şükela:  tümü | bugün
  • killik yapayim mi? yapayim ulen: filmin bir noktasinda psikopat katil union station'a gidelim diye taksiye biner. daha sonra arka koltuktaki halini goruruz, arkaplanda washington monument, capitol hill falan vardir. yani eleman dc'den guneye dogru, virginiaya gitmektedir, union station ters yondedir. aslinda her sey ters yondedir, virginia'da hicbirsey yoktur; hele o zamanlar tamamen dutluktu oralar.

    [hay bin kunduz, imdb'ye baktim bunu da yazmislar, ben de 55 senedir bir ben gormusum, bir ben zekiymisim cevikmisim ahlakliymisim gibi sevinmistim]

    lunaparktaki "tunnel of love" sahnesi benim favorim. katilin golgesi ondekilerin golgesine dogru yavas yavas yaklasir, bir canavar gibi onlarin ustune coker, cigliklar duyulur.

    tenis sahnesinin basi da super. herkesin kafasi saga sola giderken ortada bizim eleman, dumduz bakiyor. gerim gerim gerdi beni, nasil bir karakterse. yalniz tenis macinin kendisi bayagi komik. bircok karede devamlilik yok; varmis gibi editing yapmislar ama bambaska cekimler onlar. bir de bir tenis macinda sayilarin yarisi smacla olmaz, amma diktiler havaya, cani sikilan topu sisiriyor.

    iki adam arasindaki homoseksuel tansiyon da gerilime gerilim katiyor, tendonlarimi teker teker attiriyor. bizim guzel oglan cekingen, kararsiz filan, digeri aleni, obsesif, guleryuzlu ama istedigini almazsa romayi yakar. yakiyor da kismen. mutlu sonla bitmiyor film zira, adamin psikolojisi bozuk kaliyor.

    meshur lunapark sahnesinin komik olmasi ayip mi kacar bilmem ama koltuktan dustum resmen. dakikalarca stres yasadik, dedim bu ihtiyar surune surune gidip colugu cocugu kurtaracak, kahraman olacak. bekle bekle, herif agir agir surunurken tepede olum kalim savasi var, bebeler agliyor. bizimki en sonunda kalkti zart diye durdurdu atli karincayi, butun mekanizma karadelige donusup kendi ustune coktu, herkes oldu. durdurmak icin bomba atsalar ayni sey, cocuklar da onceden disari atlayip kol bacak kirarak kurtulurlardi.

    marstaki cicegi koklayabilme fikrini pek bir sevdim, simdilik dunyanin obur ucu da yeterli.
  • sinema tarihinin en ilham verici filmlerinden biri (bizzat aldım). harika bir hikaye üzerinden hitchcock'un sihirli numaraları ve robert walker'ın tekinsiz psikopat kompozisyonuyla unutulmaz sahneler içerir.

    bu sahneler içinden biri vardır ki, ben daha ötesini görmedim. hitchcock'un sinema dehasını seyircinin zihnine şaaak diye mühürlediği bu sahne şöyledir:

    bruno* cinayeti işledikten sonra guy*'ın evinin oraya gider. guy tam eve girecekken, karşı binanın demir parmaklıklı büyük bahçe kapısının arkasından onu çağırır. parmaklıkların arkasından cinayeti nasıl işlediğini ona anlatır. guy deliye döner, polise gideceğini söyler. ancak bruno polise giderse guy'ı cinayete azmettirici olarak suçuna ortak etmekle tehdit eder. sokağın başından polis arabasının sireni duyulur ve guy da bruno'nun yanına, kapının parmaklıklarının arkasına geçmek zorunda kalır...

    vay beee!

    malesef robert walker çekimlerden 8 ay sonra ilaçlara verdiği alerjik reaksiyonlar sonucu hayatını kaybetmiştir.
  • "kâtil ile maktûl arasında hiç bir bağlantı yoksa cinayet çözülemez" anafikrine dayalı film.
  • --- spoiler ---

    çocukluk hatıralarımızın masum lunapark eğlencesi atlı karıncadan bir ölüm makinesi yaratmayı başarmış hitchcock filmi.

    --- spoiler ---
  • mr. hitchcock'un bu sefer de trene elinde bi kontrbas ile binen adam olarak cameo yaptigi film.
  • sadece bruno karakteri için bile izlenebilir. nevrotik halleri bakışları çok iyiydi.

    --- spoiler ---

    lunaparka ilk gittiğinde ona şaka yapan küçük çocuğun balonunu patlatması, tenis maçında herkesin kafası bir o yana bir bu yana dönerken onun sabit bakması, babasının yatağından çıkması, annesinin tablosuna attığı o kahkaha bunlara örnek.

    --- spoiler ---
  • cinayetleri değiş tokuş etmek gibi çok zekice bir fikirden* yola çıkılarak çekilmiş güzel ve ilginç bir alfred hitchcock filmi. kariyerinin en başarılı ve takdir edilen döneminin hemen öncesinde yapılmıştır. ana konu olarak gördüğüm en etkileyici ve farklı fikirlerden birini kullanmış olsa da, işleniş olarak hitchcock'un o alıştığımız kalitesinin biraz altındadır. film buna rağmen güzeldir ama böyle iyi bir başlangıç noktası daha iyi değerlendirilebilirdi diye düşünüyorum. hitchcock bu filmi 5-10 sene sonra çekseydi gerçek bir şaheser olabilirdi.
  • danny de vito ve billy cyristal'ın oynadığı throw momma from the train filminde danny de vito'nun sinemada izleyip gaza gelmesine ve olayların gelişmesine sebep olan film.
    filmde anlatılan çapraz cinayet fikri dahice. hitchcock amcamız yine gerilimi yüksek sahneler yaratmış. bir insan bir çakmak ve mazgaldan gerilim yaratabilir mi, eğer hitchcoksa evet. robert walker'un oyunculuğu ve yarattığı psikopat karakter unutulmaz. robert walker'ın filmden sonra ölmesi büyük talihsizlik. böyle bir oıyuncuyu daha fazla filmde görmek güzel olurdu.
  • hitchcock'un abd döneminin en iyi, en dolu, altmetin okutma düzeyi en yüksek, freudyen okumalara tümüyle açık, sembolizasyonu neredeyse her sahnesinde kullanan ilk 5 filminden biridir. sadece plakçı sahnesindeki plağın daire şeklinin guy'ın kısırdöngüye dönen boşanma olayının sembolü olması, bruno'nun cinayetten sonra guy'la demir parmaklıklar arkasında bir hapis gibi konuşurken guy'ın da suçta payının olduğunu hissedip aynı parmaklıkların arkasına geçmesi ve suçluluk psikolojisinin simgeselleştirilmesi, lunaparkta aşk tünelinden geçerken bruno'nun gölgesinin guy'ın karısının gölgesinin üstüne düşerek cinselliği çağrıştırması gibi örnekler bile yeterli. kaldı ki daha bunlar gibi bir dolu örnek var filmde. oğlunun cinayet işlemesine bile aldırmayacak kadar onu sahiplenen bir anneye tam anlamıyla sahip olabilmek için babasını öldür(t)meyi hayal eden oedipus kompleksinden muzdarip karakteri yaratabilmek ve işlemek de bambaşka bir senaryo başarısıdır. bu filmin senaryosu sinema tarihinin en iyi 100 senaryosundan birisidir kısaca.

    bir de guy'ın bruno'nun kompartımanından çıkarken elinde duran kitabın arka kapağında güzel bir sürpriz var. keşfetmek isteyen sahneyi izlesin.
  • "the night was a time for bestial affinities, for drawing closer to oneself."
    (patricia highsmith, strangers on a train - 1950)
hesabın var mı? giriş yap