şükela:  tümü | bugün
  • ing. üflenti
  • (bkz: esrarkeş)
  • feci kafa yapan uyusturuculara da denir
  • (bkz: stoner rock)
  • gerçek ismimin soner olması, tarlabaşı el sanatları cigara sarma bölümünü baş müptezel ünvanı ile 1. bitirmem bir rastlantı değildir.

    ilk öpücükde aşkı bilmemde ilk dumanda aşka inanırım aga.
  • 50 yıl önce yazılmış ancak geçtiğimiz yıl patlama yaparak ingiltere'de en çok okunan kitap haline gelmiş john williams kitabı. bir akademisyenin hayal kırıklıklarıyla dolu yaşamı üzerineymiş. akademisyenlerin okuması gereken bir eser deniyor.

    http://www.theguardian.com/…-williams-julian-barnes
  • daha çok usa'de esrar kullanımı sonrası olduğu söylenen uyuşukluk halini* hayat felsefesi haline dönüştüren insanlar için kullanılan tabir.
  • çok güzeldi. heyecanla, hayranlıkla okudum. sade diyebileceğimiz bir yaşamın içinde sürüklendim, duygulandım, kızdım hatta öfkelendim, sevdim. yüz sayfa devirmeden karşılaştığım tüm roman kişileriyle bir duygudaşlık hissettim. en çok da dave masters'ı özledim.

    koca bir hayat okudum, acı dolu, eksik bir hayat; daha önce karşılaşmadığım bir roman kişisi okudum: stoner zaman zaman kuvvetli bir adam zaman zaman da acıklı bir çaresizliğe düşmüş zavallı bir adamdı. kendi hayatının üzerinde bilinçli bir etkisizliği vardı, her şey onun yanından geçiyordu sanki. arzu ettiği şeylere (dostluk, aşk, evlilik, öğretmek) dair büyük bir çaba sarf etmediği için belki de, hep yarım bir tatmin duygusuyla yaşadı.

    stoner'ı çok sevdim. onun hayatına şahit olmak, hissettiklerini görmek benim için harika bir deneyimdi.

    sıradan bir üniversite hocasının hayatını heyecanla okumamı sağlayan tabi ki yazar john williams. tüm roman kişilerini öyle ince işlemiş ki onları yanı başınızda hissetmemeniz olanaksız. tüm roman boyunca her sayfada ışıl ışıl parlayan dil, okuduklarınızın etkisini katbekat arttırıyor. dilin büyüleyici olduğu anların yanında çok isabetli oluşu da etkiliyor: yazar büyük bir yaşam tecrübesi ve duygu olgunluğu içinde, roman kişilerinin hissiyatlarını süslü laflara girmeden etkileyici bir biçimde aktarıyor. böyle cümlelerde bir an durup düşünüyorsunuz: "evet, bu ancak böyle söylenebilirdi."

    çevirisi öyle güzel ki su gibi akıp gidiyor cümleler. yetkin bir çevirmenin ellerinden çıktığı her cümlede anlaşılıyor. özlem güçlü'nün zihni dert bulmasın. tüm kitap boyunca bir elin parmaklarını geçmeyen harf hatalarını saymazsam düzeltinin de çok iyi yapıldığını söyleyebilirim. kitaba emek verenlerin ellerine sağlık.
  • sıradan, gerçekten sıradan bir adamı, bir profesörü konu alan ama polisiye roman kadar heyecanla okunan john williams klasiği. beş üstünden beş. karakterler mükemmel yaratılmış, yazılmış. bir günde 180 sayfa okuyup romanı bitiriverdim ve çok sevdim. son derece etkileyici, duygulandırıcı olduğu kadar bazı karakterleriyle sinirleri de bozan, dolayısıyla satırları hızla okutan bir eser. williams döktürmüş resmen. ne yazık ki 1965'te basıldığında pek beğenilmemiş ve okunmamış. ancak 2000'lerde tekrar keşfedildiğinde ünlenebilmiş ve hemen klasikleşmiş. bizde 2013'te basıldı. bu arada bu kadar konuşulan bir romanın filminin çekilmemesi imkansızdı. çekilecek. joe wright filmi yönetecek, casey affleck stoner'ı oynayacak. romanın hakkı verilirse ortaya kaliteli bir film çıkabilir, gişede gümlemez ve olumlu eleştiriler alırsa casey affleck'e 2. oscar adaylığını getirebilir. ama bu muhabbetler için erken. kim bilir ne zaman çekilecek film. döneyim romana.

    spoiler

    stoner çok tanıdık bir karakter. görüp beğendiği ama karakterini bilmediği bir kadınla evlendikten sonra yanlış bir evlilik yaptığını üzülerek fark eden, hayatın akışını değiştirmek için pek kasmayan, mücadele azmi çok olmayan, hayatın akışına kendisini bırakmış, aşkı geç keşfedip mücadelesizlik yüzünden kaybeden, tüm eksiklerine rağmen sevdiğimiz bir karakter. stoner, edith'i görür görmez ona aşık oluyor ama evlendikten sonra edith'in tuhaf karakterine (seks sırasında tecavüze uğruyormuş izlenimini vermesi, kocasına tahammül etmemesi, kendisini odasına kapatıp saatlerce nedensizce ağlaması, ev işlerini, kızının bakımını stoner'a bırakması) tanık olunca hata yaptığını fark ediyor ama mesela ondan ayrılmıyor. stoner eşinin tüm şirretliklerine rağmen ondan ayrılmıyor. evi çekip çeviriyor, kızını büyütüyor, memur hayatına devam ediyor. sonra aşık oluyor, genç bir kıza hem de. ama dekan yüzünden ondan ayrılmak zorunda kalıyor.

    stoner ara ara güçlü olsa da genelde mücadele edemeyen bir karakter. eşi edith kızını kendisinden kopardığında kızı için mücadele etmiyor, ki kızı bu yüzden genç yaşta hamile kalıyor, sonra alkolik oluyor. 40'larında aşkı ilk kez gerçek anlamda tattıktan sonra çok sevmesine rağmen sevdiği kadınla ilişkisini koparıyor, kadın için mücadele edemiyor. aynı şekilde kendisine takmış dekana yer yer haddini bildiriyor ama onunla da tam anlamıyla mücadele edemeyip bir öğrenci konusunda ona yeniliyor. stoner gençliğinden beri öyle birisi. hayatın akışına kendisini bırakan, o akışı değiştirmeye ara ara çalışıp sonra yorulup usanıp bundan bıkan bir karakter. çok tanıdık. stoner'ı sevmemek, onun eksiklerle dolu hayatından etkilenmemek zor. etkilemesinin nedeni de zaten bu eksiklikler. williams koca bir hayatı anlatıyor. karakterin yanlış evliliği, kızıyla ilişkisi, eşi ve sevgilisiyle ilişkileri, profesörlüğü, kendisini işine adamışlığı, dekanla mücadelesi, savaşla ilgili görüşleri (dünya savaşları), pişmanlıkları, ezikliği, güçlü tarafları, mücadelesizliği ve mücadeleye karar verişi... kısacası williams, stoner'ın her şeyini anlatıyor.

    ama öyle bir anlatıyor ki 200 sayfa bir günde okunabiliyor. mesela edith'le evlendikten sonraki anlar epey sürükleyici. ya da kötü karakterli sakat bir öğrencinin tezini reddettikten sonra öğrencinin danışmanıyla ortaya çıkan savaş da çok sürükleyiciydi. williams koca bir hayatı anlatırken abartıya kaçmıyor, klişelere fazla rağbet etmiyor, süslü cümlelere yer vermiyor. klişeden kasıt: istiyoruz ki stoner kitabın bir yerinde çıkıp düşmanına haddini bildirse, savaşı kazansa, bokstaki gibi defalarca yediği yumruklara rağmen ayağa kalkıp karşısındakini yense. ama öyle olmuyor, bu hollywood klişesi kullanılmıyor. stoner dekan yüzünden kötü sınıflarda ders veriyor, kötü bir ders programı oluyor yıllarca, gene dekan yüzünden öğrencilerle arası açılıyor, dekan yüzünden sevgilisinden ayrılıyor. mücadeleyi kazanamıyor. kitabın ilginç karakteri edith'i ise fazla tanıyamıyoruz. aslında yazar onu çokça anlatıyor ama karakterinin neden bu şekilde olduğunu açıklamıyor: neden kocasıyla yatmak istemiyor, neden kocasını fazlalık olarak görüyor ve onunla aynı çatı altında yaşamak istemiyor, neden kocasıyla kızının ilişkisini bozuyor? öğrenemiyoruz ama edith de kitabın sinir bozucu karakterlerinden.

    velhasıl enfes bir roman. defalarca kez okunabilecek kalitede.

    spoiler
  • (bkz: müptezel)