şükela:  tümü | bugün
  • werner herzog'un 1977 yılında çektiği film.
    alkol sorunu nedeniyle girdiği hapisten çıkan bruno'nun yeni bir hayata başlamaya çalışması anlatılır. bruno, amacını gerçekleştirmek için güzelim berlin'i bırakıp komşusu scheitz ve eva'yla birlikte amerika'ya gider. gittiğine bin pişman olur.
    filmin sonunda, tavuklar dans edip piyano çalar. herzog yine yapacağını yapmıştır.
  • ian curtis'in intihar etmeden hemen önce bu filmi izlediği rivayet edilir. hatta 24 hour party people'da curtis'in intihar sahnesinde, arka planda bu filmin sonundaki tavukların şovunu görürüz. intiharlık bir film falan değildir, sadece denk gelmiştir elbette.
  • intiharlık bir film değildir şüphesiz ama anlaşılır bir intihar mektubu gibidir.

    --- spoiler ---
    bruno dibe vurduğunda hayatta kendisini dinleyen 2-3 kişiden biri olan bir doktor ona erken doğan ve ölümle pençeleşen bebeklerin hayata tutunma çabalarını gösterir. bebek doktorun parmaklarıyla yükselirken sımsıkı tutmakta ve bırakmamaktadır. bruno da yaşama sıkı sıkı tutunur ve amerika'da yeni bir hayata başlar fakat intihar etmeden önce son görecekleri, parayla dans eden ve piyano çalan tavuklar olacaktır. bruno s'in çarpıcı yaşamı ve amerikan kabusunun dehşet bir karışımını sunar film.

    her ne kadar amerikan rüyasını yerin dibine sokan bir film olarak anılsa da aslında herzog'un filmde çizdiği berlin çok daha tehlikeli ve yaşanmaz bir yerdir. daha çok kapitalist toplumların son derece karamsar bir eleştirisi olarak kabul edebiliriz.
    --- spoiler ---
  • amerikan rüyası üzerine bir çok film çekilmiştir bugüne kadar da bu film kadar soğuk, karamsar olanını görmedim diyebilirim. hem anlatılan ya da eleştirilen sadece bu rüya değil, yanında bonusu bruno s'in kabustan uyanma çabası da var. sadece bruno bile işin içine amerika girmeden de etkileyici, sıkıntılı.

    filmde hatırlanacak bir çok sahne var kuşkusuz ama aklıma bruno'nun sevgilisinin fahişelik yapmaya karar verdiğinde uğradığı ilk mekan olarak türklerin yanına gelmesini hatırladıkça gülmeden edemem. özellikle o sahnelerdeki türkçe diyaloglar (kısa da olsa) oldukça başarılı ve bizim hiç bir şekilde yabancı olmadığımız sırf o bölümden bile ayrı bir film çekilir.

    filmin sonunda hissettirilen o duygunun ise tarifi zordur. ancak şu var ki son sahnede tavuk dansının yarattığı etki sinemadır, o görüntülerle o etkiyi ancak sinemayla verebilirsiniz. başka hiç bir şeyle olmaz. herzog yapmıştır.
  • güzel de bir afişi olan realizmin dibine vurmuş werner herzog filmi. herzog'un izlediğim ilk filmi olmasından ötürü bu filmin yeri benim için daha bir farklıdır. bruno'nun bütün olumsuzluklara rağmen ya hayata tutunması fakat sonunda emeline ulaşamaması farklı bir tarzda seyirciye sunulmuş.
    özellikle nuri bilge ceylan takipçilerinin kaçırmaması gereken bir film.
  • werner herzog'un iyi yanının farkına varabilmek için izlenebilecek filmi değildir. çok iyidir, severim ama herzog'a başlamak için;

    (bkz: aguirre)
  • nice memleket meselesinden mühim bir memleketsizlik meselesi. ah bruno, haymatlos olabilseydin de başına bunlar gelmeseydi.

    es lebe bruno s.!
  • almanya'da sosyal imkanlar sağlam olduğundan maddi açıdan dibe vursan da açıkta kalmazsın ve karnın doyar ama amerikada maddi açıdan dibe vurursan ölmekten başka çaren yoktur.

    kısacası ; "al sana ameriakan rüyası" diyen filmdir.
  • ian curtis'i bir kez daha sevme sebebi gibidir intihar etmeden önce bu filmi izlemesi. ki amerikan rüyasına söven bu filmi sabahına amerika turnesi için yola çıkacakken izleyip intihar etmiştir.
    şüphesiz ki ian curtis'ten alınacak nice mesajlar mevcuttur diyip de susayım.