*

şükela:  tümü | bugün
  • martin ritt'in yönettiği, başrollerinde robert de niro ve jane fonda olan 1990 yapımı film. öyle pek de güzel bir film değil ama sırf robert de niro için izlenebilir. neyse efendim bu filmde; bir kadın yanlışlıkla bir adamın okuma yazma bilmediğini ortaya çıkararak işten atılmasına neden olur, sonrasında içindeki vicdan azabıyla adama yardım.... olaylar gelişir.
  • sıradan iki insanın sıradan hikayesinden sakin, kendi halinde akan bir film çıkmış. ancak robert de niro tabii yine insanüstü bir performans çıkarıyor. gerçek bir oyuncuyu izlemek hazzını yaşatıyor. o açıdan izlenmelidir kanımca. jane fonda ise robert de niro'nun altında kalmayacağım diye kasmış da kasmış. görmezden geldim şahsen bu teatral girişimi.
  • robert de niro'nun döktürdüğü filmlerden biriymiş. ben bugün bunu gördüm.
  • evet, biraz tuhaf, ütopik sanki bazı şeyler ama rahatsız edici değil kesinlikle.. belki zorlama olmadığından ya da robert de niro nun yanında jane fonda nın da oldukça başarılı bir performans çıkardığını açık ve net görebildiğimizden.. ve son cümlesi * "nothing is impossible", bir filmin bitişine bu kadar yakışabilir..

    ayrıca
    (bkz: iris)
  • robert de niro bu filmde oylesine inandirici bir rol cikarir ki , canlandirdigi tipin kisilik ozelliklerini kesfettigimiz her ayri sahnede inaniriz kendisine. okuma yazma bilmemesi gundeme geldiginde acinasi, ezik, sevdigi kadinin yaninda tum cazibesini yitirmis durur. o kadar iyi oynar ki, arzulanabilir olmaktan cikip, daha cok acima hissi uyandirir. ne var ki diger zamanlarda, neredeyse her kadinin gonlunu calabilecek bir bakis ve kendine guvenle yaklasir jane fondaya. ne az ne de cok konusur, ne fazla ne eksik bir mimik gorulur yuzunde. kadinin evinde misafirken, elinden utuyu alip kendi devam eder ya da kadin aksam eve yorgun geldiginde, ona ve ailesine yemek pisirirken bulur de niro yu. sevecen ve dusuncelidir. okuma yazma ogrendikten, bir araba, bir ev gibi kadina sunacagi maddi imkanlari edindikten sonra kadina evlenme teklif edecek kadar da gururludur. kissadan hisse, kesinlikle her eve lazimdir, okuma yazma bilmese de olur.
  • geçen akşam sanırım üçüncü defa izledim bu filmi. film başı yüz dakikadan 300 dakikamı vermişim. aslında öyle tekrar tekrar izlenecek bir senaryoya sahip değil. ama gelin görün ki bu filmde robert de niro vardır ve basit bir senaryodan neler çıkarılabilir hakkında ders niteliğinde bir oyunculuk sergilemektedir. filmde beni en çok etkileyen sahneler ise stanley'in (de niro) babasıyla olan diyalogları olmuştur.

    -babam karanlıkta yatmaktan korktuğum için sabaha kadar ışığı açık bırakmama izin verirdi.
    -benim babam çevresine ışık saçardı.
  • robert de niro'nun bence en iyi filmi.
    ......spoiler......
    stanley: sinirlerin yatistiginda geri gelebilirim.
    iris: uzun surebilir hic havamda degilim.
    stanley: midene iyi gelmeyen birseyler yemissindir belki.
    iris: benim hayatim bile bana iyi gelmiyor. kilo aliyorum, cocuklarima bagiriyorum, sevismeye ihtiyacim var.
    stanley: seni ilk gordugum andan beri, seninle sevismek istiyorum.
    iris: hihh, 1- sebenini bilmiyorum. 2- cok beklersin.
    stanley: kaba bir tahminde bulun olmaz mi?
    iris: hayir
    stanley: ama bir gun olacak.
    iris: tanimadigim insanlarla yataga atlamam ben, bir suru soru sorarim, oldukca fazla konusurum, o kisiyi tanimam gerekiyor.
    stanley: sor
    iris: bir hastaligin olabilir.
    stanley: kan tahlili yaptiririm.
    iris: fena olmaz.
  • yıllar yıllar önce bir geceyarısı, kıytırık bir tv'den izlemiştim. geçenlerde sonuna denk geldim yine. filmin sadeliği inanılmaz bir şekilde içine çekiyor beni. robert de niro filmleri alt alta sıralansa herhalde ancak ikinci, üçüncü sayfada yer bulur kendine. çoğu kişinin haberi bile olmayabilir filmden. bir diğer sebebi de budur belki filmi çok sevmemin, bilmiyorum. ne de olsa insanda az bilineni sevip, sahiplenme eğilimi var.

    iris aylar sonra stanley ile tekrar bir araya geldiğinde, 3 aydır kocasının mezarını ziyaret etmediğini söyler, heyecanla. ne de olsa ölmüş kocasını bir türlü unutamaması sebep olmuştur ayrılıklarına. "ya hep ya hiç olmak zorunda mı?" der stanley, iris'e "ne zaman istiyorsan onu ziyarete git, yeter ki kendini de oraya gömme"
  • jane fonda'nın babası henry kadar yetenekli bir aktris olduğunu anladığım, sıcacık film. robert de niro kusursuz, oyunculuklar çok iyi, konu sıcacık, müzikler tam zamanında arka planda, ama en önemlisi filmin diyaloglarının yerindeliği ve sadeliği. neredeyse tüm diyaloglar alıntıyı hakedecek kadar içten ve güzel.

    --- spoiler ---
    stanley: işin aslı, ben...onu bir eve kapatmak zorunda kaldım. okuyamıyordum, bir işe girip ona bakamadım bile. okuyabilseydim hâlâ yaşıyor olabilirdi.

    richard: ben karanlıktan korkarım. babam ışığı sabaha kadar açık bırakmama izin verirdi.

    stanley: benim babam ışığın ta kendisiydi.
    --- spoiler ---

    pat barker'a o romanı yazdığı için teşekkürler, yönetmen martin ritt sen de iyi ki varsın (yönetmen film çekimlerinden bir süre sonra vefat etti). jane fonda'nın bu filmden sonra sinemaya geri dönüşü 15 yıl alacaktır.
  • bu filmden bir yıl sonra yine aynı sıcaklıkta bir de al pacino film çevirmiştir; frankie and johnny diye. hep yanyana görmek istediğim filmler.

    http://www.imdb.com/…tt0101912/?ref_=nm_flmg_act_31