şükela:  tümü | bugün
  • çok çok başarılı bir çiftçilik rpg oyunu. şu an steamde en popüler oyun. adını duyurdukça daha çok kitleye ulaşacak.

    oyuna dair çektiğim gameplay serisi : https://www.youtube.com/…jeyczalcwvkmm2xc2u&index=1

    oyun rpg maker ile yapılmış ve yıllardır süren bir proje. bir anda popüler olmadı yani. harvest moon'u andırıyor. oyunda iş ve şehir hayatının sıkıcılığından bunalıp, dedemizin bize taşrada miras bıraktığı çiftliği devralan bir genci canlandırıyoruz.

    çiftlik yıllardır el değmemiş halde. bir yandan çiftlik ile uğraşıyor, çiftliği adam edip yavaş yavaş para kazanıyor bir yandan da köy halkı ile tanışıyor sohbet ediyoruz. oyun biraz ilerledikçe sadece çiftçilik, ekme biçme olmadığı da ortaya çıkıyor.

    öncelikle skill seviyemiz, crafting menümüz ve social ilişkilerimiz var. ayrıca quest tarzı görevleri gösteren bir günlüğümüz.

    oyunda çiftçilik ile yapılabilecek çok şey, çok eşya var. ama oyunda sadece çiftçilik yok, balıkçılık ve madencilik de mevcut. balıkçılığı genel olarak para veya yemek için, madenciliği ise eşyalarımızı geliştirmek yeni eşyalar toplamak için yapıyoruz. tabi bunları yaptıkça bu konulardaki seviyemiz artıyor yeni craft edebileceğimiz eşyalar da geliyor.

    oyun sadece simülasyon değil, bir yandan da işleyen bir hikayesi var. diğer insanlarla etkileşimdeyiz sürekli onlara hediye ederek ve ilerleyen zamanlada muhtemelen konuşma seçeneklerinden onlarla arkadaşlık seviyemizi geliştiriyoruz.

    bazı karakterlerin bekar olduğu yazıyor bu bağlamda, ileride evlenme/eş durumu da olduğunu tahmin ediyorum.

    ayrıca şehir çok canlı (totalde 28 kişi var ama )olaylar çok gerçekçi mesela saloon/bar 12.00 'da açılıyor. 12'de girdiğiniz anda içerisi dolu değil hatta barmen bile yok ortada bir kaç dakika sonra geliyor.

    kısacası son zamanlarda oynadığım en iyi oyunlaradan birisi.

    edit: oyunda bazı olaylar aynı ilerlemiyor yani 3. gün x olayı olmuyor, x olayını günü değişebiliyor ki bu şahane olmuş

    25 saat sonra editi: oyunu bu kadar süre oynadım ve halen çok çok başındayım. bu oyun sıkmıyor.
  • fena halde bağımlılık yapan, huzur veren, "orada" hissetmemi sağlayacak kadar içine çeken bir farming/country life/rpg karışımı. birkaç aydır yapım aşamasını takip ediyordum, ama daha basit bir şey bekliyordum, açıkçası beklediğimden çok daha derin ve tatlı olmuş. evet bildiğin tatlı. retro grafik çok sevsem de rpg maker ile yapılan oyunların grafiklerinden hiç hoşlanmıyordum ama bu farklı olmuş sanki. (edit: rpg maker ile yapılmamış, yanlış bilgi vermişim) her şey o kadar tatlı gözüküyor ki, hele o hayvanlar... kedinin kıvrılıp uyuması, civciv, tavuk, inek, sincap... madenlerdeki yaratıklar bile tatlı diyeceğim utanmasam. bunun dışında oyundaki 4 mevsimde de renkler ve kasabanın genel görünümü, hatta müzikler bile değişiyor. hepsi birbirinden güzel oluyor.

    peki oyunda yapılabilecek neler var? kurumsal bir şirkette sıkıntı içinde çalışırken deniz kıyısındaki ufak bir kasabada dedemizden miras kalan çiftlik evine taşınmamızla başlıyor her şey. bize ait koskoca bir arazi var. burada hem hayvan, hem de ağaç, çiçek, sebze, meyve yetiştirebiliyoruz. yetiştirilebilecek olan ürünler her mevsim değişiyor doğal olarak. kimi 5 günde olurken, kimi 13 günde oluyor. buna göre planlama yaparak kar etmeye çalışıyoruz önce. başlarda küçücük olan evimizi 10.000 altın gibi çılgın meblağlarla mutfak ekleyerek büyütebiliyoruz, mutfak eklenince yemek pişirme de açılıyor ve yapılabilecek bir dolu yemek çeşidi var. altın deyince, para kazanmak özellikle başlarda çok zor ve yavaş bir süreç. 10.000 altına ulaşıp evimi büyütene kadar zor sabrettim. ürün satmak dışında, balıkçılıkla da iyi para vurabilirsiniz. balık tutmak için yapılmış olan mini game başlarda zorlayabilir ama biraz inat edince alışması kolay, başlarda "bu ne biçim sistem" diye sinir yapıyorken şimdi hiçbir balığı kaçırmıyorum. balıkları ve sahilde denize vuran mercanları satarak iyi para kazanmaya başlıyorsunuz. bunun dışında bir de kasabanın madeni var, 100'den fazla katı olan, yaratıklarla dolu ve aşağılara indikçe değerli taşların çıkmaya başladığı bir maden. her 5 katta bir asansör var, bu şekilde gittikçe aşağı inmeye çalışıyorsunuz. burada rpg ögeleri işin içine giriyor diyeceğim ama bu ögeler çok cılız ve basit. yüzük, bot ve silah dışında bir eşya yok. şapkalar var ama onlar kozmetik sadece. leveling sistemi ise, o gün yaptığınız işlere göre şekilleniyor. mesela bütün gün balık tuttuysanız bu konuda deneyim kazanıp level atlıyorsunuz ve daha rahat balık tutmaya başlıyorsunuz. belli bir seviyeye gelince ise bir seçim yapmanız gerekiyor. mesela farming alanında, hayvancılıktan ya da ektiğiniz ürünlerden daha çok para kazanmak tarzında seçimler var. crafting ise, öyle deli gibi eşya çeşitliliği yok bana göre, ama mesela mayonez makinesi, turşu/reçel makinesi, peynir makinesi, bira/şarap/meyve suyu yapımı için fıçı gibi aşırı tatlı şeyler var. bunları yapmak için de madenlere inmek zorundasınız çünkü bakır, demir, altın gibi malzemelerle yapılıyorlar.

    bir de sosyalleşme/evlenme/çoluk çocuğa karışma olayları var. cinsiyet "sınırlaması" yok, gay ilişki seçeneği mevcut, oh yeah! insanlarla arkadaş olmak için her birinin karakterine göre hediyeler vermek ya da panoya astıkları görevleri yapmanız gerekiyor. sadece konuşarak arkadaş olunamıyor yani. kimi çiçek seviyor, kimi yabani meyve, kimi balık vesaire. kasabada 28 kişi yaşıyor ve her birinin bir işi, rutini var. kasaba bildiğin yaşıyor yani. dükkanlar sabah 9'da açılıyor, bazı günler kapalı oluyor(mesela market çarşamba günleri kapalı), akşam 5'te de kapatıyorlar. tam bir alman disiplini söz konusu, tuttuğum balıkları satmak için koştura koştura gidip tam 5'te kapısına vardığım balıkçı kapatmış oluyor mesela. artık iyice orada yaşıyormuşçasına kafayı sıyırdığım için balıkçıya "şunları al öyle kapat be abi" diyorum ama yok, 5'te kapanacak o dükkan. akşam 6'da bar açılıyor ve dükkanını kapatan direkt barın yolunu tutuyor. bazıları her akşam gidip aynı yere oturuyor, bazıları her akşam orada olmuyor. yaşıyor yani resmen kasaba. siz de orada yaşıyorsunuz bir yerden sonra. herkesi tanımaya başlıyorsunuz, mesela oyunun başında bir kere tanıştığınız birini bir daha bulmak zor oluyor çünkü hepsi çeşitli yerlerde takılıyorlar. kasabada sürekli kayboluyorsunuz ama bir süre sonra hem her yeri avucunuzun içi gibi bilir hale geliyor hem de insanların isimlerini ezberliyor ve aradığınız zaman şıp diye buluyorsunuz. tıpkı gerçek hayat gibi işte. evlilik ve çocuk olayını henüz göremedim, leah ile takılma aşamasındayım henüz, ehih.

    bir de festivaller var. her aya özel 2 ayrı festival oluyor. bütün kasaba toplanıyor ve çeşitli etkinlikler yapılıyor. bu festivaller de aşırı tatlı olmuş. yaz bitiminde görünen büyülü denizanaları, yumurta festivali, şehirden insanların geldiği ve ürettiklerinizi sergilediğiniz, mini oyunlar oynayıp token kazandığınız ayrı bir festival, kocaman bir çorba kazanına herkesin bir malzeme attığı ve sonunda belediye başkanının çorbayı tadıp güzel olup olmadığına karar verdiği ayrı bir festival. bu son festivalde cimrilik yaparak kötü ürünlerimden birini atmıştım çorbaya. çorbayı tadan adam yemyeşil oldu. muhtemelen benim yüzümdendi, utandım. kötü ürün demişken, şans faktörü ve çeşitli gübrelerle yıldızlı ürünler çıkarabiliyorsunuz. yani yetiştirdiğiniz patatesin hepsi aynı olmuyor. yıldızlı ürünler çok daha iyi fiyata satılıyor, daha iyi hediye oluyorlar vesaire.

    evet bahsetmediğim bir şey kaldı mı diye düşünüyorum ama... basit bir çiftçilik oyunu beklerken bu kadar geniş ve içine çeken bir oyun çıkması beni şaşırttı açıkçası. en son don't starve'ı bu kadar tutkuyla ve bağlılıkla oynamıştım sanırım, ki onun yeri zaten apayrı. siz de "şu işten, şehirden kurtulsam, bir balıkçı kasabasında yaşasam" hayalleri kuranlardansanız -ki kurmayan var mı bilmiyorum- ahan da oyununu yapmışlar işte. oynarken "keşke bana da dedemden bir çiftlik evi kalsaymış" demediğim an olmuyor açıkçası. şimdi biraz da tavsiye vereyim o zaman,

    - ürünleri sularken tek tek tıklamak yerine tuşu basılı tutarak sağa sola dönerseniz hem daha çabuk suluyorsunuz hem de daha az yoruluyorsunuz. en kısa sürede sulama şeysini geliştirin. 2000 altın ve 5 copper bar ile geliştiriliyor. bununla bir seferde 3 kareyi sulayabiliyorsunuz.

    - oyunda en çok kafa karıştıran şey hayvanların yemi. bunlar hay (saman) yiyor, etraftaki çimlerin kurutulmuş olanı. bunu kendiniz yapmak için silo(depo) yaptırmanız gerekiyor. depo yapılınca, orağınızla kestiğiniz çimenler samana dönüşüyor ve envanterinize değil, otomatik olarak siloya gidiyor, sonra hayvanların binasına aktarılıyor. binaya girdiğiniz zaman baca gibi olan yerde göreceksiniz samanları. onları alıp hayvanların yiyeceği yere koymanız gerekiyor. ama özellikle tavuklar çok fazla ve hızlı yediğinden saman yetişmiyor genelde bunlara. etraftaki çimenler de bitiyor ve yeniden çıkmaları zaman alıyor. o yüzden oyunun başında benim gibi etraftaki çimenleri hunharca kesmeyin. silo yapana kadar kalsınlar, silo yapınca kesin ki samana dönüşsün, hayvanınız olmasa bile orada depolanmış olur böylece. aksi takdirde, hiç saman ve çimen kalmamışsa, çiftliğinizin güneyindeki rancher hatundan tanesi 50 altına saman alabilirsiniz. veya marketten tanesi 100 altına grass starter alıp hayvanların takıldığı yere çimen ekebilirsiniz. direkt çimen de yiyorlar çünkü, ama 2-3 tane koyarsanız çimenler yayılmadan yiyip bitiriyorlar. en iyisi en az 10 tane alıp yanyana koymak, böylece yayılmadan bitmesi pek mümkün olmuyor. ama kış mevsiminde bütün çimenlerin kuruduğunu aklınızda tutun. depoda yeteri kadar saman birikmezse kendiniz satın almak zorunda kalıyorsunuz maalesef. bu arada ben hayvanların dışarı salınabildiğini bilmiyordum, tavuklarım(çilli ve bili bili) sürekli mutsuzdu(ee şehir insanıyız sonuçta işte). meğer onlar için ufak bir kapı varmış onu açık tutmak gerekiyormuş. etrafa çit yapıp, içeriye de bol bol çimen ekerseniz pek mutlu oluyorlar. bir de her gün sevin yavruları.

    - kasaba merkezindeki çöp kutularını her gün yoklayın. değerli şeyler çıkabiliyor.

    - sahilde yerde oynaşan kurtçuk gibi şeyler göreceksiniz. onlar sadece animasyon değil -ben öyle sanmıştım ne bileyim. hoe ile kazdığınız zaman kütüphanedeki kayıp kitaplardan biri çıkıyor.

    - oyunun başlarında bir türlü para kazanamıyorsanız 300 odun toplayıp sahilin doğusundaki köprüyü onarın. o tarafta birkaç günde bir mercan birikiyor. onları balıkçıya satarak kolay para kazanabiliyorsunuz.

    - bir an önce mayonez, turşu/reçel ve bal yapmaya bakın. işlenmiş ürünler ektiklerinizden çok daha iyi para getiriyor.

    - sonbahar gelince kasabadan tren geçmeye başlıyor. duyduğunuz anda tren yoluna giderseniz trenden değerli eşyalar düşüyor.

    - saate, hava durumuna ve mevsime göre tutabileceğiniz balık türleri değişiyor. sadece geceleri veya sadece yağmurda veya sadece nehirde tutabileceğiniz farklı balıklar var.

    - her sabah mutlaka televizyona bakın. fortune teller kısmında o gün şanslı olup olmayacağınızı söylüyor. eğer şanslıysanız madenden değerli taş bulma olasılığınız artıyor. aynı şekilde şanslıysanız blacksmith'e kırdırdığınız taşlardan da değerli şeyler çıkma olasılığı artıyor. ve tabii ki pahalı balık yakalama olasılığı da. living the land kısmında da çok değerli bilgiler veriliyor. "birkaç gün mercanlar kıyıya bol bol vuracak", "ormanlık alanlarda bilmem ne meyvesi çıktı, hadi git topla" gibi. hava durumuna da bir sonraki günün yağmurlu olup olmadığını öğrenmek için mutlaka bakın. yağmurlu günlerde ürünleri sulamakla zaman ve enerji kaybetmeyeceğiniz için direkt madene inmek rahat oluyor.

    - madenin 40. katından sonra hem yaratıklar zorlaşıyor hem de sıradan bir taşı bile normal kazmayla 3 vuruşta kırabiliyorsunuz ve enerji çok çabuk düşüyor. 40. kattan sonra ya blacksmith'te kazmayı geliştirin, ya da yanınıza bol bol enerji veren yemek alın. bu arada demir (iron) 40. kattan itibaren çıkıyor.

    - yeni bir mevsime girdiğinizde en uzun sürede olgunlaşacak olan en pahalı tohumlardan (kavun, bal kabağı gibi) alabildiğiniz kadar alın. olgunlaşması uzun sürüyor ama çok iyi paraya gidiyor. bazı tohumlar ise bir kere ekseniz de hasattan sonra tekrar ekmenize gerek kalmadan yetişmeye devam ediyor. patlıcan, biber gibi. bunlar ayrıca ucuz ve çabuk yetişiyor. bol bol ektiğiniz takdirde bunlardan da sık ve düzenli gelir elde ediyorsunuz. çiçekleri de millete hediye olarak vermek için 3-5 tane ekin derim.

    - arı kovanını çiçeklerin (kendi ektikleriniz değil, etrafta bulunan çiçekler) yanına koyduğunuz zaman farklı ballar çıkıyor.

    - balık tutma mini oyunu çok zor geliyorsa, mouse tuşuna hunharca tıklamak yerine sadece balık hareket ettikçe tıklayın. balık bu sefer aşağı inmeye başladıysa da tuşa basılı tutarak daha rahat kontrol edebilirsiniz. birkaç küfürlü denemeden ve daha iyi olan oltayı da satın aldıktan sonra tamamen alışacaksınız.

    şimdilik aklıma gelen ayrıntılar bunlar. bu arada oyun steam'de 24 tl.
  • oyun çok güzel ancak rpg maker ile hiçbir alakası yok. başlıktaki iki entry'de de neden ve neye dayanarak rpg maker ile yapıldığı söylenmiş anlamadım gitti. grafik tarzından dolayı herhalde ama bu tarz klasik rpg grafikleri olan her oyuna kafadan rpg maker ile yapılmıştır demek saçma. zaten rpg maker ile bu kadar gelişmiş özellikleri olan bir oyun yapmak pek mümkün değil.
  • su sıralar steam de en cok satılanlar lıstesınde en ust sırada bulunan oyun. gercekten eglenceli ve denenmesi sart.
  • isaac'den sonra oynadığım en eğlenceli ve bağımlılık yapıcı indie oyun.
  • hayday bağımlısı olarak steam'de iyi bir çiftçilik oyunu olmamasından yana şikayetçiydim. çok daha fazlası geldi. ilk indirimde atlıycam üzerine.

    edit: oyunu beğenenler biraz daha farklı bir tür olsa da secrets of grindea'yı da takibe almalılar.
  • böyle oyunları sevmezdim. yani içinde ne bi aksiyon ne bi hikaye var ve çiftlik simulasyonu diyebileceğimiz bir tür. ama işin içine bir rpg koymuşlar, 30'a yakın npc var, erkek ya da kadın farketmeden yürüyebiliyosun insanlara ve gizli bir yığın da cevher var ortaya çıkmayı bekleyen.

    stardew valley, türkiye'de henüz çoğu kişinin bilmediği bir oyun. steam'de en çok satanlar listesinde bir numarada olmasına rağmen bu durum böyle. son 2 gündür yaklaşık 30 saatimi ayırdım oyuna (bu aralar boştayım neyse ki) ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. tam bir çapkın edasıyla hem erkeklere hem de kadınlara yürüyorum oyunda. herkese mavi boncuk herkese balkabağı dağıtıyorum. sonra da atıma binip madenin yolunu tutuyorum. o rutubetli kıyafetlerin içindeki ter kokulu vücudumu arzulayan tam 6 npc var köyde. bir dediklerini iki etmiyorum, tüm günlük rutinlerini ezbere biliyorum. tam bir kasabaya gelip herkesi kendine hayran bırakan şehirli züppeyim. daha ilk yıl bitmedi oyunda. kış mevsimine yeni girdik. amacım ikinci yılın ortalarına doğru eğer mümkünse kasabayı bir orgy kasabasına dönüştürmek. zaten npc'lerden bazıları birbirine yürüyor, ben de onlara yürüdüğümden yola gelirler diye düşünüyorum. olm düşünsene okültist bir seks kasabası. öyle sivas'ın köyünde 60 erkek tek evde basıldı gibi değil ama. stardew valley çocukları lucifer'ın izinde gibi. alskdşjflşasdf
  • yüksek düzeyde bağımlılık yapan rpg.
    bulaşmayın.
  • 117 saat oynamışlığım ile millete ne kadar da işsiz olduğumu gösteren şükela oyun.
  • tavuk kralı olduğum oyun. yumurtaları mayoneze çevirip satıyorum.