şükela:  tümü | bugün
  • çalışanlarına zulmeden bir şirket.

    istanbul ataşehir'de bir şubelerinde arabaya servis adında çirkef bir uygulama başlattılar. sabah 8-12 saatleri arasında bir personel, yol kenarında bekliyor, yanaşan arabalardan elde pos makinesi ile sipariş alıyor, 100 metre yürüyüp mağazaya dönüp siparişi alıp arabaya götürüyor.

    son derece çirkin bir uygulama. mekan arabaya servise uygun değil, mağazaya uzak. çalışan arkadaş yol kenarında değnekçi gibi yanaşan arabalara yürüyüp kahve mi alacaksınız diye soruyor.

    koskoca starbucks dediğin globsl firma, çalışanını sokakta vale gibi bir oraya bir buraya sürüyor. gördüğüm en çirkin hizmet.

    bakalım havalar soğuyunca yağmur çamur olunca nasıl adam koyacaksınız yolun ortasına? ne kulübe var ne şemsiye ne bir şey.
  • genişletilmiş ürün konusunda en güzel örnektir.

    sadece test ve tespit amacıyla bir doktora öğrencisi yaklaşık 6 saat burada zaman geçirmiş.
    hiç bir şey almadan, yanında kendi getirdiği yiyecek ve içecekleri tüketerek.
    ek olarak internetini, elektriğini ve wcsini kullanarak
    karışan eden yok.. 6 saatten sonra sıkıldığı için çıkmak zorunda kalmış.

    özetle insanlar buraya kahve içmek için geliyorlar, yani core product burada kahve fakat yanında sunulan hizmet ve psikolojik huzur asıl çekici kılan.
    sevgilisiyle buluşanlar, ders çalışanlar, parası olmadığı için zaman geçirenler, sadece oturmak isteyenler..
    amerikan kapitalizmi diz boyu eyvallah, fakat misafirperverliğiyle ünlü hangi türk çay & kahve mekanında bu kadar uzun süre kalıp bu kadar fayda sağlayıp para bırakmadan çekip gidebilirsiniz henüz ben rastlamadım.
  • geçenlerde yeni açılmış acıbadem akasya starbucks'a gittim. önümde bir müşteri siparişini verdi, setcard uzattı. starbucks görevlisi henüz o kartla ödeme alamadıklarını söyledi. müşteri de yanında başka kartı veya nakiti olmadığı için tamam iptal edelim o zaman siparişi dedi. görevli sorun değil ikramımız olsun deyip müşteriye ücretsiz olarak siparişini teslim etti.

    yani sadece kahveleri değil ticaret ahlakları da güzel.
  • adam 6 liradan filtre kahve satip saatlerce ucretsiz wifi kullanip dali tasagi yayip oturmana imkan sagliyor bazi yarraklar 3 te 1 i fiyatina baska yerde icerim kahvemi diyor. 2 liraya ucu bi arada vermiyorlar nerede iciyosunuz 2 liraya filtre kahve yazin da biz de gidelim yayalim tasagi
  • sokakta mendil satan çocuğun karnını doyurmak salaklık ve yanlış bir hareket olduğu için white chocolate mocha alınıp tatlı tatlı gömülmelidir.

    edit: ya ne güzel iki kelime ile durumu anlatmıştım ama çok mesaj geliyor: "neden salaklık, neresi yanlış?" diye. ben ayrı ayrı yazdım diye ayrı ayrı açıklama yapmaya gerek yok. yanlışsa salaklıktır zaten de, neden yanlış olduğunu açıklayayım.o çocuklar öyle ya da böyle bir sebeple zorlanıyor olabilirler, dilendiriliyor olabilirler, bilmiyorum. hangi amaçla orada olduklarından ziyade net olan; orada olmamaları gerektiğidir. eğer, siz onların oradaki olumsuz şartlarını ortadan kaldırırsanız onun durumunu pekiştirmiş olursunuz. yani ortamdaki olumsuz durumu kaldırarak, sokağı; "karnını doyurabileceği bir yer" haline getirirsiniz. bu da sokağa çıkmasını daha tercih edilir yapar.

    ayrıca siz kimsiniz de tanımadığınız çocuklara yiyecek falan veriyorsunuz. ne sikim sokum insanlarsınız! geçen de yazdım buradan, siktirin gidin vicdan masturbasyonunuzu başka şekillerde yapın.(onu okumamış olabilirsiniz*) tanımadığınız çocuklara, daha doğrusu sizi tanımayan çocuklara, siz onlara yabancı konumunda iken yardım ederseniz çocuk için: "yabancılar iyi insanlardır" algısını oluşturursunuz. anneler babalar boşuna mı götünü yırtıyor olm? çocuklarına: "tanımadığınız insanlarla konuşmayın, onlarla gitmeyin, verdikleri yiyecekleri almayın" derken. alemin akıllısı siz misiniz? yabancılar, her türlü çocuk için kötüdür. olmak zorundadır. sikecem tutarsız romantik vicdani eylemlerinizi. bir boka yaramıyor aksine zarar veriyor. eve gidip "ooo ne büyük yardım yaptım" diye dört köşe uyuyorsunuz.

    zorla ağzımı bozduruyorsunuz bana bir de. biri de: "sen ne yaptın sokak çocukları için?" diye sormuş. mallık derecesi öyle ileri bir noktaya taşınmış ki insan ne cevap vereceğini şaşırıyor.

    aşağıda arkadaşın biri yazmış, ne yapılması gerektiğini 7-8 enrty falan aşağıda. okuyun.
  • bir kutu çekirdek kahvelerinden alınca beleşe verdikleri ufak boy kahve "uygulamasını" kaldırmışlar. gün sonunda lavaboya döktükleri şu bayat filtre kahveden de mi veremiyorsunuz derseniz bile "maaleseff" diye vermiyorlar.
    ama şimdi ne yapıyorum, gidiyorum cafe nero'ya, gloria'ya, carribou'ya, diyorum ki "bu çekirdek kahveden bir kutu alınca starbucks'ta yanına bir kahve hediye ediyorlar". tabi ki yanıt her zaman "ne demek efendim biz de hediye edelim" oluyor.
    yani demem o ki eyy starbucks!! senin sayende hediye kahvemizi her yerden yine alıyoruz, ama bir farkla, kahveyi senden almıyoruz. haberin olsun..
  • zorla kahve satmayan kahve zinciridir.
  • gün içerisinde yazılan entrylerden görüyorum ki kendilerini "bilinçli jenerasyon" addedip buranın kahvelerine ve fiyatlarına bok atmayı "kapitalizm karşıtı" duruş olarak gören bir güruh var.

    iyi hoş tabii dile getirsinler düşüncelerini.

    4,5 liraya kahvesini alıp oturup keyif yapan adama skimsonik siyasi ideolojileriyle sataşmaya kalkışmalarının saçmalığından dem vurmuyorum bile.

    ister istemez merak ediyorum bir yandan, bu sataşan kesim gidip köşedeki tekel'den 2,5 liraya alabileceği biraya beyoğlu'nda herhangi bir mekanda 6-8 lira arası bir fiyat ödemedi mi hiç? aynı mantık değil mi lan?

    köhnemiş binanın 2. katındaki bardaysan içtiğin biraya olması gerekenin 3 katı fiyat ödemen normal, sistem karşıtı olabilirsin. bir amerikan şirketinde kahve içiyorsan kapitalistsin. vay anasını.

    yerim lan seni. asi şey.
  • sırf uluslararası şirketler hakkındaki kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargılarla gittiğim ancak kısa sürede bağımlısı olduğum mekan.

    hafta sonları kadıköy'de eşimle birlikte kurstan çıktıktan sonra, avrupa'nın en büyük şubesi olduğunu öğrendiğim kadıköy starbucks'a gidiyoruz. kahveyle pek aram olmadığı için limonlu pafra alıyorum 7 tl. eşim de orta boy latte alıyor. toplamda 15 tl veriyoruz. çıkıyoruz üst kata. yayıyoruz kendimizi. takıyoruz telefonumuzu prize. açıyoruz wi-fi'yi. sağımızda boğaz manzarası. sokaktan insanlar akıyor. bir yandan kitap okuyoruz, bir yandan sohbet. dersimizi tekrar ediyoruz. internete takılıyoruz. müzik dinliyoruz. hatta film izliyoruz. acıkınca çantamızı koltukta bırakıp dönercide yemek yiyip geri geliyoruz. kahve alıp tekrar çıkıyoruz. bazen mayışıyoruz, gözlerimiz kapanıyor. oturduğumuz yerde iyice yayılıp 5-10 dk kestiriyoruz. evimiz gibi.

    2 yudum çay içtikten sonra kafana dikilip "tazeleyim abe ehehe" diyen patates kafalı yalaka garson yok. kimse gelip bir şey sormuyor. kimse sana karışmıyor. ara sıra bi personel gelip sağda solda kalmış çöpleri topluyor. o toplamasa bile boş olan yere geçen müşteri kendisi toplayıp bi köşeye koyuyor. hani restorana girer gibi etrafına bakınıp "bi görevli gelsin, burayı toplasın" bakışı atmıyor. müşterisi belli zaten. o da rahatlık moduna giriyor.

    ikea'da da aynı rahatlık söz konusu. gidin koltuklara oturun, hatta uyuyun. kimse size karışmaz. türk mobilyacılar ne yapıyor peki? estetikten yoksun hayvan gibi yanan floresanların altına koltuk takımlarını rastgele atıyorlar. üstüne de bir kağıt: "lütfen oturmayınız."

    oldu.

    mc donalds'a karşı da sırf kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargım vardı. 28 yaşındayım. geçen yıla kadar 1 kez gitmişliğim yoktu. evlendikten sonra eşimle birlikte gitmeye başladık. 15 tl'ye 2 menü alıp doyuyoruz. oysa ben daha pahalı olduğunu ve daha çok zengin veletlerin tercih ettiğini sanardım. dalga geçebilirsiniz.

    "boşver fast food'u, boşver mc donalds'ı kapitalizmi. milleti soyuyorlar. kayseri mutfağı'na gidip mantı yiyelim" deyip iki tabak mantıya 30 tl vermişliğim var.

    gerçekten kim düdüklüyor belli.

    ben starbucks'da verdiğim 15 tl'nin karşılığını çok fazlasıyla alıyorum. otel gibi kullanıyoruz, daha ne yapalım. meseleye sadece ürün fiyatı olarak bakmamak gerek. kaldı ki o da çok pahalı değil.

    türk firmalarının öğrenmesi gereken çok şey var.

    bu arada kapitalizmi de bunca yıl götümden anladığımı, eşimin beni insan içine çıkarması sayesinde anlamış oldum. taksim'de taşak kokan dumanaltı mekanlarda kapitalizm öğrenilmiyor gençler. serbest piyasa ekonomisi o kadar da ööö bir şey değil.

    edit: caps

    edit 2: imla

    edit 3: beauty soap uyardı. limonlu parfe'ymiş doğru ismi. pafra ne lan. allah'tan limonlu paraf falan demedim.

    -şuraya bi parafınızı alabilir miyim?
    -limonlu mu, elmalı mı?
    -?!
  • 15 liraya kahvesi olmayan kahveci. starbucks diye nerelere gidiyorsunuz, anlamıyorum ki.

    edit: evinde yaklaşık 10000 liralık la cimbali veya türevi basınçlı buhar makinesi varsa, starbucks kahvesini üç liraya yapabilirsin elbet. ha, kahve demek nescafe demekse sizin için, afiyet olsun. bak yeni modeli çıkmış bir de; nescafe çoko moko. git al, ondan iç.