şükela:  tümü | bugün
  • genişletilmiş ürün konusunda en güzel örnektir.

    sadece test ve tespit amacıyla bir doktora öğrencisi yaklaşık 6 saat burada zaman geçirmiş.
    hiç bir şey almadan, yanında kendi getirdiği yiyecek ve içecekleri tüketerek.
    ek olarak internetini, elektriğini ve wcsini kullanarak
    karışan eden yok.. 6 saatten sonra sıkıldığı için çıkmak zorunda kalmış.

    özetle insanlar buraya kahve içmek için geliyorlar, yani core product burada kahve fakat yanında sunulan hizmet ve psikolojik huzur asıl çekici kılan.
    sevgilisiyle buluşanlar, ders çalışanlar, parası olmadığı için zaman geçirenler, sadece oturmak isteyenler..
    amerikan kapitalizmi diz boyu eyvallah, fakat misafirperverliğiyle ünlü hangi türk çay & kahve mekanında bu kadar uzun süre kalıp bu kadar fayda sağlayıp para bırakmadan çekip gidebilirsiniz henüz ben rastlamadım.
  • adam 6 liradan filtre kahve satip saatlerce ucretsiz wifi kullanip dali tasagi yayip oturmana imkan sagliyor bazi yarraklar 3 te 1 i fiyatina baska yerde icerim kahvemi diyor. 2 liraya ucu bi arada vermiyorlar nerede iciyosunuz 2 liraya filtre kahve yazin da biz de gidelim yayalim tasagi
  • geçenlerde yeni açılmış acıbadem akasya starbucks'a gittim. önümde bir müşteri siparişini verdi, setcard uzattı. starbucks görevlisi henüz o kartla ödeme alamadıklarını söyledi. müşteri de yanında başka kartı veya nakiti olmadığı için tamam iptal edelim o zaman siparişi dedi. görevli sorun değil ikramımız olsun deyip müşteriye ücretsiz olarak siparişini teslim etti.

    yani sadece kahveleri değil ticaret ahlakları da güzel.
  • bir kutu çekirdek kahvelerinden alınca beleşe verdikleri ufak boy kahve "uygulamasını" kaldırmışlar. gün sonunda lavaboya döktükleri şu bayat filtre kahveden de mi veremiyorsunuz derseniz bile "maaleseff" diye vermiyorlar.
    ama şimdi ne yapıyorum, gidiyorum cafe nero'ya, gloria'ya, carribou'ya, diyorum ki "bu çekirdek kahveden bir kutu alınca starbucks'ta yanına bir kahve hediye ediyorlar". tabi ki yanıt her zaman "ne demek efendim biz de hediye edelim" oluyor.
    yani demem o ki eyy starbucks!! senin sayende hediye kahvemizi her yerden yine alıyoruz, ama bir farkla, kahveyi senden almıyoruz. haberin olsun..
  • sırf uluslararası şirketler hakkındaki kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargılarla gittiğim ancak kısa sürede bağımlısı olduğum mekan.

    hafta sonları kadıköy'de eşimle birlikte kurstan çıktıktan sonra, avrupa'nın en büyük şubesi olduğunu öğrendiğim kadıköy starbucks'a gidiyoruz. kahveyle pek aram olmadığı için limonlu pafra alıyorum 7 tl. eşim de orta boy latte alıyor. toplamda 15 tl veriyoruz. çıkıyoruz üst kata. yayıyoruz kendimizi. takıyoruz telefonumuzu prize. açıyoruz wi-fi'yi. sağımızda boğaz manzarası. sokaktan insanlar akıyor. bir yandan kitap okuyoruz, bir yandan sohbet. dersimizi tekrar ediyoruz. internete takılıyoruz. müzik dinliyoruz. hatta film izliyoruz. acıkınca çantamızı koltukta bırakıp dönercide yemek yiyip geri geliyoruz. kahve alıp tekrar çıkıyoruz. bazen mayışıyoruz, gözlerimiz kapanıyor. oturduğumuz yerde iyice yayılıp 5-10 dk kestiriyoruz. evimiz gibi.

    2 yudum çay içtikten sonra kafana dikilip "tazeleyim abe ehehe" diyen patates kafalı yalaka garson yok. kimse gelip bir şey sormuyor. kimse sana karışmıyor. ara sıra bi personel gelip sağda solda kalmış çöpleri topluyor. o toplamasa bile boş olan yere geçen müşteri kendisi toplayıp bi köşeye koyuyor. hani restorana girer gibi etrafına bakınıp "bi görevli gelsin, burayı toplasın" bakışı atmıyor. müşterisi belli zaten. o da rahatlık moduna giriyor.

    ikea'da da aynı rahatlık söz konusu. gidin koltuklara oturun, hatta uyuyun. kimse size karışmaz. türk mobilyacılar ne yapıyor peki? estetikten yoksun hayvan gibi yanan floresanların altına koltuk takımlarını rastgele atıyorlar. üstüne de bir kağıt: "lütfen oturmayınız."

    oldu.

    mc donalds'a karşı da sırf kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargım vardı. 28 yaşındayım. geçen yıla kadar 1 kez gitmişliğim yoktu. evlendikten sonra eşimle birlikte gitmeye başladık. 15 tl'ye 2 menü alıp doyuyoruz. oysa ben daha pahalı olduğunu ve daha çok zengin veletlerin tercih ettiğini sanardım. dalga geçebilirsiniz.

    "boşver fast food'u, boşver mc donalds'ı kapitalizmi. milleti soyuyorlar. kayseri mutfağı'na gidip mantı yiyelim" deyip iki tabak mantıya 30 tl vermişliğim var.

    gerçekten kim düdüklüyor belli.

    ben starbucks'da verdiğim 15 tl'nin karşılığını çok fazlasıyla alıyorum. otel gibi kullanıyoruz, daha ne yapalım. meseleye sadece ürün fiyatı olarak bakmamak gerek. kaldı ki o da çok pahalı değil.

    türk firmalarının öğrenmesi gereken çok şey var.

    bu arada kapitalizmi de bunca yıl götümden anladığımı, eşimin beni insan içine çıkarması sayesinde anlamış oldum. taksim'de taşak kokan dumanaltı mekanlarda kapitalizm öğrenilmiyor gençler. serbest piyasa ekonomisi o kadar da ööö bir şey değil.

    edit: caps

    edit 2: imla

    edit 3: beauty soap uyardı. limonlu parfe'ymiş doğru ismi. pafra ne lan. allah'tan limonlu paraf falan demedim.

    -şuraya bi parafınızı alabilir miyim?
    -limonlu mu, elmalı mı?
    -?!
  • gün içerisinde yazılan entrylerden görüyorum ki kendilerini "bilinçli jenerasyon" addedip buranın kahvelerine ve fiyatlarına bok atmayı "kapitalizm karşıtı" duruş olarak gören bir güruh var.

    iyi hoş tabii dile getirsinler düşüncelerini.

    4,5 liraya kahvesini alıp oturup keyif yapan adama skimsonik siyasi ideolojileriyle sataşmaya kalkışmalarının saçmalığından dem vurmuyorum bile.

    ister istemez merak ediyorum bir yandan, bu sataşan kesim gidip köşedeki tekel'den 2,5 liraya alabileceği biraya beyoğlu'nda herhangi bir mekanda 6-8 lira arası bir fiyat ödemedi mi hiç? aynı mantık değil mi lan?

    köhnemiş binanın 2. katındaki bardaysan içtiğin biraya olması gerekenin 3 katı fiyat ödemen normal, sistem karşıtı olabilirsin. bir amerikan şirketinde kahve içiyorsan kapitalistsin. vay anasını.

    yerim lan seni. asi şey.
  • zorla kahve satmayan kahve zinciridir.
  • 15 liraya kahvesi olmayan kahveci. starbucks diye nerelere gidiyorsunuz, anlamıyorum ki.

    edit: evinde yaklaşık 10000 liralık la cimbali veya türevi basınçlı buhar makinesi varsa, starbucks kahvesini üç liraya yapabilirsin elbet. ha, kahve demek nescafe demekse sizin için, afiyet olsun. bak yeni modeli çıkmış bir de; nescafe çoko moko. git al, ondan iç.
  • ulan gidersin. iyi kötü yorum yaparsın. hayatımda gitmedim yada gitmem deyip yorum yapmak / entry kasmak nedir ya.

    yavrum (bkz: hayatın sırrı) nı satmıyor adamlar. kahve satıyor , soğuk içecek satıyor , dilersen efsane nane çayı satıyor * . fındıklı karamelli pastamsı satıyor ki bildiğin yasaklanmalı .

    budur.

    gidersen ekime kadar gitmezsen sikime kadar . ama kesin artık şu martaval ı.
  • benim rahmetli dede kahveciydi. bi ara dondurmacılık da yaptı ama meslek kahvecilikti. kariyer seçim yelpazesinde ne de yaman değişiklik olmuş kahveilikten dondurmacılık. insan farkedemiyor küçükken bazı şeyleri. nerde kahve, nerde dondurma. şahsen ben cesaret edemem. dedenin kahveci olmasının da dodnurmacı olmasının da kendine göre faydaları var. mesela ben batak, king, 51 gibi oyunları çok iyi oynarım. hacca gitmiş gibiyim çünkü, membaından öğrendim çünkü, sanatçıları izledim büyürken. sonra kahve oraleti şahane şeydir. yine yerinde içmek gibisi olmaz. o yeşil örtülü masada herkesin önünde karaya çalmış karbonatlı çay vardır da senin önünde portakal rengi gibi turuncuya çalmış mis gibi oralet olur. sonra dondurmayı o dolaptaki kaplardan yeme keyfini yaşamak da güzeldi de onun konuyla ilgisi yok. onu nispet yapmak için yazdım. kahve kültürüne aşinayım yanisi.

    şimdi bu starbucks dediğin de kahve aslında. kafe ya da, kaavenin okey oynanmayanı. formatına aşina olduğum, çekirdekten yetiştiğim bir ortam. ama ne hikmetse çok rahatsız oluyorum buraya gittiğimde. bir kere kahve sevmiyorum en başta. evet sevgili okur, dünyada kahve sevmeyen insanlar da var. ikincisi ve en önemlisiyse insanlarda gördüğüm samimyetsizlik. şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım sevgili okur. bizde kahve tek tip yapılır. latte, mocchiato -ya da ne sikimse- filan bir sürü çeşit kahve var, kaçına aşinayız. ne zaman buraya girsem arkadaşlarımla, millette bi havalar ki sorma. sanırsın herkes lord çocuğu bi ben orta direk aileden gelmişim. milletin kahkahalar filan değişiyor. sevmiyorum yani. sonra kasaya gidiyorum, kardeş ben de bu sektör çocuğuyum diyorum, benim dedem kaaveciydi diyorum, ne bu yeşilli morlu önlükler, kendiniz gibi olsanıza diyorum, o tezgahın altında tavla olduğunu sen de ben de biliyoruz diyorum yaban mersinli pie var diyolar.

    o yüzden buralar garibana göre yerler değiller lan. o kadar üzerlerine oynuyorum adamlar renk vermiyor. ben de madem öyle kurban olayım bana bi çay verin, kahve verin diyorum. ne vereyim americano mu, latte mi, frappacino mu vereyim diyo. ben de degırado diyorum. alessandro del piero diyorum. o ne lan öyle, age of oynuyoruz da ispanyol mu seçmişiz, italyan milli takımını mı sayıyoruz? tamam ispanyollar da süperdi ama arkadaş bir orta noktası olsun ya. benim dilimden konuşan adamlar olsun. gerçi beni anca hatun sürükler de giderim, yoksa benim neyime yetmiyor kaave. hiç işte. bir de sanırım oralet yok. sorumluları kınıyorum.

    düzeltme: aranjman. vuuv.