şükela:  tümü | bugün
  • bu sendroma adını veren olay 1973 yılında stockholm'deki başarısız bir soygun girişimi sonucu ortaya cıkmıştır. kreditbanken isimli bir bankayı soymaya kalkan soyguncular kuşatılınca bankada bulunan 4 kişiyi rehin almışlar ve altı gün boyunca direnmişlerdir. altı günü sonunda polis operasyonu sırasında rehineler kurtarılmaya aktif olarak direnmişlerdir. daha sonra ise soyguncular aleyhine tanıklık etmeyede yanaşmamışlardır hatta para toplayıp savunmalarına yardımcı olmuşlardır. bu olaydan sonra psikolojide benzer rehine-rehinci olaylarındaki yakınlaşmaları tanımlamak için kulanılan bir deyim haline gelmiştir.
  • nice cüneyt arkın, emel sayın, kadir inanır, tarık akan ve gülşen bubikoğlu filmlerinde farkında olmadan işlenmiş olan sendrom.
  • kaçıran, rehin alan "kopuğa" aşık olma durumu, hatta aşık olmakla kalmayıp verme, köpeği olma hadisesi (bkz: world is not enough), (bkz: durduk yere bilgi sahibi olmak).
  • peki diyelim bankayi bastilar, ben de orada bahamalardan yazlik almak icin krediyle filan ugrasiyorum, butun hayallerim suya dusuyor. sonra hiyarin teki kahramanlik yapip gizlice polisi ariyor, bunlar kacamiyorlar, yuzgoz bicimde beklesmeye basliyoruz. o arada adamlarin outsourcing yuzunden isten cikarildiklarini, savas gazisi olmalarina ragmen sigorta alamadiklarini, ayakkabi alacak paralari olmadigindan cocuklarinin uc aydir ciplak ayakla 10 km karda yuruyup okullarina gittiklerini falan ogreniyoruz. empati kurup, sempati besleyip, kacmaya karsi apati * gosteriyoruz. bu da mi stockholm sendromu? adami dinleyip aklima yatan bir karar veriyorum, destekliyorum, sendrom mu bu, hastalik mi? allahsizlar. insafsizlar.
  • güce tapmaktan ziyade rehinenin kendisini rehin alan kişiyle birarada bulunduğu zaman dilimi içinde o kişinin duygularını anlamaya başlaması, zamanla o kişiye sempati duyması -yani rehin alan kişinin duygularını hissetmesi onunla aynı duyguları yaşaması- neticesinde ortaya çıkan ruh hali. rehine ile rehin alan arasında yaşanan etkileşimin ürünüdür.

    mazoşistlik değildir kesinlikle. mazoşizmde acı çekmekten zevk almak vardır, stockholm sendromunda ise rehin alınmaktan hoşlanmaktan çok rehinenin o eylemi niçin gerçekleştirdiğini, belki ihtiyaçlarını farketmek, duygu ve düşüncelerini kavrayıp paylaşmak, bir bakıma ona hak vermek vardır. mesela; hırsızlık suçtur. ahlaki açıdan bakıldığında da durum değişmez. ancak kişinin parası olmadığından, biran önce ilaç tedavisine başlanmazsa yaşamını yitirecek olan hasta yatağındaki eşi için ilaç çaldığını düşünün. yaptığı iş suçtur. ancak ahlaksızlıktır diyebilir miyiz?

    konuyla ilgili bir çok film ve kitap yayınlandı. ben durumun daha net anlaşılabilmesi için turgut özakman'ın yazdığı "duvarların ötesi" adlı tiyatro oyununun izlenmesini tavsiye eder, satırlarıma son vermeden önce büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin yanaklarından öper, yaşıtlarımla tokalaşırım.
  • kısaca kaçırılanın kaçıranına aşık olma halidir. briseis'in achilles'le olan iliskisi de bir nevi stockholm sendromudur.
  • eğer olmasaydı, türkiye’deki kadınların en az yarısının intihar edeceğini düşündüğüm bir çeşit savunma mekanizması.

    kadın tanımadığı adamın biriyle evlendirilmiş, ailesinde uzak köyün birinde tarlada çalışıp ev geçindiriyor, gelip evde gene iş gene ırgatlık, çoluk çocuk büyütmeye çalışıyor, sürekli aşağılanıyor, bunlardan biri eksik olunca da dayak diyor. hayatta sadece kendine ait olan, yediği dayaktan başka bir şeyi yok.

    adam 6 gün bankada rehin kalmışsa kalmış, bir de gelsin buraya, alalım kendilerini şöyle dağ başındaki tek göz gecekonduya üç bebe, bir hödük ve hödüğün ailesiyle beraber de görsün o zaman göbüşbaşı köyü kuşuçmaz mezrası sendromunu.
  • acilen isminin değişmesi gereken hastalık. türkiye sendromu, ankara sendromu, melih gökçek sendromu vs bunlardan biri olabilir.
  • aslinda hemen her uzun ve mutlu ozel ili$kide gorulen sendromdur.
    ozel ili$kilerde de hatlarini cizmekte zorlansaniz da, az veya cok, ya da bazen konu ba$liklari e$leri arasinda payla$ilmi$ olmak uzere "baskici" ve "baski altinda olan" taraflari vardir. ili$ki uzun ve derinse, evlilige gidiyorsa, ya da zaten bilfiil evliliklse taraflar ili$kiye "kafalari rahat" devam etmek isterler.
    i$te burada kurtarici olan stockholm sendromudur. daha dogrusu bu hep vardi, adini stockholm sendromu koydular.
    bir ili$kiyi kar$inizdakinin yanli$larini kenara yaza yaza, ama bunlari sallamaya sallamaya goturemezsiniz. dolayisi ile kar$inizdaki sanki hic yanli$ yapmiyormu$ gibi bir mekanizmaya kendinizi inandirip defteri bo$ tutmak zorundasiniz... bu aslinda "boyun egmeye", "alttan almaya" mazeret bulmaktan ba$ka i$ degildir.
    baski altina alinan, uymaya zorlanan burada baskicinin konudan baglantisiz artilarini konu ile "ilintilendirir". bu ayaklari kokuyor ama cok guzel elleri var demek degildir. cunku bu katlanmaktir ve surdurulemez. ayaklari kokuyor ama elinden geldigince yikamaya cali$iyor derseniz, bunu her zaman ve her konuda yaparsaniz stockholm sendromu cali$iyordur... mutlu olursunuz ama... bu $ehirden korkmamak mi lazim ne?