şükela:  tümü | bugün
  • bilinmez bir sebepten 10 kere seyretmis oldugum, bir kez daha verseler yine ayni sebebsizlikle fakat sehvetle izleyecegim film.
  • filmin dvd'sinde çıkarılmış sahneler var. bu sahnelerden ikisinin neden çıkarılmış olduğu hakkında çok düşündüm ama hiçbir sonuca ulaşamadım. sahnelerin toplam uzunluğu iki buçuk bilemedin dört dakikaydı. ve bu iki sahne filmin akışını neredeyse tamamen değiştiriyor, o derece kilit.

    --- spoiler ---

    spoylır vereyim hatta. brad'in yavuklusu olan kız çakal redford'la önceden tanışıyormuş, sonradan konuşuyorlar eğer peşini bırakmasını sağlamazsan onu öldürteceksin gibisinden. sonra da başka bir sahne de tam kılkuyruk cia'ci hani odada konuşurlerken çakal redforda sürekli onu göt etmeye çalışır sorular sorarken "eğer kızın peşinden gideceğini bilseydin bunu bize söyler miydin" gibisinden bir soru soruyor. eleman da düşünüp hayır diyor ya. işte tam o arada, flashback oluyor ve çakal redford'la oradaki cia müdürü hemen solunda oturan elemanla konuşması ekrana geliyor. bir punduna getirip çinlilere yem atalım gibisinden. redford da o zaman kızı atarız üstlerine diyor. ama bizim bishop peşinden gider gibi bir şeyler söylüyor. yani bizim müdürün olaydan haberi varmış. bu iki sahne hikayenin akışını değiştirebilecek kadar kilitken, neden atılmış anlamıyorum.

    --- spoiler ---

    bir de o binayı hakkaten patlatmış ibneler, orta doğu ya patlatın amına koyim. sıkıysa onu abd'de patlatsaydın ya. izin vermezlerdi tabi orda.
  • klişelerle dolu ajan/casus filmlerine benzemeyen tatlı film. kahramanlarımız 15 kişiye saldırıp alayını nakavt etmiyor, doğru kabloyu kesip son saniyede bomba durdurmuyor. bunun yerine bir istihbarat örgütünün yaptığı operasyonları abartıdan uzak, gerçeğe en yakın anlatımla bize sunuyor. senelerce neden izlemediğimi henüz çözemedim. adını mı beğenmedim ne yaptıysam artık.

    bahsedildiği gibi müzikleri gayet hoş. beyrut'taki bar sahnesinde şişeler'in tam olarak şu versiyonu kulağımıza çalınıyor evet. ardından bir kafe sahnesinde de bizim mustafa sandal'dan yok gerekçem adıyla dinlediğimiz nikos terzis şarkısının nour el chams adlı arapça versiyonu çalıyor. film 2002 şubatında türkiye'de vizyona girmiş. muhtemelen mustafa sandal filmi izledikten sonra tınıya vuruldu ve 2002 yazında çıkardığı albümde şarkıya yer verdi. sonraki albümlerinde de görüleceği üzere ortadoğu'nun engin müzik okyanusunun derinliklerinde arayışlara girdi kendisi. az değilsin musti.

    bak nereden girdim nerelere gelip size bu ulvi bilgilerini aktardım. bakarsın bir gün bir yerde lazım olur, kullanır beni hatırlarsın. bir film izledim ufkum açıldı diye boşuna söylememiş adam zamanında. ulan sinema hakikaten yedinci sanat. bir başka film yazısında yine birlikte olmak ümidiyle, hayatı paylaşmak için... mutlu akşamlar.` :gülücük`
  • usta-çırak hikayesiyle kalbimi kazanmış filmdir. sinema tarihinde bir sürü mükemmel film dururken, spy game, benim en sevdiğim filmdir.
  • filmin yonetmeni tony scott, ridley scott'in karde$i. sagda solda ridley'nin once iyi oldugu sonra kotuye gittigi, tony'nin ise once kotu olup sonra iyile$meye ba$ladigi $eklinde yorumlar gorebilirsiniz.

    filmin ayrica elektronik, oryantal ve klasik tarzlarindan parcalar bulunduran, tony scott'in enemy of the state'te de beraber cali$tigi harry gregson williams tarafindan yapilmi$ guzel de bir score'u var.

    braveheart'imizin biricik murron'i catherine mccormack ablamizi da burada yillarin kendisine verdigi o tatli* olgunlukla yan rollerden birinde goruyoruz uzun sure sonra. ne de olsa aradan sekiz sene gecmi$, yuzunde kiri$likliklar belirmi$. ama o gulumseyi$inin hic bir zaman degi$ecegini sanmiyorum. kendisini yeniden beyaz perdede adam gibi gormenin verdigi mutlulukla bu entry'yi de boyle abuk sabuk bir cumleyle bitiriyorum.
  • birden fazla izlenme kapasitesine sahip (ki oyun camiasinda "replayability" deniyor bu olguya-you get the point), kor ate$ten bir brad pitt ile durgun okyanus misali robert redford arasinda payla$ilan, ama yine de oyunun aslan payinin redford uzerinde oldugu, ince elenip sik dokunmu$ bir casus filmi. birkac sahne di$inda aksiyon uzerinden degil de olgu ve olaylarin i$leni$i uzerinden akan, tam kelime anlami ile ya$li kurt nathan muir*'in virginia, langley'deki son i$ gununde, delifi$ek tom bishop*'a yardim icin oynadigi satrancin i$leyi$i ortusu altinda vietnam, berlin, beyrut ve oradan da cin'e kadar uzanan ilk agizdan hikaye anlatimi "low speed high drag" tabir edilen agir akan ama surukleyen bir film ortaya cikarmi$.

    ustune bezenen soundtrack'in her sahne ile birebir ortu$mesi ile peki$en seyir keyfi cok az filmde yakalanabilir zannimca. dar spektrumlu film zevkim icinde, son yillarda seyrettigim en iyi be$ filmden biridir.

    filmden alinacak dersler:
    i) noah build the ark before the rain
    ii) why should i let someone else kill my horse

    eline saglik tony scott.
  • ne yazık ki, geçtiğimiz on yılın en underrated filmlerinden biri. "beklenti" çukurunda kaybolmuş kıymetli bir taş.

    "bir tony scott filmi izleyecem" dersiniz; liberal yaklaşım, hızlı ve yenilikçi kurgu, kaliteli sinematografi karşınızdadır, ama tam bir tony scott filmi değildir, farklı bir şeyler yapmıştır usta. "brad pitt, robert redford... hmm, aksiyona doyacam" dersiniz; evet vardır aksiyon ama aksiyon filmi değildir. çıkarsınız sinemadan, ya da dvd'yi kutusuna koyarsınız, "ya fena değildi, ama pek bişi anlamadım" falan diye söylenirsiniz. ne yapsanız oturtamazsınız bir yere, "abi böyle bir ekip var, çıka çıka bu mu çıkmış" dahi diyebilirsiniz.

    ilk izleyişin sadece fikir verdiği, sahip olunan önyargıları ortadan kaldırmaya yaradığı bir filmdir spy game. flashback'leriyle, içerdiği temalarla, izleyiciyi başbaşa bıraktığı "aşk öyküsü mü, ajan filmi mi, cia'in yakın dönemine dair bir günah çıkarma mı" sorusuyla, girift bir yapıya sahiptir. mümkünse 3 - 5 kere izlenmelidir. yönetmenliği, oyunculuğu ve hikayesi, türüne göre (ki illa bir türe sokacaz ya) inanılmaz inceliklidir.

    eleştirilebilecek belki tek şey vardır; brad pitt'ten ajan olur mu? böyle bir adamı yolda görüp de fark etmeyecek insan var mıdır? bu tipte bir adam, bir jason bourne gibi sıvışabilir mi? olur o kadar diyoruz...
  • cia ajanı tom bishop (brad pitt), çin'de gerçekleştirilen gizli bir operasyon sırasında tutuklanır. çin-amerikan ilişkilerinin düzelme yoluna girdiği günlerde meydana gelen bu olay, politikacıları ve amerikan gizli servisi'ni konu hakkında ilgisiz davranmaya iter. sadece bishop'ı servise kazandıran ve yıllar boyunca eğitimini gerçekleştiren yaşlı kurt nathan muir (robert redford) eski talebesini kurtarmak için faaliyete geçer. hikaye ve karakter gelişiminden çok, sıkı aksiyon sahnelerinin ağır bastığı filmleriyle tanınan tony scott (top gun (1986), last boy scout (son izci, 1991), true romance (1993)) bir önceki filmi enemy of the state'te (devlet düşmanı, 1998) olduğu gibi, fiziksel şiddet gösterilerinden uzaklaşıp, başarılı bir politik gerilim sunuyor bizlere. senaryo yazarı michael frost beckner, cia'in iç yüzünü anlatan tv dizisi the agency'yi yazarken, bu kurum hakkında edindiği tecrübelerini kağıda dökmesi sonucunda oluşan spy game, 1970'li yıllarda doruk noktasını yaşıyan casusluk, komplo ve 'derin devlet' filmlerinin günümüze uyarlanmış modern bir versiyonu. bu türün en başarılı örneğinin ise yine robert redford'ın oynadığı three days of the condor (akbabanın üç günü, 1975) olduğunu belirtelim. belki en sonda söylenmesi gereken cümleyi burada söyleyelim, spy game dahil olduğu türe yeni açılımlar getirmemekle birlikte büyük bir keyifle izlenen bir yapıt. film, aksamayan temposu ve dikkatsiz izleyiciler için bu tür filmlerin genel olarak içerdiği az biraz karışıklık derecesi içinde başarılı bir şekilde akıp gidiyor. pitt ve redford'n ilk kez karşılaşmaları, pitt'in eğitimi ve iki erkeğin ilişkisinin sarsılmasına yol açacak olan elizabeth (catherine mccormack) ile tanışmalarının anlatıldığı vietnam, berlin ve beyrut kısımları ağırlıklı olarak çok başarılı set tasarımları ile izleyicinin belleğinde yer ediyorlar. filmin toparlandığı ve en önemli bölüm olarak öne çıkan beyrut sahneleri ise, başlıbaşına bir filme konu olacak kadar yüklü ve zengin. casusluk koşuşturmalarının arasında film, amerikan dış politikalarını ve gizli servislerin uyguladığı, hiç de yasal olmayan yöntemleri eleştiriyor. bunu açık yüreklilikle yapmamakla birlikte, gelişen bazı olayları birer insanlık dramı olarak sunup, eleştirisel sesini bu şekilde yükseltmesi filmin artılarından. tony scott, aksiyon vitesini yükseltme şansına sahip olduğu sahnelerde bile kendisini frenleyerek, tamamıyla anlattığı öyküye, karakterlerine ve oyuncularına güvenme cesaretini gösteriyor. filmin, yönetmenin daha önceki çalışmalarına alışık izleyicilerden 'ağır tempolu' damgası yemiş olmasını bu yüzden yadırgamamak gerek. halbuki filmin içsel gerilimi bu açığı fazlasıyla kapatıyor. yönetmen scott'a yöneltilecek tek eleştiri, filmi yerli yersiz kamera hareketleri, ayrıca speed-frame kullanımı ile zenginleştirme çalışmaları ve arka plana döşediği teknovari müziğin zaman zaman izleyicinin dikkatinin dağılmasına sebep olması. yıllandıkça lezzetlenen şarap misali robert redford ve son filmleri ile 'sadece güzel bir yüzü var' klişesinden tamamıyla sıyrılmış olan brad pitt, film boyunca kendilerini fazla zorlamadan eli yüzü düzgün performanslar sergileyerek sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıyorlar. genel anlamda casusluk filmlerini, yaşam kanıtı'nı, panama terzisi'ni, dolayısıyla john le carre kitaplarını seviyorsanız ve bilhassa robert redford hayranıysanız bu filmi izlemenizi öneririm.
  • adam gibi casus filmleri arasında zirvelerde olan nefis film. defalarca izlenebilir.

    lakin şöyle bir sorun var. bu filmi dublajlı izleyecekseniz birden fazla dublajlı versiyonu var ve neredeyse hepsi çeviri hataları yüzünden filmin içine ediyor. cümleleri kafalarına göre çevirdikleri için film içerisindeki göndermeleri falan anlayamıyorsunuz. bu yüzden düzgün çevrilmiş bir altyazı ile izlemekte yarar var.

    --- spoiler ---

    ayrıca bu filmde nathan d. muir'ın sekretesi gladys'e sorduğu bir soru vardır ki casusluğun tanımını yapar.

    -söyle bakalım gladys, hz. nuh gemisini ne zaman yapmış?
    +??
    -yağmurdan önce.. yağmurdan önce..

    --- spoiler ---
  • türkçe dublajında "dinner out" ifadesinin "bul getir" olarak çevrilmesi filmin belki de en can alıcı noktasının kaçırılmasına sebep olmaktadır.

    --- spoiler ---
    lübnan'da bishop, muir'e verdiği doğum günü hediyesini nereden bulduğunu anlatırken operation dinner out adındaki bir yer altı faaliyetinden bahseder. muir de bunu hatırında tutacağını söyler.

    ikisinin irtibatı koptuktan seneler sonra bishop bir çin hapishanesinde esir düşer ve muir bishop'un çin'deki hapishaneden kurtarılması operasyonunun adını operation dinner out olarak belirler.

    müfettişler tarafından sorgulanırken, muir'e operasyonu onaylaması için telefon gelir, "operation dinner out is go" der ve müfettişlere çaktırmamak için karısıyla yemeğe çıkacağını söyler. müfettişler de biraz garipser ama zaten tuhaf adam derler ve dört kez evlenmesini de bu tuhaflığına bağlarlar.

    bishop kurtarıldığında helikopter pilotu "operation dinner out accomplished" der ve bishop kendine yardım eli uzatanın muir olduğunu anlar.

    müfettişler filmin sonunda bishop'un yalnızca bir kez evlendiğinin farkına varırlar ama muir binayı terketmiştir.

    --- spoiler ---