şükela:  tümü | bugün
  • spor salonları değişse de ortak kalan cinslikleri barındıran genelleme çeşidi. söz konusu fenomenlerden bazıları şöyledir;

    -- girdiği kıyafetle çıkan dişi modeli --
    efendim bu dişi modeli zaten söz konusu mekana dostlar alışverişte görsün mantığıyla, "sorana spora gidiyorum form tutuyorum derim" altbaşlığıyla gelmektedir. saçı cadde topuzudur, ayağında (şimdiki zamanın modası olan) boksör ayakkabıları ve tercihan hilfiger eşofmanı vardır. elinde minik bir çantayla gelen hanım kızımız (çantanın muhteviyatı : göz farı, göz kalemi, ruj, cep telefonu, cüzdan, anahtar) geldiği gibi koşu bandına çıkar, 10 dakika yürür. sonra keyfine göre belki biraz bisiklete biner, biraz step yapar. geldikten yarım saat sonra makyajı bile bozulmadan kapıdan çıkar, o sırada at gibi koşup vıcık vıcık terlemekte olan bilimum insanın öldürücü bakışlarına ve cinayet fantazilerine kurban gitmekte olduğundan haberi yoktur.

    -- temizlik hastası kokoş --
    bu model %0.1 hata payıyla çalışmayıp koca parası yiyen kadınlardan oluşur. yaş aralığı 40 ila 50 arasında değişen bu kadınlar söz konusu salona altın kolyeleri, kırmızı ojeleriyle gelirler. kendilerini halkın arasına karışmış gibi hissedip huzursuzlanan bu teyzeler görevliyi çağırıp aletlerin her yerini spreyle temizletmeden üstüne çıkamazlar. aletlerin nasıl çalıştırılıp ayarlandığını da ezberlemekte zorlanan bu teyzeler başlarda instructor'ları taciz eder, sonra bir yandan koşu bandını tokatlarken diğer yandan "ay çalışmıyo mu bu öfff" diye asabiyet yaparlar. şahsen bende beyin patlatma arzusu uyandırıyorlar ama bu kitlesel bir durum olmayabilir.
  • bundan kastedilen spor salonlarında takılan hatunlar ve bunların ayrıldığı kategorilerse bu şahısları rahatlıkla 3 kategoriye(zamanında trt'de çalışmıştım) ayırabiliriz.

    1. erkek fatmalar:

    spor salonuna uğraştığı başka bir spor türünü destekleme amaçlı, kondisyonunu ve gücünü arttırmak için gelen kitledendir bunlar. kollar hafif açık yürürler. futbolcu modeli bir bacağımda çekme var tribiyle hafiften tek ayak üzerine ağırlıklarını verirler yürürken. salondaki erkeklerin muhabbetine benzer bir konuşma stili uydurmaya kasarlar kendilerine. aralarından öküz gibi ağırlık basan steroid malülleri de çıkar. kimisi harbiden travestiye benzer. (bkz: vucut gelistirme yapan kadinlar)

    2. bütün kadınlar güzeldirciler

    salon kadınlarının çoğunluğunu oluşturan gruptur. incelmek, güzelleşmek, sıkı kalçalara sahip olmak gibi bahanelerle gelirler salona. hayatları koşu bandında geçer. sırf onlar için üretilmiş kırmızılı sarılı, cicili bicili, ufak tefek dambılları da biraz salladılar mı antremanları bitiverir. 3 saat salonda kalıyorlarsa 2 saatleri soyunma odasında geçer. (bkz: nereden biliyorsun)

    3. teşhirciler

    salona sadece ve sadece kıçını başını göstermek için gelen gruptur. antreman anlayışları kıçlarını herkesin görebileceği bir şekilde konuşlandırılmış bir alette saatler geçirmek üzerine kuruludur. saatte 4 kilometre hızla 1 saat falan koşu bandında yürürler.(çoğu salonda koşu bandını kullanmak kıçınız salon ahalisine dönmek anlamına gelir.) koşudan sonra yine her noktadan görünebilecek bir yerde 80lerin türk filmlerindeki taytlı spor salonu sahnelerini anımsatır bir şekilde "esnetirler" vücutlarını. eee koştun ısındın, kaslarını da esnettin nerde antreman? ben fesat olmayayım da kim olsun. bir de giydikleri şeyleri de hesaba katarsak.(bkz: fitness salonuna tanga giyip gelen hatunlar)
  • ben bu rahatsızlığımı nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemedim.
    efendi gibi spor salonuna gitmişsiniz, soyunma odasına giriyorsunuz, kendinize bir dolap seçip, eşofmanlarınızı giymeye başlıyorsunuz.
    o da ne? yan tarafınızda soyunan herif ayağa kalkıyor, tam göz hizanızda donunu sıyırıyor ve kıllı götünü ya da cinsel uzvunu size ifşa ediyor.

    hayda, kafanızı çevirirsiniz ve bir an için bu görüntüden kurtulursunuz ama birden duştan çıkan adam, bir matador edasıyla, sarındığı havluyu çekip yere atar. ulan, hayırdır inşallah dersiniz, ya türkiye'de herkes çıplak geziyor ya da millet, amerikan futbolundan sonra topluca duşa girmiş zenciler kadar rahat.

    hayır liseyi yatılı okudum, gayet alışkınım bu duruma ama kendimi tutamayıp, lisede yaptığımız şakalardan yapmaya başlayacağım.
    o kıllı götünde ıslak havlu şaklayınca da böyle cool cool takılabilecek misin onu da göreceğiz.
  • (bkz: takımın yediği fırçadan malzemecinin daha çok etkilenmesi fenomeni)

    hoca takımı iyice fırçaladıktan sonra malzemeciye seslenir: "ali bi kasa top getir!"
    ali abi elinde bi tane topla koşarak gelir..

    hoca_ bu ne oğlum?!
    ali abi_ mikasa top işte hocam!?
    *
  • spor salonu klişelerinde kendine ön saflarda yer bulan ilk kahramanımız, bir gazla spora başlar, setlere başladıkça şişer de şişer, daha doğrusu şiştiği zanneder. dumbbell, bench press, push down, pull down, mekik... * filan kasarken set aralarında aynaya bakarak kendini yoklar, bir süre sonra aynadaki yansımasının vin diesel'e dönüştüğü zanneder. bu noktadan sonra spor salonunda vin diesel olduğunu sanan mr. bean kopyaları kasılarak yürümeye başlar. bu tipleri kendi hallerine bırakın, gazları kendiliğinden sönsün. balonlarını patlatırsanız, patlamış balon gibi ortalığa savrulurlar.

    diğer kahramanımızın dikkat çekici özelliği de, kullandığı spor aletinde rakiplerinin neler yaptığıyla ilgilenmesidir. bu kahramanımız sürekli gözlem yapar ve kıyaslama halindedir. başkalarının kaldırdığı kilolara göz ucuyla bakar, kendinden önceki elemanın kaldırdığı kiloyu kontrol eder. hatta kendi setlerini bitirdikten sonra, bir sonrakine mesaj vermek için ağırlığını abartılı şekilde arttırarak bırakır. mr. bean bünyesi içinde bir vin diesel saklı demeye çalışır, ama sadece çalışır.

    bu kadar detayı nereden mi biliyorum... tabi ki bir arkadaşımın yaşadıklarından.
  • salonun en kaslı abisi: adı üstünde salonun en kaslı insanıdır. garip bi saygı uyandırırlar etraflarındaki insanlarda, soyunma odasında "abi nasılsın" sorularına genelde kayıtsız kalırlar. spor salonundaki hocalar onlara denkleri gibi davranır ki bu pek fazla insana nasip olmayacak bir ayrıcalıktır. set aralarında aletin üstünden kalkmazlar, kimse de kalkarmısın demez pek. salonun gerçek sahipleri aslında onlardır.
  • tabii ki çalan müzikler:

    (bkz: eye of the tiger)
    (bkz: the power)
    are you ready'li şarkı, neyse artık o!
  • (bkz: bengay kokusu)