şükela:  tümü | bugün
  • philadelphia filiminin soundtrackinde de bulunan bruce springsteen sarkisi.
  • hic bi numara olmayan streetler.
    oyle it kopuk kendi kendine konusan zenci dilenci dolu.
  • ing. philadelphia sokaklari. gecenin karanliginda son derece tehlikeli oldugu varsayilan, bir cok sehir efsanesinin gerceklesebilecegi, insani iskillendiren mekanlar.
  • her dinleyi$imde nasil oldugunu anlamadigim ama gözlerimi dolduran bruce springsteen $arkisi....philadelphia da mukemmel bir filmdi zaten...tom hanks bir filmde oynamaya gorsun!!!
  • bruce springsteenin en iyi film müziği kategorisinde oscar aldığı,süper şarkı.
  • bu sarkinin piyasaya cikmasindan sonra, bir amerikan gazetesinde soyle bir yorum yayimlanir "bruce springsteen aday olsa kesinlikle baskan secilir."
  • philadelphia filminin girisinde sehirden enstantaneler esliginde çalmasindan midir bilinmez; ilk duydugum zamandan beri, her dinleyisimde ve aklima gelisinde, bana sokaga çikip sehri kesfetme istegi uyandiran sarkidir. bir filmle özdeslesebilmis nadir sarkilardan birisidir.
  • introsu ben harper in like a king adlı parcasıyla neredeyse aynıdır.

    (bkz: introsu ayni olan parcalar)
  • orhan atasoy'un gemiler klibini her izleyisimde aklima gelen sarki.
  • tükenmememizin eşiğindeki her günün sabahında dinlenmesi gereken bir bruce springsteen şarkısı..

    tom hanks yine çıkıyor karşımıza,artık bizi fazla şaşırtmıyor izlediklerimizden sonra; aslında izlediklerimizin ( cast-away,forest gump, terminal, green mile) öncesinde olan bir film(1992 yapımı),
    hollywood biraz kilo vereceksin diyor başlangıçta karşımızda zayıf bir yeni yetme var sanki....

    filme başka platformlarda devam edecez anlaşılan;ama şimdi sebebi ziyaretimizi noktalayacak aşikar yorumları sunalım küçük kupleler halinde:

    springsteen aslında işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi bilen bir adamdır, aslında bir sanatçının ( bir yazarın, yönetmenin, aktörün , bestekarın ) bir eser yaratmada ilk durağı kendi benliğinde yaratılan imgelerdir, onun imgeleri de tıpkı diğerlerinde olduğu gibi en yakını olanlar tarafından yaratılmış sayılabilir ( bir forma sokmak herzaman sanatçıya kalır ). hastalığın dehşetini hissetmesi için kalbinin bir parçasını sunduğu dostunun bu illetten tatması yetmiştir.. dostu sanatında yaratıcımızın yerini alır.. acıyı yaratıcının sözlerinden dinleriz... nedense gerçekten de ateşi hissettiren, ölümün tüm karanlığını, dinleyeni phila'nın arka sokaklarında dolaştıran (bkz: mekanı aşmak) atmosferine yutturmayı başarmış...
    insan arkadaki fonu 'dinleyerek görürken' herzaman o sokakta birkaç lambanın aslında münevver için amansız bir savaş verdiğini hissediyor ama... göz yaşları yatağına uzanmış, donuk şekilde bulunduğu ortamı süzen dinleyenin ensesinde kavuşuyor tıpkı dostun ( dosttanda öte bir konuma geçmiş olduğu bu örnekte
    sanatçı 2. bir gündeme daha değiniyor aslında..(bkz: eşcinsellik) toprağa kavuşması gibi... geldiği yere..

    bu adam sanat yapıyor, sanatı toplumu yansıtıyor en derin 2 çukurunda...
    birazda sözlerde kaybedelim kendimizi diyoruz:

    hırpalanmış ve incinmişim ne hissettiğimi söyleyemiyorum
    kendime karşı şuursuzum
    aynadaki yansıma benim gerçek suratıma sahip değil... ( kendisine olan nefretini kusuyor.. )
    kardeşim, beni tükenmeye mi bırakacaksın phila'nın sokaklarında? ( lanetini paylaşacağını biliyor... )
    caddede yürüdüm, bacaklarım taş kesene kadar, kaybolan ve giden arkadaşlarımın seslerini duydum.. damarlarımdaki ( cüzzamın en modern versiyonunda; dostların en çok yüz üstü bıraktığı durumu resmeden başka bir parça...)
    kanı duydum, siyah ( renksiz-umutsuz-karanlık ) yağmur gibi bana birşeyler fısıldıyor phila'nın sokaklarında... ( fiziksel durumuyla hissiyatı karıştırıyor şaşılacak şekilde... )

    hiçbir melek beni selamlamayacak ( işlediğim günahlar beni çağaracak ), sadece sen ve ben dostum ( biz lanetliler )
    kıyafetlerim bana uymuyor artık, 1000 mil şu deriden kurtulmak için ( hastalığı ruhsal yorgunluktan bedensel çöküntüye taşıyan bir diğer nokta.. )
    gece çöküyor, gün gidiyor kendimi kayboluyor hissediyorum.. ( artık eridiğimi hissediyorum (bkz: hissin bilgiden öteye) )
    beni sadık öpücüğünle uyandır, birbirimizi böyle yalnız bırakacakmıyız phila'nın sokaklarında? ( bir kardeş, bir dost aynı zamanda bir sevgili nasıl mı? : karşı cins(doğal ve bir hayli basite indirgenmiş tanımda)= kendi cinsinle yapabileceklerine birde 'sevişme aksiyomu'nu ekle ; eşcinsellik(toplum kriterlerine göre bir tanım): verilen karşı cins tanımını bir hayli karmaşık hale getirme durumu ( sadece biraz aksiyomları karıştırma.. )

    bir iki alıntı yapmak sadece 'bu adamın yaptığı sanatı' biraz göstermek isteyerek devam ediyorum:

    filmden ve olaylardan tamamen habersizdim aslında ilk dinlediğim de filmi seyretmemiş olsam da sadece bir radyo programında phila'nın soundtrack'i olduğunu duymam zaten kafamda eskiden beri var olan olan phila resmine sıçratılan bir renk tomarı oldu, bu düşünceleri şekillendiren ( phila'nın kapağında son derece sıska tom hanks bir sandalye üzerinde çizgili bir kazakla oturmaktadır.. )
    izlemek ise aslında zaten var olan duyguları biraz yoğurdu sadece

    aids,hıv, bizimkilerinde deyimiyle 'atın tahıl uğruna ölümü' hangi adla anarsınız anın... bu laneti tanımlıyor işte.. belki yetmiyor ama en azından bir çığlık atıyor phila'nın tüm karanlığından, santa monica'nın tüm parlak ışıklarına; arizona'nın tüm yakıcılığından, california 'nın tüm serinliğine kadar uzanan bu illetin içinde kaybolan bir çığlık belki de... partnerinin dudaklarında eriyen bu illetin neden olduğu..