şükela:  tümü | bugün
  • nilgün cerrahoğlu'nun 15 şubat 2018'de cumhuriyet'te yayınlanan yazısının baslıgı. aynı zamanda aynı isimde rusya'da yasaklı bir film. su kısmı oldukca ilginc:

    --- spoiler ---

    ilk sahne bir mozart konseri ile açılıyor.
    meğer stalin, mozart’ı çok severmiş.
    stalin ani kararla konser salonuna telefon edip bu konserin bir kaydını istiyor.
    bitmekte olan konserin ise kaydı yok, yapılmamış. yetkililerin korkudan eli ayağı dolaşıyor.
    sokaktan rastgele adam toplayıp boşalan salonu tekrar dolduruyorlar.
    piyaniste yeniden çalması için “rüşvet” veriyorlar. namlu ucunda yeni bir orkestra şefi bulup getiriyorlar. kayıt yapılıp stalin’e ulaştırılıyor. ama stalin bunu dinleyemiyor. “küt”, beyin kanamasından düşüp yere seriliyor.
    bundan sonrası ayrı pantomim...
    “doktor çağıralım!” dendiğinde.. çağrılacak doktor bulunamıyor.
    çünkü -bu sahiden olmuş!- belli başlı doktorların hepsi, “siyonist terör örgütü üyeliğinden” ya hapse tıkılmış ya gulaglara gönderilmiş.
    nihayet diktatörün ölümü kesinleştiğinde, bu defa da çekirdek kadroda, kıyasıya iktidar kavgası başlıyor.
    iç kabinede kimse birbirine güvenmiyor, herkes birbirinden nefret ediyor ve herkes ikbal peşinde koştuğundan kimse stalin’in ölümüne üzülmüyor.
    korku imparatorluğunu, iktidar yalakalığını ve ikiyüzlülüğünü “mizahla” bundan iyi anlatan bir film olamaz.

    --- spoiler ---
  • ingiliz yapımı filmdir.
    kapitalistlerin alışıldık işlerinden biridir.
  • epey eğlenceli bir film. stalin'in ölümünün ardından yaşanan kaosu ve girişilen iktidar mücadelesini espirili bir dille anlatıyor. karakterler ve durumlar biraz abartılmış olsa da karikatürize edilmemiş. filmin en çarpıcı yeri bence stalin'in yerde can çekişirken bulunduğu sahne. bir yandan şaşkınlık, bir yandan herhangi bir an herhangi birini ölüme gönderebilen bir diktatörden kurtulmanın mutluluğu, bir yandan stalin'in emri olmadan karar vermeyi unutmuş merkez komitenin doktor çağırmayı bile becerememesi, bir yandan o an başlayan iktidar mücadelesi ve o mücadeleden yenik çıkılırsa başa geleceklerin korkusu hissediliyor. sonunda stalin öldüğünde merkez komite üyelerinin stalin'in daçası'ndan moskova'ya doğru yarışı ise bir tarihi gerçek. kimse sona kalıp insiyatifi başkasına kaptırmak istemiyor.

    stalin gibi birinin etrafında bulunan karakterleri gözlemlemek belki de filmin en ilginç kısmı. öncelikle beria, tam bir sosyopat, yüzbinlerin ölümünde parmağı var ve bunu sadece stalin'i mutlu etmek için yapmadığı ortada. fakat aynı zamanda iktidar mücadelesine girdiği anda empati gücü yüksek bir manipülatör olduğunu da görüyoruz. sevimli bile geliyor o halleri. o yüzden ve tabi ki sovyet gestapo'su nkvd'nin de başında olduğundan iktidar yarışınin ilk raundunun galibi o oluyor.

    malenkov resmi olarak stalin'in halefi. fakat ne tek başına karar alabilecek iradesi ne de çevresinde olup biteni anlayacak kapasitesi var. ister istemez stalin'in onu "düşük profili" için seçtiğini anlıyoruz.

    molotov hala daha hem devrime hem stalin'e tapan bir karakter. karısının stalin ve beria eliyle hapse gönderilmiş olması bile bunu değiştirememiş. beria'dan hoşlanmasa da, kruşçev'in planına uyup stalinin gölgesinden dışarı çıkma fikrine hiç hazır değil.

    kruşçev zoraki kahraman. ne beria'nınki gibi emrinde bir silahlı gücü, ne de onunla başadebilecek kurnazlığı var. sadece kendini içinde bulduğu durumda hayatta kalabilmesi için bu oyunun kaybedeni olmamasını gerektiğini bildiği için elinden geleni yapıyor. her hamlesinde de beria'nın iki hamle ileride olduğunu görüyor. fakat beria herkesten daha kurnaz olsa da stalin'in celladı olarak yarattığı düşmanlığı yenebilecek kadar kurnaz değil. o sayede kruşçev etrafına yeteri kadar destek alarak beria'yı alt etmeyi başarıyor.
  • eğlenceli bir trajik komedi ama hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı olanlar için bir saatten sonra biraz sıkıcı olabiliyor.

    stalin yerine herhangi başka bir diktatörü de koysanız aynı aslında bence. misal ben film boyunca başka bir uzun diktatörü var saydım stalin
    yerine.

    cer modernin açıkhava etkinliği olarak gösterdiği film gayet keyifli olsa da organizasyon konusunda cer modern'in hala daha tecrübe kazanması gerektiği kesin.
  • “bir yarım saat daha uzasa daha güzel olabilecek filmler” listesine dahil etmekte tereddüt etmediğim film. (cermodern hakkındaki bir entryme istinaden kurulan iletişimden tahmin ediyorum ki burayı takip ediyorlar, spoiler bloğundan sonrası onlara)

    --- spoiler ---

    öncelikle diktatörlüklerde her ne kadar liyakat ön planda değil gibi görünse de pragmatist insan sayısının idealist insan sayısından fazla olması sebebiyle yakın çemberde yer alan herkesin survival of the fittest ifadesindeki (en azından entrikalar konusunda) en iyiler olduklarını, birçok rakiplerinin ayaklarını kaydırarak tutunabildiklerini düşünüyorum. haliyle malenkov’un gereksiz yere aşırı karikatürize edildiği fikrindeyim.

    film zaten rusya’da yasaklandı, yasaklanacağı da belliymiş senaryodan da insan çalışma kamplarını, işkenceleri biraz işler. “belki yasaklamazlar ya” korkaklığı pek hoşuma gitmedi. mesela bir evladı babasını ölüme göndermeye itecek toplumsal arka plan, tepedeki bir insana eşi için “hainin tekiydi kaltak” dedirtecek motivasyonun detayları irdelenebilirdi. açıkçası filmin korkaklığı yüzünden ikbal temennisi olarak da yorumlanabilirdi bazı davranışlar. birkaç yere “balls” oyunları sıkıştıran senariste kimse dememiş ki “for fuck’s sake grow some balls!”

    normal bir filmde erken hareket eden, her şeyi düşünen beria gayet başarılı olabilecekken gerçek hayatta öyle olmadığını konusu sebebiyle (acele kotarılmasından mecburen gibi dursa da) yansıtması yönünden güzeldi. sürekli atak yapmaya çalışmayıp tahtanın ortasını garantiye aldıktan sonra hızlı ve acılı bir mata giden khrushchev‘e fahri olarak şapka selamı veriyorum. beria’nın ömrü yetseymiş de europa universalis iv oynasaymış sürekli koalisyonlar tarafından yok edilirmiş.

    son olarak olayı sivillere havale etmeyip tarihte her devrimde, her başarılı ayaklanmada ordunun desteği olduğunu saklamayan senariste de küçük bir kanaat notu kullanmak isterim. zira tarihte ordunun karşısında başarılı olabilmiş sivil bir inisiyatif, reform, devrim olup olmadığı konusunda şüphelerim var.

    --- spoiler ---

    gelelim cermodern’e.*

    yakın geçmişe kadar bu açık hava sinemalarında insan “biz böyle bir şey denedik, umarız eğlenirsiniz” hissederken şu andaki fiyatlandırma “biz artık bu işi profesyonel yapıyoruz” dışında bir yoruma yer bırakmıyor. fiyat, miktar açısından çok umrumda değil ama vizyon filmlerinden fazla bir fiyat belirliyorsanız verdiğim ücretin karşılığında beyaz düğün sandalyesine oturmamak, anonstan sonra filmin sesinin kaybolmaması, ses sorunu çözülünce filmin geri sarılmaması gibi beklentilerim oluyor. koltuklara a ve b diye blok kodu verip row number atamadan 350’ye kadar sayı yazıyor olmanız da mesela geçmişte kalmış olmalı. ab13-ac8 gibi blok ve row kodlu oturma düzeni zor olmasa, “pardon yanınızdaki düğün sandalyesinde asılı yaka kartından bozma kağıtta ne yazıyor?” demek zorunda kalınmasa gerek. seanslar da muhtemelen alkol satış yasağı ile çelişmemek için seçiliyor ancak ben 20.45 yerine 22.00’da başlayan bir açık hava filmini tercih ederim.

    rekabetsizlik kendilerini kötü etkilediğinden dilerim cermodern’e kendilerini gerçekten zorlayacak bir rakip çıkar. “biz de bir avm’nin otoparkına düğün sandalyesi atalım” demeyen cgv arthouse yöneticilerine selam ederim.

    edit: hata düzeltmeleri ve iyileştirmeler yapıldı. sizlere her zaman en iyi entryleri sunabilöhm; işin açıklası birkaç yere virgüller eklendi, birkaç yerde klavye dizilimine bağlı yazım yanlışları giderildi.