şükela:  tümü | bugün
  • sam peckinpah'ın şiddettin yanında hatta belki de ondan daha çok erkekliği sorguladığı filmidir. meshur tecavüz sahnesinde amy'nin zevk aldığını müthiş bir görsellikle anlatması tecavüz imgesinin oldukça problemli bir temsilidir ve feministler tarafından sonuna kadar eleştirilmiştir, eleştirilecektir. bu temsille birlikte filmin sonunda amy'nin kendisine saldıran niles'i saf dışı bırakması için kocasından önce tecavüzcüsü charlie'yi çağırması filmin erkek şiddetinin (erkekliğin güçlü kuvvetli döven hırpalayan yanının) tek gerçek olduğunu resmettiğinin bir kanıtıdır. zira amy kocasının erkekliğine güvenmemektedir, ondan daha iri ve maço olan charlie ise, daha önce ona tecavüz ederek kanıtladığı gibi, onu kurtarabilecek güçtedir. peckinpah erkeklik anlayışını filmin şiddet dozu yüksek son kırk dakikasındaki zeki çevik ve mcgayver triplerindeki david'den ziyade amy üzerinden anlatmıştır. ayrıca kadını kendini koruyamayan, zorluklara baş etmek için hep erkeği öne süren ve etraftaki erkekleri kılık kıyafet ve tavrıyla hep baştan çıkarmaya çalışan model olarak resmetmiştir.öyle ki amy'nin tasviri femme fataleleri aratmaz.
    filmde tecavüzü önceleyen öyle sahneler vardır ki tecavüz sahnesini ve o sahnede amy'nin zevk alışını haklı çıkarmaya yöneliktir resmen. ve resmen dişi köpek kuyruk sallamasa erkek köpek arkasından gitmez disturundadır film. böyle düşününce de filmin ismi bendenize çok ironik gelmektedir.

    kesinlikle kadın düşmanı olmakla birlikte film, erkekliğin de sadece şiddete yönelik ve şiddetle kendini kanıtlayan bir olgu olduğunu bol bol vurgular. sonuçta bir cinsin tarafını tutamazsınız, çünkü film iki cinsin de nasıl aşağılık olabileceğini gösterir, hassiktir diyip kalırsınız. üzerine tez yazılabilecek bir filmdir, belki birileri yapmıştır, bilemem.
  • her ne kadar yönetmen sam peckinpah "bu filmi şiddetin ne kadar feci birşey olduğunu göstermek için çektim" gibi politically correct bir tavır takınmayı tercih ettiyse de aslında filmin şiddete bakışı hiç de öyle masum sayılmaz, hatta denilebilir ki film adeta şiddeti kutsamaktadır. filmde şiddet, kendi kendine yabancılaşmış kentsoylu özne'nin kendi kendisinin üstesinden gelmesini sağlayarak onu bir anlamda "özgürleştiren" bir araç olarak sunulur adeta, (bu noktada fight club'daki "bir kavgada bulunmadan nasıl kendin hakkında fikir sahibi olabilirsin?" cümlesini de hatırlayabiliriz.) zaten filmin son sahnesinde dustin hoffman'ın canlandırdığı karakterin yüzünde oluşan hoşnut gülümseme, tam da şiddet deneyiminin ona kazandırdığı bu arınmışlık ve bilgelikten duyduğu hazzın ifadesi gibidir.
  • efendim ne yazık ki filmin türk yapımı yeniden çevriminde (araklamasında) banu alkan ve ferdi özbeğen oynamaktadır. özbeğen filmde bir matematikçi değil bir piyanisttir, müzik adamıdır. bau alkan'ın "sevi$meyecek miyiz tatli$kom" kabilinden repliklerine "ama ama beste yapıyorum güzelim" diye kar$ılık verip bakkal defterine benzeyen bi deftere a b h j c gibi notlar alır beste yapar gibi gibi... filmin ismi kadınca'dır. 1984 yapımıdır.
  • yine bir 1971 yapımı a clockwork orange ve 1997 yapımı funny games gibi bir başyapıttır. ancak kanımca film genelinde müzik kullanımı başarısızdır. ayrıca bu 3 filmde de haneye tecavüz edenlerin (bazen hepsinin bazen bir kısmının) estetik bir ekleme kullanmaları ilginçtir.
    straw dogs: turuncu takma burun
    a clockwork orange: takma kirpik
    funny games: beyaz eldivenler
  • dustin hoffman ufak tefek ama zeki ve kişilikli bir adamdır. olayların çığırından çıktığı anlarda bile soğukkanlılığını kaybetmez. üstelik olay karısından veya başka bişeyden değil, dustin hoffman'ın kendisine sığınan henry niles'ı onlara teslim etmeyi reddetmesi üzerine patlar. adamlar bile bu katı prensibe şaşırır. ve onlara teslim etmemek uğruna korkunç şiddet başlar. dustin hoffman'ın içinde birikmiş öfke, zeka ve soğukkanlılıkla birleşince adamların işini bitirir. peckinpah erkek öle diil böyle olunur demek istemiştir sanki. en son evden çıkarken karısına bir soğuk biçimde "bişeyin var mı?" diye sorup evden çıkması ise filmin en önemli anlarından biridir. karısını da defterden silmiştir.
  • --- dikkat spoiler içeren kısımlar mevcuttur ---

    insan davranışlarının özünde hayvani güdüler bulunduğunu ima eden etkileyici bir filmdir. bunu daha güçlü şekilde ifade etmek için bazı işaretlerin kullanıldığı fikrine kapılırsınız ister istemez. ev burada kilit bir önemdedir. şöminenin üzerinde asılı olan kapan da yabani hayvanları yakalamakta kullanılan bir alet olarak önemli bir semboldür.

    şöyle ki:

    öncelikle filmdeki ev bir mülk değil başkasının girmesine izin verilmeyen, sahibi tarafından işaretli olması gereken bir alandır. tecavüzcüler kadına saldırmadan önce eve izinsiz girip öldürdükleri kediyi yatak odasındaki dolabın içine koyarlar. bu, amy'nin de söylediği gibi 'evin istediğimiz her yerine girebiriliz, bizim için izin alınması gereken bir yer yok' anlamına gelir. `dustin hoffman'ın oynadığı karakterin filmin sonunda evine sığınan o meczubu dışarıdakilere vermek istememesinin nedeni evrensel adalet fikrine göre davranma endişesi falan değildir, daha çok bu hareketin hakimiyet alanını yok edeceğinin farkında olmasıdır. başka şekilde söyleyelim: kendi bölgesini işaretleyen ve yeri geldiğinde bunu korumak için ölümüne savaşan bir hayvanın davranışıdır bu. bir bilgin ve içgüdüleriyle değil de zihniyle hareket eden matematikçi de bunu farketmiştir.

    şöminenin üzerinde asılı olan kapanın bu açıdan filmde önemli bir yeri olduğunu düşünmek yanlış olmaz. yabani hayvanları dışarıda tutmak mümkün olmadığında, bir yolunu bulup eve girdiklerinde kapan bir yakalama aracı olarak da kullanılır.

    kaba şiddet ve cahillik dünyasında özünde bir zihin adamı olan ve bu yüzden de biraz sarsak, biraz tuhaf ve beceriksiz duran matematikçinin durumu bir açıdan ironiktir. filmde adamın bir dönüşümünden bahsedilecekse eğer, bu pısırık bir adamın beklenmedik bir anda parlaması ve kendinden beklenmeyecek bir kahramanlığa soyunmasının hikayesi değildir. daha çok bu içgüdüsel hayvani dünyanın kurallarını nihayetinde anlaması ve ona uygun hareket etme kararını almasından söz edilmelidir. karısı onu defalarca uyarmış olsa da, bunu tam olarak anlayamaz, ama son noktada içgüdülerin başka tür işaretlerle işleyen dünyasını görmezden gelemez artık. ancak gördüğünde de ortada artık bir ev ve korunacak bir eş de kalmamıştır. filmin sonunda karanlık gecenin içinde meczupla birlikte arabanın içinde yol alırken artık evinin olmadığını söyler.

    filmin kadın - erkek ilişkisine bakışı da buna paraleldir. kadın ile erkeğin birlikteliğine dair kolayca itiraf edilemeyecek derin ve güçlü imaları vardır. öyle ki yüzeysel bir feminist eleştiri ile bu dip dünyayı inkar etmek dürüstçe olmaz.

    --- dikkat spoiler içeren kısımlar mevcuttur ---
  • irreversible filmindekinden çok daha farklı bir tecavüz olayına sahne olan film.

    tecavüz sayılamayacak başlangıç şartları, karşılıklı bir isteyiş (hatta tutkulu bir isteme bu), şiddetten uzak, zorlamanın olmadığı hatta sonradan olaya dahil olan üçüncü şahıs-erkek- olmasa kesinlikle sinema tarihinin en tutkulu sevişme sahneleri arasına girebilecek ve tecavüzün mantığı/gerekleri açısından kesinlikle tecavüz sayılmayacak bir sevişme söz konusu iken izleyicinin algısıyla oynanarak, izleyicinin olayı tecavüz olarak addetmesi ve nitelemesi sağlanarak tecavüz'ün başka bir yönüne dikkat çekilmek isenmektedir.

    evliliğin tüm gereklerini yerine getiren, saf, iyilik timsali, karısının mutluluğu için elinden geleni yapan örnek bir koca söz konusu iken (ki bu durum tecavüz sahnesi boyunca izleyicinin gözüne gözüne sokulmuş, sahne boyunca kamera tecavüz olayı kadar hatta daha fazla bir süre, kırsalda en saf ve bihaber haliyle kuş avındaki kocaya odaklanmıştır), izleyici taraf olarak kadının hafif şiddet içerikli (ki ölçüsünde değilse bile, abartılacak bir şiddetten bahsetmiyoruz burada), ama bir o kadar da tutkulu ve istekli sevişmesini tecavüz yorumu yapmaktan çok iyi eşi aldatan kötü kadının alalade tutkulu bir sevişmesi, oynaşması olarak izlerken ve kafasında kadına acımadan ziyade "allah senin belasını versin kadın, o kocaya bu yapılır mıydı?" fikirleri uçuşurken bir anda bu fikirleri altüst ederek, o ana kadar oluşturulan algıyı yerle bir ederek, adeta izleyiciyi dumura uğratarak, sevişmenin sonunda silahlı erkek de olaya dahil edilerek gerçek tecavüz sahnesine geçilmiştir.

    bu geçişle birlikte sevişme tecavüze, aldatma kendini masumiyete, iyi koca ise yerini eşini korumaktan aciz bir eziğe bırakmıştır. bu itibarla bakıldığında yani izleyiciyinin algılarını bir kaç dakikada alaşağı edişi, tecavüzün hafızada edinilmiş değer yargılarından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini bir anda izleyicinin yüzüne vurmasıyla straw dogs kendini irreversible filminden ayırır. irreversible'da olduğu gibi "tecavüz kötüdür ve şiddet ürünü olan tecavüz sonrasında şiddeti de beraberinde getirir" gerçeğiyle birlikte straw dogs ayrıca toplumun tecavüze tecavüz deme şartlarının tanımını ve bu şartların ikiyüzlülüğünü de ortaya koymaktadır. filmi başarılı ve diğer tecavüz konulu filmlerden ayıran özelliği de budur kanaatimce.
  • cnbce'nin tecavüz sahnesini tamamen kestiği film. benim bilgisayar başında olduğum tam bu sırada babaannemin televizyonun önünden geçiyor olması ve filmin bu kesilmiş kısmına rastlayıp, "güzel film, çok güzel bir film" diyerek oturup izlemeye başlaması enteresandır. ilk defa sansür işe yaradı ve ailevi bir felaketten kurtulduk.

    bir başka babaanneli film macerası için, (bkz: #10803961)
  • özellikle kadın başrol oyuncu susan george'un tecavüz sahnesindeki performansı ve bu sahnedeki yakın plan, ağır çekim, iç bakışlarla ve bir şekilde, her sahnesinde, kişiler ve olaylar hakkında tam ortada durarak kararı seyirciye bırakan, çoğu karakter için iyi-kötü ve yaptıkları için yanlış-doğru değerlendirmelerini yapmak zorunluluğunun da izleyiciyi derin sıkıntılara ve gerginliklere soktuğu nefis film.
  • bu filmin kesinlikle turkiyede gecen bir anadolu versiyonunun cekilmesi gerektigi kanaatindeyim.
    dramatize edilmis yasam oykuleriyle kalbimizde taht kurmus insanlarin topraklarinda,aslinda "cehalet+kirsal gerekler" sentezinin insanoglunu ne denli vahsi bir kivama getirebildiginin daha basarili bir gostergesi olamaz heralde.