şükela:  tümü | bugün
  • henüz yaşanmamış bir gündür.
  • koşu bandının üzerindeki iğreti duruş ve ağırlık kaldırırken tiril tiril titreyen bir bünye ile kişinin kendini belli ettiği gündür. ayrıca kişinin boynunda ufakça bir el havlusu, elinde minik bir pet şişe su vardır
  • çok gaza gelirseniz, bir gün sonra anneniz perdeleri takmanızı istediğinde lanet edeceğiniz gündür...
  • antrenör taş gibi bir hatun kişisiyse gayet güzeldir. çünkü tüm ağırlık aletlerinin nasıl kullanılacağını göstermek zorundadır.

    (bkz: ters mekik)
  • limiti aşarsanız; kapıları ittiremeyeceğiniz*, kollarınızı kapayamayacağınız* günden bir gün öncesidir.
  • bende victoria's secret mankenleri gibi taş olabilirim azıcık çalışmam yeter diyerek gazla koşulan gündür.ama mühim olan gaza gelinen ilk gün değil bu ilk günün sona ne kadar yakın olduğudur.
  • eniştem için bu ilk gün, aynı zamanda 'spor salonunda son gün'e de tekabül ediyor..

    kendisi spor salonuna yazılıyor.. evde çantasını hazırlıyor, eşofmanlar vs.. spor sonrası kullanmak için, ablamdan bir de havlu istiyor (hayatının hatası!).. ablam da tarif ediyor alması gereken yeri.. eniştem, ütülenmiş, mum gibi duran havlulardan bir tane alıp çantasına atıyor (evet, ablam havluları ütülüyor!).. işlem tamamlanıyor, çantanın fermuarı çekiliyor ve eniştem, spor salonunun yolunu tutuyor..

    sporunu yapıyor bizimki.. sonra çantayı açıp, havluyu çıkartıyor içinden, omuzlarına koyuyor.. çok geçmeden, ağırlık kaldıran birkaç kaslı abinin, kendisine bir acayip baktıklarını fark ediyor.. anlamıyor önce durumu.. sonra bakıyor, salona beraber gittiği arkadaşları da bir acayip bakıyor kendisine.. daha ziyade omuzlarına koyduğu havluya.. durumu anlayıp, acı gerçekle yüz yüze kalması, çok zaman almıyor.. başını omuzlarına çevirdiğinde, annemin, ablamın çeyizi için havlulara özenle diktiği, pembe renkli havlu kenarı ile süslenmiş havlusu ile göz göze geliyor..
  • çok ürkütücü, biraz onur kırıcı, garip bir gündür. çalışmanın sonunda ikinci defa gitmeyi kafaya koyduysanız üstesinden gelirsiniz. zamanla boş bar kaldırdığınız günleri düşünüp yeni gelenlere yardımcı olmaya çalışırsınız falan. empati öğretir.
  • heyecanlıdır.
    ilk olarak, şanslıysan kendini yalnız hissetmemeni sağlayacak bir arkadaşınla gidiyorsundur.

    spor salonundaki ilk gün,
    içerideki herkes profesyonel sporcu da sadece senin orandan burandan yağ taşıyormuş gibi bir hisse kapılırsın. soluğunu tutarak içeri girer ve huzursuzca etrafı incelersin. kas yapmaya çalışan beylerin yanısıra boy göstermeye gelmiş bayanlar da dikkatini çeker. üzerinde, var olmayan bir on kilonun da ağırlığını hissederek sana yardımcı olacak hocana gülümsersin. önce soyunma odasında üstünü değiştirmen gerekir. 'inşallah kabin vardır' diye sayıklayarak girdiğin odada kabin yoktur. gözünde hemen amerikan filmlerindeki seksi ve sarışın ponpon kızların kabinlere girmeden üstlerini değiştirdikleri sahneler canlanır. insanların birbirlerinden ve bedenlerinden çekinmediği kabin manzaraları... hemen eşyalarını alıp odadaki tuvalete sığınır ve zorlukla üstünü değiştirirsin. çıkınca aynada kendine bakıp arkadaşınla şakalaşırsın: ''off benim koca popom, ay göbeğim vs.'' akabinde deriiin bir solukla eline havlunu ve suyunu da alarak spor salonuna dönersin ve kişiye özel program kağıdınla o çok yakışıklı/güzel boylu poslu, endamlı hocanın yanına gidersin. 'ne istiyoruz?' der hoca. cevap: zayıflamak ve sıkılaşmaktır. 'peki' der, önce şunu bir dolduralım ve elinde bir mezurayla yanınızda belirir. ''kollarını yana açar mısın, şimdi arkanı dön, göbeğini içine çek, evet sağ bacak x cm sol kol y cm, tamam şimdi tartılalım.'' can alıcı cümleyi söylemiştir artık. gidersin, tartıya çıkarsın ve hiç görmek istemediğin rakamları yanyana görürsün. işin zor yanı ise bunu hocanla paylaşmaktır. yavaşça kulağına fısıldarsın. birkaç dakika sonra programın hazırdır.

    önce aletlerin nasıl kullanılacağına dair talimatlar aldıktan sonra başlarsın:
    koşu bandı. aynada kendini tempolu yürürken izlemek pek hoşnut etmese de dayanırsın bir süre. belki televizyon izleyerek ya da yüksek sesle müzik dinleyerek...
    sonra da bisiklet. otururken poponun acısını hocanla paylaşmak durumunda kaldığında aldığın cevap 'alışırsın' olur ve katlanarak devam edersin. bir süre sonra sıra yer hareketlerine gelir. hocan yanındayken azami sabır gösterdiğin hareketleri tek başına yaparken küfürler eder çoğunda yarım bırakırsın. hiç çalışmayan kasların da ilk defa böyle bir çalışmayla karşı karşıya kalınca şaşkınlıktan titrer durur.

    tüm bunların yanında bir de ilk gün toplu bir çalışmaya katılacaksan stresin iki kat artar. herkes o hareketleri yaparken senin olduğun yerden kalkamaman üzüntü vericidir çünkü. her neyse..

    bütün bunlardan sonra en kötüsü ise eliptik bisiklettir. yo yo, on beş dakika az gibi ama ona on beş dakika dayanabilmek her babayiğidin harcı değildir. ilerleyen dakikalarda yorgun köpek gibi ağzın açık dilin dışarda kalır. tişörtünün önü ve arkası ıslanmaya başlar. miras değil, alınteri. hocanın gözlerine bakarsın: bugünlük on dakika yapsam olur mu? haline acıyan eğitmen: ''peki bakalım, bugünlük on dakika olsun.'' inleyerek inersin eliptikten de.

    sonunda ilk gün biter. yine soyunma odasına girer, aynı duygularla tuvalette üstünü değiştirirsin. spor yapmış olmanın sağladığı rahatlamışlıkla eve dönersin, bir 100 kalori yakmak için çektiğin eziyeti göz önünce bulundurunca akşam yemeğini salatayla geçiştirirsin. ertesi gün, hamlamış bir vücudun spor yaptıktan sonra çekeceği ağrılardan habersizce uyur ve spor salonundaki ikinci güne uyanırsın.