şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: oksimoron)
  • 2004 yilinda tekrar basilan cd sinde
    parca sirasi soyledir ;

    1.in the arms of waltzing frauleins
    2.refugee
    3.vopos
    4.cloak and dagger man
    5.stationary traveller
    6.west berlin
    7.fingertips
    8.missing
    9.after words
    10.long goodbyes
    11.pressure points (extended mix)

    albumde ki muzisyenler soyledir ;

    andy latimer: 12 strings, acoustic, classic and electric guitars, flute, bass, piano, ppg, juno 60, yamaha cs-60, drumulator, pan pipes, vocals
    paul burgess: drums
    ton scherpenzeel: yamaha cs-80, grand piano, ppg, prophet, accordion, juno 60
    hyden bendall: ppg voices, fairlight
    david paton: bass, fretless bass
    chris rainbow: vocals
    mel collins: saxophone

    albumu cok begenmem ama enstrumantal olan stationary traveller tam bir saheserdir.
    pan flut ile bir girisi vardir ki dillere destan.zamfir i aratmayan bu intro camel in gucunu de ortaya koyar.

    (bkz: sozlerini de yazamayim tam olsun)
  • hayatımda dinlediğim en vurucu, akıcı, sürükleyici melodilere sahip, armoni deyince aklıma ilk gelen mükemmel camel albümü. özellikle giriş parçası olan pressure points arka arkaya dinleme rekoru kırdırabilecek bir parçadır. çoğu progressive müzik albümü gibi, parça parça ayırmadan, sırayla, bütün halinde dinlenmesi gereken bir albümdür stationary traveller.

    ayrıca eksi sozluk e bir daha gelinse alinacak nickler sıralamamda en önde gelir.
  • insanı intihara sevkedebilecek derecede bir melodiye sahip enstrumaltal duygusal solo.
    (bkz: gavur yapiyoo aabi)
  • yıkılmış bir şehirde dolaşıyormuş hissi veren camel şaheseri.
  • altın çağlarındaki avrupanın ikinci dünya savaşından kalma izlere sahip fransız sokaklarında dolaşmak gibi bir şey olsa bu şarkı. has camel'dır.
  • bastığı her notaya yüreğini ,böbreğini, dalağını bağışlayan andrew latimer şöleni.
  • çoook uzun zaman önce, başım serin, ayaklarım sıcakken, dudaklarımda deniz tuzu, güneşten rengi açılmış saçlarımın arasında rüzgar varken, kumsalda walkman'imle tekrar tekrar dinlemiş olduğum, insanı başka bir yere, başka bir zamana anında taşıyabilen albüm.

    o zamanlar birbirinden güzel şarkılarının duygularını deneyimlememiş olacak kadar gençtim, şimdiyse bir şarap gibi olgunlaştılar benim için. artık o şarabı yapan üzümlerin bağının bile ne aşamalardan geçtiği hakkında yorum yapmaya izin veriyorum kendime.

    stationary traveller, güneşli günlerimin gölgeli ve hüzünlü vahasıydı; şimdiyse dudaklarımda buruk, yine de hoşnut bir gülümsemeyle içimi ısıtan bir kış güneşi.
  • annemle beraber taze fasulye kılçığı ayıklarken dahi beynimin içinde çalabilen parça.

    not: bezelye kabuğu ayıklarken de çalabiliyormuş.
    not 2: reçellik çilek ayıklarken de.
  • kulaklıkla dinlenecek parçadır veya otomobilde dinleyin ama kesinlikle sadece şarkıyı dinleyin çevrenizde gürültü olmasın.