şükela:  tümü | bugün
  • yunan ordusu dagilmis vaziyette kacarken yaktiklari koyler hakkinda defalarca cesitli diyaloglara yer verilmisken, yuzbinlerce kisinin hayatini birkac gun icinde kokunden degistiren koskoca izmir yanginina uc satir yer vermis tarihsel roman.

    40-50 haneli koyun yanmasi goz yasartiyor ama imparatorlugumuzun ikinci en onemli sehrinin yarisindan cogunun yanip, 250 bin kisinin kaybolmasi koymadi sanirim. bari biz yakmadik filan diye estirseydin 2-3 sayfa; ermeni olaylarini da zaten birkac ingiliz subayinin "hic kanit bulamadik" anektoduyla baglamadin mi iki satirda.

    eh, satis rekorlari kiran, 40 yillik arastirmanin eseri olan (ama kurtulus savasimizin emperyalizme karsi verilip kazanilan ilk savas olmadigini ogrenmek icin en az 45 yil lazimdi, sanirim o konuya daha gelmemis yazar) 750 sayfalik bir tarihsel romanin 3 satirina da canimiz feda tabii ki. tarihte yakilmis tum sehirlerin kulleri, yerlerinden olmus tum insanlarin gozyaslari toplansa, boyle bir destanin bir satirini ancak doldururlar. ama ankara ege arasindaki nufusu 50'den buyuk herhangi bir yerlesim birimimizin cektigi cileler sayfalara sigmaz, bu da boyle biline.

    ote yandan "tarihselimsi roman" da pazarlama acisindan kotu dururdu, anlayisla karsilamak lazim, kapitalizmin cani ciksin.

    not: belki saka sananlar vardir ama ben ayan beyan bok atiyorum. bu iftiralarim icin ciaden 100 bin amerikan dolari, fransizlardan bir mahzen dolusu sarap, orhan pamuktan gelecekte kazanacagi tum nobel odullerinin kic taraflarini, zaman gazetesinden de iki nusha kolay namaz hocasi aldim. allah izin verirse icinde ankaranin da oldugu yeni bir kurt devleti kurup, basina neoconlarin gudumunde bir halife getirecegiz, gap sulama alanlarini da avrupa birligi topragi yapacagiz ki bir ihtimal kapitulasyonlari kaldirmis olmamizi affederler. tabii butun bu icraatlara, yahudi lobisinin de yardimiyla, anitkabiri ermeni soykirimi aniti yapmakla baslayacagiz. tekbiiirrrr..
  • heyecanli gencler yine bok atmak mok atmak diyecekler ama ben sagduyululara hitap edeyim:

    40 yillik bir arastirmanin urunu diye tanitilan bu kitabin arka kapagina bakiniz, "emperyalizme karsi verilmis ve kazanilmis ilk kurtulus savasi" diye kalin puntolarla yapilmis bir yanlis gozunuze carpacak.

    neden yanlis birazdan anlatacagim ama daha once soyleyeyim, kitabi bitirmedim, henuz 300. sayfadayim (yurtdisinda oldugum icin gec elime gecti kitap). bitirince oturup buraya esasli bir elestiri yazariz, begendigimiz begenmedigimiz noktalari dile getiririz. yanliz bu ilk 300 sayfada iyice bariz olan bir gercek var ki, yazar emperyalizmden ne zaman bahsetse, istisnasiz bicimde klise dolu bir agizla konusturuyor karakterlerini ve bu kelime, bir kufurun yerini doldurmaktan oteye gecemiyor.

    1. dunya savasi sonrasinda gecen tarihsel bir romandan, emperyalizmin tanimi, tarihi, bolgedeki uygulamalari, vs hakkinda en azindan bir paragraf dolusu doyurucu bir bilgi beklemek hakkimiz [sozlukte gordugum en kapsamli yazi (bkz: emperyalizm/@spincrus)] ama bunun yerine resmen ilkokul seviyesinde sloganlarla yetinmek zorunda kaliyoruz. neden-sonuc yok, kotu bir hollywood filminin karakter idealizasyonu hakim butun kitap boyunca, yani kotu olduklari icin kotu olan emperyalistler ve mazlumlar. bu format "adi ingilizler ve onlarin kiralik katilleri yunanlilar" gibi daha dramatik benzetmelerle korunuyor ilerleyen bolumlerde de. taraflari bu kadar yuzeysel kaliplara oturtmak suretiyle sablon karakter yaratmakla roman olmaz, tarihsel roman hic olmaz. hele hele yorumlardan goruldugu uzere, yazarinin uyarisina ragmen buna tarih kitabi muamelesi yapmak hic mi hic olmaz.

    bu koca kavram, ingiliz ve fransiz denizasiri somurge imparatorluklarindan veya isgalcileri tanimlayacak bir kufurden ibaret degildir. sonucta emperyalizm ayri bir sey, kolonizasyon ayri, exploitation yani somuru, ayri seylerdir. bizim dilimizde hepsi somurgecilik olarak yerlesmis ama afrikanin kolonizasyonuyla amerika kitasinin kolonizasyonu somurgecilik cercevesinden bakildiginda bambaskadirlar. hatta bu kavramlarin farkini anlamak acisindan amerikanin kolonizasyonuna bakarsak, emperyalist bir kuvvet olan fransizlarin icraatlarini tanimlarken, dogru duzgun kolonizasyona gidememis olmalarindan oturu sistematik somuruden ziyade uluslararasi ticaret demenin cok daha isabetli olacagini goruruz. neyse, bunlara uzaktan yakindan deginilmemis tabii kitapta, populist bir agizla hepsi karman corman birbirine girmis.

    emperyalizm, wikipediadaki tanimi kadar genis de tutulabilir ( policy of extending control or authority over foreign entities as a means of acquisition and/or maintenance of empires, either through direct territorial conquest or through indirect methods of exerting control on the politics and/or economy of other countries. the term is often used to describe the policy of a country in maintaining colonies and dominance over distant lands, regardless of whether the country calls itself an empire ), leninin 1916da yazdigi emperyalizm, highest state of capitalism makalesindeki gibi tarihin belli bir donemine de refere edebilir ve marksist goruse gore bunu kapitalizmle ozlestirebilir. (leninle marksin bu konudaki gorus farkliliklari konumuzla ilgisiz)

    ilki kadar genis tutarsak, tarihte emperyalizme karsi verilip kazanilmis ilk kurtulus savasi diye bir kavram anlamini yitirir. emperyalizmi, uzak diyarlardaki somurgelerle ozdeslestirsek dahi bir yere varamayiz cunku bu tip imperial yapilanmalar, tarih sahnesinde, 1. dunya savasindan da, ingiliz imparatorlugundan da, kapitalizmden de, liberalizmin ingilterede dogmasindan da once yer almislardir. demek ki birileri bizden cok daha once basarili kurtulus savaslari vermisler bu zihniyete karsi. tabii burada aklimiza gelmesi gereken ilk orneklerden biri, balkan devletlerinin milliyetcilik akimlarini ruzgariyla isyan etmeleri ve osmanli imparatorlugunun boyundurugundan kurtulmalaridir. bizim icin isyan olan bu hareket, bulgaristanin, yunanistanin bagimsizlik savasidir ve osmanli imparatorlugu pekala emperyalisttir bu tanima gore (1826 miydi tarih?)

    kitabin arka kapagindaki bu iddia aslen oylesine yanlistir ki, emperyalizmin anlami iyice daraltip sadece 19.yy ingiliz imparatorlugu baglaminda degerlendirsek dahi, bu uydurma unvan bizden once, pek de ironik bir sekilde emperyalizm denince bugun ilk akla gelen ulke olan amerika birlesik devletlerinindir. koloniler birlesmis, emperyalist bir hukumete karsi savasmislar, basarili olup bagimsizliklarini kazanmislardir. evet, orasi elalemin topragidir ama bu tanima uyduklari gercegini degistirmez, elmayla armut karismasin. kaldi ki bu bakis acisiyla her toprak elalemin topragidir, kac yildan sonra bir toprakta isgalci konumundan cikar da oranin halki konumuna gecilir, boyle bir sihirli sayi varsa haberimiz olsun.

    (kendi kendine gelen edit: amerikanin kendisi de daha sonra emperyalist politikalar gutmustur; spanish american war diye aratiniz. ve ne gariptir ki ilk anti emperyalist olusum da (bildigim kadariyla) yine amerika icinde, bu politikalara karsi olanlar tarafindan meydana getirilmistir. evet bakmaya karar veren icin tarih ironi doludur)

    eminim baska ornekler de vardir bu iddiayi yalanlayan ama bu kadar yeter. sonucta bu bir cumlelik hata vesilesiyle kitabin, drama unsuru olsun diye idealize edilmis dusman karakteri yaratmak ugruna, emperyalizmi tanitmaya ve aciklamaya gereken onemi vermemesini elestirmis olduk. bu kitaba tarih kitabi muamelesi yapmak, kestirme yoldan onca yil okumamis olmayi telafi edemez; hele ki uluslararasi tarihten ve politikadan bahsediyorsak. zaten bir sonraki elestirimi de, ingilizlerin savas motivasyonu hakkindaki yanlis bilgilendirmesi (baslangic bolumundeki aciklama ve roman icerisinde lord curzon ile lloyd george'un agizlarindan aktarilanlar) hakkinda yapacagim. ipucu olarak http://en.wikipedia.org/wiki/the_great_game

    edit: selviboylumalyazmalimin uyarisiyla anladik ki, 1804'de haiti ornegi de varmis. fransizlara karsi verdikleri on yil suren mucadele sonucu ilk bagimsiz siyahlardan olusan ulke oluyorlar.
  • [not: meksika dizisi seklinde entrylerdir, pilot bolumu buradadir (bkz: #9635910), bir onceki bolumu ise (bkz: #9638170). bir ustteki entrye insan numarayla bkz verir mi, verir]

    hazir bu muslumanlara ilham kaynagi olma hadisesinden bahsetmisken, konuyla ilgili verilmis, kitabin ilk dipnotuna bakalim. bakiyoruz, herhangi bir kaynak gosterilmeden arap isyani hakkinda aciklamalar yapilmis (referanssiz bu tip notlar genelde kitaplarin sonunda degil, ayni sayfanin altinda verilir ufak fontla okuyucuya kolaylik olmasi acisindan) bahsettigimiz edebiyatin bir baska tezahuru burada da mevcut:

    “mekke serifi huseyin bile ingilizlere karsi silaha sarilacagina, osmanli kuvvetlerini arkadan vurmayi tercih edecek….osmanlilarin ummet doneminin sona erdigini anlamalari icin birinci dunya savasinin bu aci ve ibret verici sahnelerini yasamalari gerekmisti. bilgili ve akilli olanlar bunu bir daha unutmayacaklardi”

    vay vay vay. sadece araplarin turkleri arkadan bicaklamalarina deginilmemis, ustune simdiye de gonderme yapilarak, “araplara guven olmaz” havasi verilmis. dahili harici bedbahtlar (edit: bedhah) hususu.

    yine kisa bir arastirma gosterecek ki, mekke serifi huseyin, genelde osmanliya sadik kalmisti. bolge, yuzyillardir osmanlinin cogu vilayeti gibi yari-otonom birsekilde yonetilirken, artan turkculuk ve merkeziyetcilikle, huseyin dogal olarak killanmaya basladi. ornegin, bu hain araplar edebiyatini yapanlar hic bahsetmezler, 20.yy’in basinda imparatorlugumuzda arap ve turk nufusu esitken (yuzde 40’ar), 150 turk mebusa karsi 60 arap vardi. huseyin, elbette bagdat demiryolundan da, cemal pasanin suriyedeki arap derneklerini (ittihat ve terakki benzer milliyetci dernekler) dagitmasindan da hosnut degildi. onun amaci, guclu donanmasiyla ve kahire ussuyle etkisini hissetiren ingiltereyle, genc turkleri birbirine karsi dengelemekti.

    nufusunun buyuk cogunlugu zaten, gayrimuslimleri, osmanli yonetimine tercih etmiyordu (fransiz ve ingilizlerin yerel istihbarati, mudahalenin bir ozgurluk getirme operasyonu * olarak boyanabilmesi icin bilerek bu bilgileri carpitmislar ve baskentlerindeki yoneticilerini yaniltmislardi, herkes birbirini sikiyor masallah) arap elitler ise bagimsizlik isteyenlerle, osmanli icinde nufuslarina uygun bir soz hakki elde etmekle yetinecekler arasinda bolunmustu ama onlar arasinda da “eger illa biri tarafindan yonetileceksek bu muslumanlar olsun” diyenler cogunluktaydi.

    fakat insanin bagliliklariyla, gerceklere uyum saglamak baska seyler. hem ingilizlerin sana gomdugu onca parayi goreceksin, hem milliyetciligin artik osmanli yapisini degistirdigine ve yonetimin turkcu politikalari arttirdigina sahit olacaksin, hem osmanlinin savastan yenik ayrilacagi kuvvetli bir ihtimal olacak, hem de yuz senedir ingiliz ve fransiz etkisinin arap dunyasina yavas yavas yayildigini ve merkez yonetimin bunu durdurmaya gucunun yetmedigini, hatta bir asirdir yonetmedigi, vergi toplamadigi, guvenligini saglayamadigi vilayetleri haritasinda gosterdigini goreceksin… ve yaptigin hainlik olacak. ustelik bu butun arap halkina maledilecek alttan alta. yapma, hayrettin yapma.
  • [dizinin basi icin (bkz: #9635910), bir onceki bolumu ise (bkz: #9639549)]

    [not: bu entrylerin kotulenmesi son derece normal. hatta bunun beklentisi icinde bu kitabi elestirmenin zorlugu hakkinda ayriyeten bir entry yazmistim, ironik bicimde bir iki dakika icinde zamaninin otesine gitmisti. simdi karmasi marmasi onemli olsa baska konularda yazardik elbette (ya da bu konuda baska sekilde yazardik), asil diyecegim, fikirlerin zayif yanlari varsa bir zahmet bildirin kimseyi isirmiyoruz, yemiyoruz; yok bildigin refleksif oylamalarsa bunlar (hani milli hassasiyetler gibi), aferin, insallah secme/secilme hakkinizi da bu bilincle kullaniyorsunuzdur]

    yine bu arap isyani konusunda, turgut ozakmanin bahsetmeye gerek gormedigi onemsiz bir ayrinti, iki taraftan da koparabildigini koparmaya calisan huseyin’in, ajanlari araciligiyla genc turklerin kendisini yakin zamanda (en gec savas bitince) gorevden alip sureceklerini ogrenmesiydi. bu bizim acimizdan feci bir stratejik hata cunku ne kadar oyalanabilirse oyalansin, huseyinin sonunda sececegi rota belirlenmis oluyor.

    [bu ikilemin iraktaki karsiligini anlamak icin iki yuz sayfalik kisa bir kitap olan 2005 basimi understanding iraq i okuyabilirsiniz, yazari william polk]

    butun bunlarin efendi gibi anlatilmamasinin nedeni basit, ortaya kurbanin biz oldugu bir yunan trajedisi cikarmak. kitap bu imaji istikrarli bicimde besliyor ve mazlum edebiyatimizin kosetaslarindan biri olan o araplarin turkleri arkadan bicaklamalari sacmaligini dahi ciddi bicimde dipnotlarla, diyaloglarla ve bu sozde tarih kismiyla hafif hafif isliyor.

    oyle ki, huseyinin isi nasil yokusa surup ingilizlerden en sonunda gonderemeyeceklerini bile bile asker istemeye kadar gittigini, milyonlarca sterlin yatirimdan sonra ilk buyuk isyanda sadece 2000 atlinin cikageldigini, bu kadar parayi carcur eden kahire gorevlilerinin londranin gozunu boyayabilmek icin nasil bir propaganda kampanyasi baslatip araplarin katkilarini resmi raporlarinda bilerek abarttiklarini turgut ozakman'dan duyamiyoruz. arabistanli lawrencein, filminden de once kendi efsanesini kendi yarattigini, aylarca araplar arasinda kaldiktan sonra bir gun ansizin colden tek basina bedevi kiyafetleriyle cikageldiginde milletin nasil afalladigini, kayitlarda gecen bir cok icraatinin tamamiyla kendi tanikligina dayandigini onun gibilerden ogrenemiyoruz. butun bunlari ozetleyen arap façade terimi nereden ortaya cikmis, kim cikarmis merak edilmesine gerek gormuyorlar. cunku o zaman is yunan trajedisi olmaktan cikar, gercek tarihe doner.

    e bunlar da, kendi milliyetcilik akimini ove ove bitiremezken, ayni dusuncelerin araplarda yesermesini ve bu ugurda gerekli cikar iliskileri kurulmasini arkadan vurmak olarak betimleyen anlayisin cifte standardiyla olacak is degil tabii. ayni cifte standart, kendi kurtulus savasini ilk kurtulus savasi olarak gorebilmek icin, yuz sene evvel balkan devletlerinin asirlar sonra bagimsizliklarina kavusmalarina da isyan deyip geciyor yahut bunlarin yeni planlarini kucumsuyor "olcusuz genisleme istegi" gibi kaliplarla.

    turgut bey herhalde butun bunlari ince ince planlayan seytani bir karakter degil ama yarattigi algi temeli her halukarda sakat oluyor; cunku bundan etkilenen bircok denyonun her turlu benmerkezcil, irrasyonel ve dupeduz irkci bakis acilarini vatan sevgisi adi altinda gecerli kilmalari cok kolay, bir nevi kara para aklama. daha da kotusu insanin ogrenmeye de gereksinimi olmuyor, bunu okuyan kac kisi mekke serifi huseyinin ingilizlerle iliskini merak edecek ve objektif bicimde arastirabilecek? (hani iskenderiye kutuphanesinin yakilmasi hikayesi var ya, eğer ki kitaplar kuran'ın dediklerini yazıyorsa, o zaman bunlar kopyadır ve gereksizdir, yok yazmiyorlarsa zaten işe yaramazlar, okumaya gerek yok)
  • [not: bir duzine entrylik bir dizinin parcasidir, dahasi ilk entrysidir, gozbebegidir, canisidir]

    hem okumus etmis genclere cagdas bir kuvayi milliye duygusu asiladigindan, hem eskinin cuntaci-solcu kirmalarina ulusalci gibi daha temiz bir etiket kazandirdigindan, hem de insanlara tarih okumus olduklari hissi verdiginden epey populer olmus bir kitap. tabii benim gibi her boka muhalifler de tantanayi merak ederek bu populerligi arttirdi.

    bu uzun elestiride kitabi bastan sona kadar takip ederek, belli basli tarihi olaylar, roman teknigi ve karakterler, icerigin arkasinda yatan genel bakis acisi ve son olarak elestiri/tartisma kulturunun esaslari hakkinda atip tutacagim

    spesifik orneklere gecmeden once, son noktanin, yani elestirinin mahiyetinin anlasilmasi sart, oradan baslayalim. oncelikle, bu diyeceklerimin zerre etkisi olacagini sanmiyorum. nedeni ise eger belli bir bakis acisina sahipseniz, elinizdeki verileri de o yonde yorumlarsiniz; fakat elinizdeki veriler bakis acinizi degistirmenizi gerektirecekse, algi tarafindan reddedilirler. uzun lafin kisasi, zaten halihazirda diyeceklerimi az cok farketmis olanlara hitap edecek bu; kitaba bakip “dunyanin en sahane destani” nitelemesi yapanlar ise dogru bildikleri yoldan sasmayacaklar. bu algi ucurumu da zaten toplumsal elestirinin yerine ulasmasindaki en buyuk engeldir.

    bu ucuruma daha yakindan bakarsak, birinci hata, elestirinin ancak kisiler arasinda atisma babinda algilanmasidir. yani kitabin bir bolumunun elestirilmesi, yazarina bok atmakla –ki bu lafa da bayiliyorum- es tutuluyor. buna cok paralel bir sorun amerikada yasaniyor bol bol; amerikan politikalarini elestirenlere “america-bashing” diye bir etiket yapistirirlar; boylece muhaliflerin amerikayla ilgili herseyden nefret ettikleri sanrisi yaratilir. analizin odagi olmasi gereken politikalarin yerine kisi/kurum/ulke konularak, elestiriler, o merciye olan saygiya/bagliliga dayanilarak etkisiz hale getirilir.

    daha kotusu, konu su cilgin turkler gibi birsey oldugunda, elestiri yazara odaklandirilmakla kalinmiyor, yazarin vatanseverligine, ataturkculugune karsiymis gibi gosteriliyor. cok tanidik bir taktik bu; kurtulus savasini anlatirken gozleri yasaran birine karsi cikmak, o ruhu kaybetmis olmakla esdeger goruluyor.

    fakat belki cogunuza tanidik gelmeyen sey ise, bu retorigi etkili kilan -yazarin da bolca kullandigi- bir baska taktik: muhalifler eger okumus etmisler ise, bunlara genelde “aydin” damgasi yapistirilir [tirnak isareti de dahil]. orhan pamuk olaylariyla iyice dibe vuran bu kavram artik “entel”i de sollayip resmen bir hakaret haline geldi. bunlar stereotipik olarak asagilik kompleksleri icinde yuzen, omurgasiz, yabaci hayrani tiplerdir.

    yahu bakin, gecen gun system of a downin holy mountains diye bir sarkisinin klibi hakkinda aktivite olmustu. [edit: nt christ bilgilendirdi, resmi klip degil, bir fan tarafindan hazirlanmis] ataturku ermeni soykiriminin bas sorumlusu gibi gostermisler; dupeduz esseogluesseklik. fakat asil ogretici olan, burada bile aydinlara laf gelmesiydi, sanki bu gorusu benimseyen biri cikmis gibi. bu straw man riyakarligi, yani savunulamayacak bir gorusu hic ilgisi olmayan bir kesime yikip, onlarin alakali alakasiz tum konulardaki fikirlerini curutme aliskanligi cok tehlikeli boyutlara ulasti.

    ozellikle su cilgin turklerin populeritesi dusunuldugunde, elestiriye iki engel daha var, ilki sirf farkli olmak icin elestiri yapiyormus gibi algilanmak. argumaniniz duzgunse bu atlatilabilir. ikinci engelse daha tehlikeli. su entryleri yazmadan once basliktakileri okudum, buyuk cogunluk muthis ovguler duzmus. simdi bu durumda yazilan bir elestiri, sadece kitaba degil, bu cogunluga karsi olacak. yani insanlar kitaba olan begenilerini halihazirda aciklamis olduklari icin, otomatikman savunmaya gecmek durumunda kalacaklar.

    bu tabu yikmakla ayni sey degil; tabulara kisisel bir yatiriminiz yoktur ama bir goruse/kisiye kisisel olarak bagliliginizi dile getirirseniz, o zaman o gorusu cokertecek herhangi bir fikir, guvenilirliginize de tehdit olusturur. pek az insan "yanilmisim" veya "gormemisim" diyecek olgunluga sahip oldugundan, refleks olarak bunu onlemeye calisacaktir. ornegin benim de iddialarim curutulebilir ama spesifik orneklerden gidecegimiz icin yanilmisim demek daha kolay, aksine bastan inanilmaz bir destan bu diye girseydim ve biri bana bunun dunyanin en kotu tarihsel romani oldugunu tartismasiz bicimde kanitlasaydi dahi kabullenemeyecektim. bir tartismada kisisel cikarinizin korunmasi ogrenmenin onune gectigi zaman, uzlasmanin imkani yoktur. bu da zaten, genelde, taraflarin fikirlerini bastan aciklayarak yukumluluk altina girdikleri tum tartismalarda yasanan bir sorun.

    simdi buradan, ucuncu noktaya, yani kitabin temsil ettigi bakis acisinin temellerine gecelim ondan sonra orneklere bakariz.
  • edit: hemen ust katta bulunan bir entrynin sonunda gelen bombaya ithafen yazilmisti. o bomba patlayali cok oldu ama ben bunu silmeye kiyamadim.

    "ulkemiz uzerinde bugun oynanmaya calisilan oyunlarin, sevrin yeniden turk milletine dikte ettirilmesinden baska birsey olmadiginin belgeleriyle aciklandigi" bolumu, sanirim sadece ulusalcilarin gorebilecegi murekkeple yazilmis; ben bos sayfalardan baska birsey goremedim.

    sevr antlasmasinin maddeleri bellidir. oysa bu ulkemiz uzerinde oynanan oyunlarin dogdugumdan beri soyle dertli toplu anlatildigini gormedim. bir ulusalci ciksa da bir liste hazirlayip suleymaniye camii'nin kapisina assa martin luther misali. o zaman sevr'le yanyana koyar, iki resim arasindaki farklari bulma oyunu oynariz.

    yoksa kastedilen avrupa birligi mi? tabii ya, ab muzakerelerinde istanbulun ayri bir devlet yapilmasi, italyanlarin antalyaya turist olarak gitmekten biktiklari, yunanistanin helen imparatorlugu kurmasi (adettendir diye truvaya da bir sehir kurup, sonra istila edeceklermis), suriye'nin mumkunse tekrar fransaya baglanip arada antepi filan da yutmasi, ermenistanin baskentinin agri dagi * olmasi ve parlamentonun nuh'un gemisine tasinmasi, 600 bin kisilik ordumuzun 30 binlik bir jandarma kuvvetine donusturulmesi ve halkin moralini bozmak icin adinin mehmetcikten sezercike cevrilmesi gibi konular hep konusuldu, tartisildi.

    ama dedim ya, en azindan kitapta goremedim bu emellerin, bu oyunlarin, bu entrikalarin, bu hain planlarin (virgul tasarrufu olmasi acisindan uluslararasi siyaset diyelim bunlara kisaca) belgelerini pek. belki de, yine bendeki baskisinda murekkebi ucup gitmis izmir yangini bolumlerinin arasina serpistirilmislerdi, kim bilir.
  • dizinin basi icin (bkz: #9635910)

    tarihsel roman karakterlerinin nasil gunumuz ulusalci anlayisiyla konusturuldugundan bahsetmistik, orneklerle devam edelim: (sayfa 82, bir fransiz istanbul hakkinda konusuyor) "ama jean" dedi "mosyo konstantine haksiz! ne yandan baksan, burasi bir turk sehri. yunanlilikla hic alakasi yok"

    hikayenin gidisati icinde degerlendirildiginde bunun vurgulanmasindaki amac, yunanlilarin demografik ve tarihsel iddialarinin asilsiz oldugunu, buranin artik turklestigini vurgulamak, bir ulus-devlet anlayisiyla tabii.

    istanbulun tarihinde cok gerilere gitmeye filan hic gerek yok, suradan da gorulecegi gibi 1893'te demografik dagilim epey kozmopolit (bkz: istanbul/#6933432). belirtilen rakamlar, vergi korkusu yuzunden gercek nufusun epey altinda kalmis olmasina ragmen, oranlar hakkinda bir fikir veriyor. ote yandan taa 1914'e geldigimizde bile, sehrin nufusunun neredeyse yarisi gayrimuslim (900 bin) ve bunlarin cogu yunan. (onlari ermeni ve yahudiler takip ediyor). goruluyor ki turkler en buyuk grup ama cogunluk degiliz (bkz: majority) (bkz: plurality).

    biraz daha ileriye, 1923'teki lozan antlasmasinin hemen oncesine gittigmizde, ortodoks kilisesinin tahminine gore sehirdeki yunan nufusu 400 bin ve lozan'i izleyen birkac ayda 150 bine yakini sehri terkediyor, geride 250 binlik "onemsiz" bir grubu birakarak. (ki bu, diyalogun gectigi tarihten sonra oluyor)

    istatistiki verilerden sikilanlar, bernard lewisin a middle eastern mosaic kitabina goz atabilirler. zamane yazismalarinin, mektuplarin, anilarin, siirlerin ve gozlemlerin bir toplamasi; avrupalilar, turkler, araplar, persler, herkes var. orada istanbul'un, degisik milletlerden gelen ve aralarinda asirlar bulunan gozlemciler tarafindan yapilmis capcanli tasvirleri bolca var ama taa 1908'de, abdulhamidin, 30 sene once kapatilan parlamentoyu acma toreninin ve ayasofya golgesindeki sultanahmet meydaninda toplanan kalabaligin bir yabanci gazeteci tarafindan anlatimi bile "ah sekerim, nereden baksan bir turk sehri" sacmaligini gormek icin yeterli.

    perada konusulan dilin fransizca olmasi (istanbulun eskileri bugun o plastik fransiz sokagina bakinca neler hissediyorlardi acaba), sehrin dortte birinde yunancadan baska birseyin konusulmamasi da, 400 bin rakami gibi, tiriviri seyler iste.

    turkluk gururu diye bu acayip anlayisi overek yetisen zihniyet, 6-7 eylul olaylarina ve varlik vergisine bakip "eh olur boyle seyler" diye gecistirmesin de ne yapsin. tabii eger ne olduklarini bile biliyorsa.

    hakikaten de jean, nereden baksan turk sehriymis, yunanlilikla hiic alakasi yokmus.
  • [dizinin basi icin (bkz: #9635910)]

    simdi kac entry oldu, efendi gibi oturup uzun uzun anlatiyoruz ama oyle seyler var ki insanin hayati kapatip gidesi geliyor. ornegin sayfa 106'da. muhimmat ihtiyacindaki turk tarafi, ruslarin destegini saglamaya calismaktadir...

    -cunku bize yardim ederek ingilizleri kizdirmaktan cekiniyorsunuz
    -biz mi ingilizlerden cekiniyoruz?
    -evet siz! cunku siz de bizim gibi abluka altindasiniz ... (ve diplomasi tarihine altin harflerle yazilacak bomba geliyor) gelin acik konusalim, halden anlariz (bkz: halden anlamak). emperyalizmin ne oldugunu sizden daha iyi biliriz. cunku onun kurbaniyiz.

    mert, vatansever ve herseyden onemlisi halden anlayan elci modeli ogretici bir ornek, turgut ozakmanin surekli besledigi magdur edebiyati sablonunu gormemizi sagliyor: emperyalizm diye monolitik bir canavar var, bu canavar bati avrupadan cikip dunyaya, bizim gibi vakur milletlere bulasiyor. kitap boyunca zaten bu emperyalist lafi kufur babinda kullanilmis ama taaa ilk entrylerden birinde bahsettigim gibi turgut bey bu emperyalist nedir ne degildir, pek anlatma geregi de duymamis.

    isin acikcasi herkesin asina oldugu bu kavramin oyle bir tek tanimi da yok. etimolojiden gidersek, imperialist, imperial olan her yapinin intrinsic ozelligidir (ahahaha yaa iki dakkada britanyanin kopegi oluveririm) hatta emperyalist olmak icin imparatorluk olmaya dahi gerek yok, realpolitik emperyalist emellerden ibaret diyebiliriz. denizasiri kolonileri bir sart olarak getirmek (yani kesifler caginin ispanyasi, portekizi) konumuz acisindan fark yaratmiyor; bizim bu islere girmemis olmamizin nedeni daha sonralari ulusalcilara bu terimi rahat rahat kullanma imkani yaratmak degil, halihazirda karli ticaret yollari uzerinde olusumuz ve etkin kesimlerin geleneksel fetih yollarindan beslenmesiydi. yani okyanus asip somurge kurmakla, komsu ulkeyi ele gecirip kole, ganimet, serf ve ticaret yolu ele gecirmenin pek farkini goremiyorum "insaniyet" bakimindan. ayni sekilde isin icine kapitalizmi sokunca da kimse beraat etmiyor, biz sanayi devrimini gecirip ingiltere gibi liberal kapitalist bir topluma donusmedik ve kolonileri bu sistemin ucuz isgucu ve pazarlari olarak kullanmadik diye emperyalizmden yirtmiyoruz, yahut emperyalistlerden daha iyi olmuyoruz. aslinda bu bile yanlis, serflerin toprakla birlikte alinip satildigi ve gerektiginde asker olarak kullanildigi herhangi bir toplumda suregelen bariz somurunun teknik adinin emperyalizm olup olmamasinin pek onemi yok.

    aradaki tek fark guctur. bunun magdur edebiyati esnafinin kafasina girebilmesi icin kac nesil gecmesi lazim acaba? bu olmadan da emperyalistler kumesi yekpare bicimde baskalastirilirken, "bizim tarafa" ruslarin da vakur milletler kontenjanindan katilmasi gibi sacmaliklari insanlar tarih diye ogrenecekler. hadi, tipki bizim emperyalizmi osmanlidan degil de bati avrupalilardan ogrenmemiz gibi ruslarin emperyalizmi carlik rusyasi yerine ingilizlerden ogrenmelerinin vurgulanmasinin sacmaligini gecelim (avrupali zalim adam sablonuna uygun ama), acaba turgut ozakman bolseviklerin politikalarina da bakip, aradan gecen 80 sene sonunda, fark goremiyorum ya sen dememis midir?

    bunun farkedilmesi avrupali yayilmaciligini tasvip etmek degil ki kardesim. hayir olay o kadar ironik ki, bu ruslar 11.yydan beri bilmem kac asirdir gunde ortalama 50 metre yeni toprak fetheden, son 200 senedir osmanlinin diger herkesten fazla canina okumus olan ruslar. genc turklerin zorla osmanliyi 1. dunya savasina sokmasi, enver pasanin ortaasyalardaki fantastik turan imparatorlugu hayalleri ugruna olmesi de herhalde bizimkinde degil iki paralel evrende olup bitmisti.

    turgut bey amcacigim, herkes gucu yettigince emperyalistti, hala da oyle. anti emperyalist diye kafanizda imajini kurdugunuz ataturkun turkiye cumhuriyeti de bu kuraldan muaf degildi. bizim anti emperyalizmimiz, devletler dogasi geregi, emperyalistligi bariz birtakim kuvvetlere karsi mucadele vermis olmamizla sinirlidir, yoksa emperyalist politikalar gutmedigimizden ileri gelmez. abooovv, iste geldik gunluk vatan haini kotamizi doldurmaya:

    eger milletlerin kendi iradeleriyle kendilerini yonetmesi konusunda, abd baskani woodrow wilsonun 14 maddesi "idealistligini" paylasiyorsak, neden misaki milli kurtlerin, ermenilerin, araplarin vatanlarini da kapsiyordu? "osmanli islam ummetinin cogunlukta oldugu" yerlerin tek tarafli bir ilanla * "vatanin bolunmez butunlugune" dahil edilmesi ve bunun, ne mutlu turkum diyenelerle ulus devlet ayagina mesrulastirilmasi ne kadar anti-emperyalist? yahut simdilerde, hic geri adim atilmadigini sandigimiz bu misaki milli durusunun, bu anli sanli bolunmez butunun, cikarlarimiz dis politika dinamikleriyle catistigi zaman pekala da bolunebildigini (bkz: irak), cunku bunun oyunculari iyi ve kotu diye acikca ayrilmis gerizekali bir ilkokul piyesi degil, gercek hayat oldugunu gormek bu kadar bu zor? yoksa bunlari tartismayi dilemek, kendi milletini kucumsemekle, yabancilara yaranmakla es mi tutulmali senelerdir oldugu gibi?
  • dizinin basi icin (bkz: #9635910)

    tarihsel kitap yazmanin belli basli gereklerinden birisi gerektigi yerde kaynak gostermektir. daha once verdigim kaynaksiz orneklere ek olarak, mesela sayfa 20’deki “yoksul, bitik anadolu, 400.000 isgalciyi ve on binlerce silahli silahsiz haini yenmeyi basaracaktir” gibi bir yorum var.

    simdi derdim bunun dogrusu yanlisi degil; bu tip iddialardan sonra insan otomatik olarka bu 400 bin rakaminin nereden geldigini merak etmeli, bir dipnot aramali. eger bu ornekte oldugu gibi bir dipnot yoksa da bu yazara sonraki baskilar icin hatirlatilmali. bu bir entelektuel disiplindir, benzer her kitabin her satirinda bu disiplin gosterilmeli. [merak edenler icin, sonraki sayfada alakasiz bir konuda verilen dipnot 23’te birtakim rakamlar verilmis ama toplamlari 225 bin civari]

    buradan konuyu nereye baglayalim? vallahi herkes gibi ben de kurtulus savasini okulda ogrenirken, dunyanin en modern askeri kuvvetlerini tek basimiza yendigimizi hayal etmistim; turgut ozakman boyle bir sey iddia etmese de bircok insan hala o kafada kalmis oldugu icin, pek bir aciklama yapilmadan boyle 300-400 bin rakamlari havada ucusunca o ortaokul anilarinin canlanmasina neden olabiliyor. biz dipnotu verilmis 225 bin rakamindan gidersek, bunun yarisini olusturan ingiliz ve fransizlarin 4 yillik bir dunya savasindan sonra bes parasiz kaldiklarini ve denizasiri topraklarinda fazla garnizon bulunduramadiklari icin ortadogudaki kazanimlarini, planladiklarindan daha ozerk arap devletleriyle paylasmak zorunda kalmalarini neden pek konusmayiz? cunku iflas etmis ve halki savastan bikmis bir fransaya bagli ufak garnizonlarin iki uc carpismadan sonra kacmalari, “yedi duvele karsi” edebiyatina pek uygun degil. ya da ingiltereden, yunanistan ugruna kazik yemis italyanlarin kacmakla kalmayip ustune bize yardim etmelerini vurgulamak. neredeyse ruslarin dahi bize olan yardimlarini ve ataturkun bu konudaki calismalarini anlattigi icin kitaba sukran duyacak hale geldik, halbuki bunun standart olmasi lazimdi.

    ozellikle ingilizler ve fransizlar cok zor durumdalar, cunku hem borc batagindalar hem de zamane sartlarina gore toplumlari daha demokratik oldugundan, askerlerin ulkelerine donmeleri konusunda muthis bir ic siyaset baskisi var. bu etkilerin onemini gormek icin ingilizlerin, ellerinde bulunan mezopotamya bolgesinin potansiyel zenginligi konusunda ne hayaller kurduklarin bakmak lazim. adamlarin tek derdi petrol degil, bolgenin sulama kanallari ve barajlar yoluyla misiri golgede birakacak kadar zenginlestirilip, hindistandan getirilen iscilerle islenerek tum imparatorluga yetecek bir tarim ve tekstil endustrisi kurmakti. bunlara ragmen istemeye istemeye askerlerini cekerek sadece hava usleriyle ve birkac hizli, zirhli birlikle o bolgeyi kontrol altinda tutmak zorunda kalmislardi. (bu ucuz stratejiyi de simdi ismini unuttugum bir subay churchille oneriyor, churchill de bakanlari ikna ediyor, saga sola ucak pisti dikiyorlar) fransizlar da suriyede benzer bir durumdalar, hatta petrollu musul ustunde hak iddia edebilecekken yine bu nedenlerle istediklerini gerceklestiremiyorlar.

    elbette ingiltere sonunda yunanlilari destekledi ama su bir gercek ki, muttefikler ne guclerinin zirvesindeyken asil kuvvetlerini bize yogunlastirdilar, ne de savas sonunda, 400 bin kisiyle (veya her neyse) uzerimize cullanacak gucleri kalmisti.

    tabii bu rakamin icine isyancilari da katmis turgut bey ve isyanci derken cerkez ethemin ismiyle karsilasiyoruz (sayfa 25). sadece bir cumle yer ayrilmis, eyvallah, kitabin konusu degil, ama efendi gibi oraya bir dipnot koyup, "cerkez ethem hakkinda sunu sunu okuyunuz" diye kaynak gostermek dururken, bu bir cumlede adamin hain ilan edilmesi hic adil olmamis.

    bu arada dipnotlara bakip dururken, aklima onsozdeki su cumle geldi: “yunanlilar icin yunan kaynaklarini, ingilizler icin ingiliz kaynaklarini kullandim…hicbirseyi abartmadim, kucultmedim de”

    abartma ve kucultme hususunda diyeceklerimizi dedik de bu kaynak meselesi beni bitirdi. kitabin ilk bolumunde 30 tane dipnot var, bazilarinda hic kaynak gosterilmiyor, bazilarinda ise birden fazla kaynagin adi geciyor. 1. dunya savasinin ozetlendigi, romandan ziyade tarihle ilgili oldugu ve bircok ulke hakkinda “iddiali” genellemeler icerdigi icin, bu kaynaklara bir bakayim dedim; 26 yerli kaynaga karsilik 5 yabanci kaynak saydim. bu bence sorumsuzluktur. zaten her halukarda, bu ilk kismin daha uzun tutulmasi gerektigi taraftariyim, zira insanlarin buna bakip duygu hezeyani icinde tarih kitabi muamelesi yapacaklari cok belli, arada bu bolumun de kaynatilacagi cok acik. en azindan sonraki baskilarinda biraz daha sorumlu davranilabilirdi eger objektif tarih bilinci soylenildigi kadar onemsenseydi. neyse, isin tarih kismi boyle bitiyor, derken roman basliyor…
  • [dizinin basi icin (bkz: #9635910), bir onceki bolumu ise (bkz: #9639781)]

    15. sayfasinda soyle birseye rastliyoruz: “osmanli devletine ve turklere karsi hacli anlayisiyla emperyalizmi kaynastiran acimasiz bir politika uygulanacaktir”. bir de dipnot verilmis, 3 numarali olani. dogal olarak “yahu buna ne referans gosterebilirsin” diye aklimdan gecirerek dipnotu actim ve elbette referans yerine “sevres antlasmasi, uclu antlasma, isgaller, yunanlilari ve ermenileri destekleme, yunan savaslari, yunan kiyimlarina tepki gostermeme…” yazdigini gordum. [herhalde okudugum en komik dipnotlardan biri, yunanlilari ve ermenileri destekleme nedir ya]

    acaba savaslarda muttefikini desteklemek, anlasmalarda galibiyetini tescillemek yerine, maglup taraflara bundan once plaket veriyorlardi da biz mi bilmiyoruz. turgut bey, versailles antlasmasinin agirliginin nelere yolactigini okumustur eminim. asil olum kalim savasinin bati cephesinde oldugu koskoca 1. dunya savasini kisisellestirip, bizim etrafimizda dondugu sanrisina kapilma benmerkezciligi, bircok farkli kulturden insanin paylastigi bir algi hatasi. sonra ilgili belgesellere bakinca bizim cephelere bu kadar az yer ayirdiklarini gorunce sasiriyoruz.

    ustelik osmanli devletinin yaninda "turkler"in on plana cikarmasi daha da yanlis olmus, cunku bircok arap toplulugu, sevr'in turklerin yogunlukta bulundugu kesimlere dayattigi sartlardan cok daha agir kosullarda, uydurma sinirlar ve kukla bile denemeyecek rejimler esliginde, ingiliz/fransiz himayesine girdi.

    sunu da ekleyeyim, ingiliz yetkililer yunan kiyimlarina tepki gostermislerdir ama bahsedilen kiyimlarin ve tepkilerin cogu yunanlilar geri cekilirken yasanmisti ve ingiltere savasin kaybedilecegini anladigindan beri destegini azaltmisti. ve elbette bu kiyim haberleri, hemen sonrasinda yasanan izmir yanginindan kacan 250 bin kisinin trajedisinde boguldu.(ki o izmir yangini kismi da 669. sayfada 3 satirlik guzide bir yer isgal etmekte ve sucu yunanlilara atmakta, iki gun once cekilmis olmalarina dair bir aciklamaya ve kendi iddialarini destekleyecek bir dipnota dahi gerek gormeden. yeri gelince oraya da deginiriz)

    gerci iki satir asagida ulkenin paylasimi anlatilirken “ermenilerin yakip yiktigi kuzeydogu anadolu yeniden ermenilere acilacaktir” denilen ve yine bir referansa, dipnota gerek gormeyen bir kitapta bu normal. yani burada sorun ermenilerin vatani olan kuzeydogu anadoluyu sadece ermenilerin yakip yikmasinin sacmaligi da degil; bu iddia dogru dahi olsa, bu gibi inanilmaz genelleyici ve kuvvetli yorumlarin desteksiz bicimde laf arasina sikistirilmasi. daha once de gorduk ve daha 15. sayfadayiz, 700 sayfa bu havada geciyor. bu akademik disiplini olanlar icin zaten aci veriri bir tutum ama daha buyuk sorun su ki, yuzbinlerce insanin hayatinda okudugu tarih kitabina en cok benzeyen eser bu, yani bu tavirda bir sakatlik gorecek temelleri yok. aksine temelleri bundan ibaret. simdi bu insanlarin ermeni sorununu da, bilmem ne sorununu da, dogru duzgun muhakeme edebilme ihtimali nedir allahaskina?