlar. kendi işlerini bırakıp başkalarının işleri üzerine konuşmaya başlarlar. insanların arasına düşmanlık tohumu ekiyor olmaları, filizlenmeye başlayan gerilimin belki de birilerinin canına mal olacak olması zerre kadar umurlarında değildir. dikkatler kendi başarısızlıkları üzerinden rakiplerin ne yapıp ettiğine kaydırıldığı anda işlem tamamdır. iki gün sonra unutulur nasıl olsa...

    sporcunun zeki çevik ve ahlaklısını değil, kendilerini en çok övdürecek olanını severler. en ağır cezalar takıma en fazla zararı veren oyunculara değil, yönetim ya da bazı yöneticiler aleyhinde konuşanlara verilir hep. oyuncunun ne gibi rezaletlere karıştığı, ne rezillikler icra eylediği ya da eylemeye çalışırken yakalandığı, mafyaya ya da şikeye bulaşıp bulaşmadığı pek önemli değildir. istedikleri gibi konuşmasıdır oyuncuya dair en önemli kriter. abalarının altında her daim sopa taşırlar...

    dedik ya, onlara göre başarısız olmaları gibi bir durum asla söz konusu değildir, imkan ve ihtimal yoktur. ama nedense kamuoyunda böyle bir kanaat oluşabilir bazen. eh, ne yaparsın, bu da bu işin tuzu biberidir. çözülmeyecek bir sorun da değildir zaten bu. rakiplere çemkirmenin, kulüp üzerinde dönen kirli oyunlar masallarının yetmediği durumlarda, hatta bazen yettiği durumlarda bile teknik direktör gönderilir derhal. e canım zaten taze kana ihtiyaç vardır. aranan taze kanı bulmak da hiç problem değildir nasıl olsa. işler yine düzelmezse “aşı tutmadı” deyip o da değiştirilir. bu esnada iki-üç oyuncuyu da kadro dışı bırakmak âdettendir. bunlar da yetmezse bir şekilde sezon sonu getirilir. taraftara transfer gazı verilir. bu konuda çabalamalarına gerek yoktur. ölü geçen sezonda spor basını o sayfaları bir şekilde doldurmak zorunda olduğundan birşey yapmalarına gerek kalmaz. yepyeni bir kadroyla sezona başlanır. işler yine mi düzgün gitmedi? algoritma uygulanır: önce teknik direktör, sonra oyuncular. ağızlarından düşürmedikleri istikrar lafından tek anladıkları kendilerinin göreve devam etmesidir. başka bir istikrara gerek yoktur.

    ---
    3-0 kazanmışız palermo karşısında` : 23 kasım 2006 fenerbahçe palermo maçı`. skor ve özellikle belirli bölümlerde oynanan oyun son derece mutlu etmiş. olabildiğince tadını çıkarmak istiyorum, aynı kanalda kalıp gollerin tekrarlarını, maç sonu atmosferini görmek, oyuncuların ve taraftarların duygularını öğrenmek istiyorum. ama ilker yasin’in maç sırasında söylediği “nihat özdemir maç sonunda çok önemli açıklamalarda bulunacak” lafı bulandırmış bir kere midemi. değiştiriyorum kanalı. yarın gazetelerden ve sözlükten öğrenirim insanların izlenimlerini diyerek de teselli ediyorum kendimi.

    ama kurtuluş yok. nihat bey’in açıklamalarından kaçmanın mümkünatı yok. neredeyse maçın önüne geçmiş. daha kötüsü, bu insanlardan hemen her kulübün yönetim kurulunda var. yani “şu takım bu takım” ayrımı yapabilecek bir durum da yok ortada. al birini vur ötekine. yine de hakkını teslim etmeliyim: sayın süleyman seba dönemi beşiktaş’ını gıpta ile hatırlayacağım her zaman bir iki ufak istisna dışında.

    işin tuhaf tarafı bu insanlar özel hayatlarında gayet başarılı insanlar. oralara gelebildiklerine göre de muhtemelen kafaları iyi çalışan hatta belki de gayet sevimli ve sevilen insanlar. ancak bir süre yöneticilikten sonra tuhaf bir başkalaşım geçiriyorlar. son derece itici insanlara dönüşüyorlar. bazılarının amacı “kendi kulübüne ve dolayısıyla türk sporuna hizmet etmek”ten çıkıp “rakip takım taraftarlarını rencide etmek o da olmazsa irite etmek” haline geliyor. ülke kulüplerinin gelişimi önündeki en büyük engellerden birine dönüşüveriyorlar farkında olmadan. “futbolla böyle içli dışlı olmaya devam edersem ben de onlar gibi mi olurum ileride” sorusunu takıveriyorlar adamın kafasına.

    öngörüldüğü gibi kulüplerin profesyonelleşmesi hızlanıp kendi alanlarında uzmanlaşmış yöneticilerin artmasına tanık olacağız belki. ama görünen o ki kıymeti kendinden menkul bu insanlardan kurtulmak çok daha uzun zaman alacak.
  • buyrun bunlar da sinan engin'in kanal d'deki üçüncü devre programında nihat özdemir'in açıklamalarına dair yorumları:

    --- alıntı---

    "ben aynı durumda olsam aynı demeci veririm. hakemi etki altına almak için. yaptım da bunları ben. normaldir de... birbirimizi kandırmayalım. fair-play falan yalan. yaşamak için bu memlekette öldürüyorsun. herkes kazanmak için yapıyor"

    http://www.milliyet.com.tr/…11/28/spor/yyilmaz.html

    --- alıntı---

    gerçi bizzat federasyon yetkililerinin macaristan millî takımına teşvik primi verdiklerini söyledikleri bir ülkede kulüplerde görev alan kişilerden hayır beklemek benim hıyarlığım ya, neyse.
  • türkiye'de görev yapanlarının hiçbir lafı dikkate alınmasa hayat bayram olacaktır.
  • kadın takımların maçlarında, soyunma odasına nasıl gittikleri muamma olan kişiler.

    şimdi ben fenerbahçe yönetim kurulu üyeesi olsam... kadın basketbol takımım avrupa şampiyonu olsa... ben de onları kutlamaya inmek istesem...

    acaba prosedür nasıl işler?
  • basını kullanarak taraftarlarını tahrik eden insanlardır. yaşanacak tartışmaların bir numaralı sorumlularıdır. iki numaralı sorumlusu ise gaza gelmeye hazır taraftar denilen güruhtur.