şükela:  tümü | bugün
  • brad pitt'in son anda senaryodaki bazı noktaları bahane ederek kadrodan ayrıldığı filmdir. universal film şirketi pitt'i dava etme aşamasındadır. her türlü hazırlık tamamlanmış, çekime iki hafta kala kendince haklı sebeplerle filmi bırakmıştır. brad pitt'in ilk defa yaptığı bir şey değildir, zira darren aronofsky'nin the fountain filminde de aynı kıllığı yapmış, yönetmeni zor durumda bırakmıştır. ancak bana kalırsa iyi olmuş çünkü efendim hugh jackman filmde çok daha iyi durmuştur.
  • 2003 yapimi sahane bbc mini dizisi. bbc dizisi takipcileri icin all star gibi kadrosu var: life on mars'in basrolundeki eleman, hustle'in basrolundeki eleman, morrissey dizisinin morrissey'i, sonra bill nighy. 6 bolum, her bolum 85 dakika. bir milletvekilinin evlilik disi iliskide oldugu yardimcsinin oldurulmesi uzerine olayi arastiran muhabirlerin uc dort gunluk haberi olusturma oykusu. bas muhabirin milletvekilinin yakin arkadasi olmasi, sonra aldatilan karisiyla iliskiye girmesi bu arada cinayetin arkasinda tabi ki daha buyuk hesaplarin cikmasiyla ortalik karisiyor. muthis bbc atmosferi, bill nighy ve bas muhabir onde olmak uzere acayip oyunculuklar var. amerikada filme uyarlanacakmis; olurdu olmazdi diye tartismaya gerek yok. zaten olmayacagini biliyoruz da basrol milletvekili rolunde ben affleck kazmasini oynatmak ne oluyor? resmen bbc'ye hakaret..

    edit: yazmadan olmaz genç fırlama muhabir ve bill nighy'nin oğlu james mcavoy da süper.
  • ülkemizde 17 nisan 2009 tarihinde gösterime girecek olan 2009 amerikan yapımı sinema filmi. filmin yönetmeni kevin macdonald. süresi 118 dakika olan filmin konusu kısaca;

    --- spoiler ---

    cal mcaffrey (russell crowe), mali durumu çok iyi olmayan bir gazetede çalışan başarılı bir muhabirdir. bir gece esrarengiz bir cinayet işlenir ve bu hikayeyi takip etme görevi, fazla otoriter bir yönetici olan cameron lynne (helen mirren) tarafından cal mcaffrey’e verilir. stephen collins (ben affleck) ise hükümet adına savunma ihalelerini takip eden başarılı bir milletvekili, aynı zamanda kongre üyesidir. aynı günün sabahı kongre adına bir açık oturuma girmeden önce, savunma ihalelerinde araştırmacı olan sonia baker’ın (maria thayer) ölüm haberiyle sarsılır. bu ani gelişme üzerine stephen collins’in verdiği beklenmedik tepkiler, onun sonia baker ile bir ilişkisi olduğu yönünde dedikodulara sebep olur. stephen collins, cal mcaffrey ve stephen collins’in karısı anne collins (robin wright penn) üniversiteden beri çok fazla içli dışlı bir arkadaş grubudur. sonia baker cinayetinin takibi ise cal mcaffrey ile aynı gazetede çalışan genç ama gözü pek muhabir della frye’e (rachel mcadams) verilir. ancak zaman geçtikçe ve cinayetlere dair ipuçları bulunmaya başlandıkça ilginç bir gerçek ortaya çıkacaktır; cal mcaffrey’in araştırdığı cinayet davası ile sonia baker davası aynı noktada düğümlenmektedir. daha da ilginci ise, sonia baker davasının arkasında değeri milyon dolarları bulan akıl almaz oyunlar vardır. cal mcaffrey bu oyunları çözmeye çalışırken, mesleği, duyguları ve gerçekler arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

    --- spoiler ---

    (bkz: http://www.bidunyafilm.com/film_detay.aspx?id=6317)
  • olmamis bir film degil tabi ki, 2 saat ilgiyle oturduk izledik sinemada, russell crowe gayet iyiydi her zamanki gibi ama film tam oturmamis, bbc dizisini bilemiyorum ama 10 saatlik bir diziyi 2 saate her yonuyle sikistirmak istemisler gibi geldi, hem ozel iliskiler tam oturmamis o yonden zayif, biraz medyanin bugunku durumuna vs deginmek istemisler gibi geldi onu da yapamamislar, savunma sanayisinin ozellestirilmesi gibi onemli bir konuyu biraz deselim demisler ama cok yuzeysel kalmis...

    yine de keyifli bir iki saat gecirdik, allah razi olsun:)
  • (bkz: http://www.imdb.com/title/tt0473705/)

    çok başarılı değil. hatta gerilim vermeye çalışan müziklerine rağmen sıkıldığım yerler oldu. tv filmlerinin üzerinde ama gece yarısına doğru kanal d, show tv gibi aptal kanallarda yayınlanan ortalama veya ortalamanın biraz üstünde(tabi dublajla becerilmiş yine) hollywood filmleriyle bazen kafa dagıtmak zorunda kalıyorsanız vaktinizi harcayabilirsiniz. zira 1-2 düzgün oyuncu görüyoruz yine.

    not: ben derhal sildim. imdb puanı şu an yüksek ama sağlam düşecek. ya da ben yamulacağım.
    not2:russell crowe'ın kendini tekrar ettiği fikrine aynen katılıyorum. acayip bi şekilde body of lies'ı ve diğer bazı rollerini anımsattı.
  • görseli, oyuncusu, müziğiyle tam bir hollywood filmi ama öyle vasat değil. hikaye yine bildiğimiz tony gilroy senaryolarındaki gibi seyrediyor. nedir o seyir; genellikle büyük kurumları ya da şirketleri karşısına alan birey kendince adaleti arıyor, hikaye genelde bireyin küçüklüğü ile karşısına aldığı şeyin büyüklüğünün asimetrisinden şekilleniyor. bu erken dönem gilroy senaryolarından biri olan armegeddon'da da böyle, son dönem örneklerinden bourne'da da böyle; michael clayton ha keza. yeni bir gilroy senaryosu olan duplicity'e baktığımızda da benzer şekilde şirketler arası savaşın daha hafif, romantizm soslu versiyonunu görüyoruz. yine bu örneklerden yola çıkarak şunu diyebiliriz ki gilroy'un senaryoları genelde twistlere fazla bel bağlıyor, misal tam film biterken twist üstüne twistle baş döndürebiliyor.

    o yüzden state of play de bu anlamda pek şaşırtıcı değil, bahsettiğim noktalar yine mevcut. bu sefer adalet arayışında olan bir gazeteci, karşısına yine büyük adamları alıyor; eski ordu mensuplarını. bu anlamda filmin konu ettiği, savaşın getirdiği rantın boyutları ve amerika'da ordunun şirketleşip ekonomide oynadığı rolün mahiyeti önemli. gazete, skandal dedik, burada akla all the president's men ya da the insider gelebilir, ama state of play deneyimli ama geri kafalı, çaylak (blogger olması ilginç olmuş) ama hevesli gazeteci klişe ikilisine oynayarak zaten çapını da belli eder gibi oluyor. russell crowe'un ezber oyunculuğu ve hikayede az da olsa (olmazsa olmaz) hissettirilen romantik hava, seksüel gerilim; türün örneklerine oldukça benzer. yine de kevin macdonald'ın hakkını yememek lazım, filmin anlatımı sağlam. misal açılış sahnesinde çocuğun oraya buraya çarparak kaçması seyirciyi gererken neredeyse çaba harcamadan onu yakalayan düşmanının niteliği iyi vurgulanmış, daha bu sahneden anlıyoruz ki bazı insanların boyunu aşacak düşmanları olacak. sonra buluşma sahneleri var, hepsi yüksek binaların dibinde gerçekleşiyor ve bu da filmin hikayesi adına önemli bir görsel tercih, özetle yönetmenin işi bildiği aşikar.

    toparlayayım; film çok üst düzey değil ama yine de vasat bir hollywood filmi olarak görmemek lazım. helen mirren bile izlemek için iyi bir neden olabilir ki ona kadar birkaç tane daha sayarsın.
  • konusu bakımından klişe sayılabilecek fakat kurgusu fena olmayan filmdir. ayrıca finali yüzünüzde tebessüm bırakan, merakla izlettiren bir özelliği de vardır.
  • --- spoiler ---

    filmde asıl ele alınması gereken pointcorp* denen şirketin yaptıkları olması gerekirken ve ilk yarısı itibariyle böyle bir hava yaratılmışken olay boka sarmakta ve vekilin aşk hikayesine, oradan da kişisel hırslara falan girilmekte. genel olarak izlenilebilir buldum ben. hikaye akıcı, oyunculuklar biraz sıradan ama fena değil.

    yanılmıyorsam al pacino'yla russell crowe'un oynadığı sigara şirketlerinin döndürdüğü dolaplar üzerine bir film vardı. ben ona benzettim bayaa. bu sefer russell gazeteci rolündeydi. şimdi düşündüm de neredeyse kopya bir kurgu var diğer filmle. işinizin gücünüzün olmadığı bir pazar akşamı izlemenizi tavsiye ederim.

    --- spoiler ---
  • russell crowe'un şişmanlıktan patlamak üzere olduğu zaman, çektiği film.

    ayrıca;
    (bkz: dolma parmak sendromu)
  • alışılmışın aksine russell crowe u birinden kaçarken görebileceğiniz filmdir. bilindiği üzere normal şartlarda kavgadan, dövüşten kendini sakınmayan russell crowe bu filmde oynadığı karakter bir gazeteci olduğundan olsa gerek güce başvurmuyor.
    filmden bahsedersek rahatlıkla güzel denebilir; russell crowe için izlenebilir.