şükela:  tümü | bugün
  • film arası dergisi genel yayın yönetmeni. halkla ilişkiler mezunu.
  • bilkent sinefest kapsamında şu sıralar bilkent üniversitesi'nde konuk olan film arası dergisi'nin genel yayın yönetmeni. eğlenceli bir sohbet oluyor.
  • 29 haziran 2013 tarihiyle trttürk'te filmarası programına başladı. (13.30)
  • yayın yönetmenliğini yaptığı film arası dergisi; türk sinemasında kadının yeri, türk sinemasın'da darbeler ve türkiye de kürt sineması özel sayıları büyük ses getirmiştir..türk sinemasına gereken önemi vermeye çalışan insanların başın da gelir..
  • sinemanın dili evrenseldir; fakat bizim sinemacılarımız sadece dışarıya, dünyaya odaklanmadan, yerel ve kültürel değerlerimizi de dikkate alarak eserler üretmelidir, özümüzü benimseme ve dünyaya da yansıtma konusunda gayret göstermelidir düşüncesinde olan, türk sineması'nda yerelliği savunan, bu toprakların ortaya binlerce yapıt çıkaracak kadar cevherle bezeli olduğunun idrâkinde bir kalem. yazılarında ve yorumlarında bu hassasiyetini sıklıkla ifade etmesi gerçekten takdirlik.

    siraç dergi'ye vermiş olduğu röportajda da bu minvâlde fikir belirtmiş:

    "sinema batı tandanslı bir sanat olabilir, bir batı icadı, bir fransız icadı olabilir ama bu bizim sinema yaparken de batılı olmamızı, fransız olmamızı gerektirmiyor. dolayısıyla biz sinemayı kendi sahip olduğumuz değerler ile yorumlayıp, ürünler ortaya koyabilmeliyiz."

    röportaj
  • 13 eylül 2014 günü üsküdar'da görülmüş, yanına gidilmiştir. [o müzik dinliyordu] sonra birlikte soda, limonata içilmiştir. muhabbeti, en azından görüldüğünde sohbet edilmesi pekala caizdir, insanı dinlendirir. has erzurumludur.
  • sinema bilgisi salonumdaki kaktusten daha az olan sinemaci.
  • kıt mı kıt sinema bilgisini iktidara yakınlığıyla kamufle eden yeni türkiye yayıncılarından.
  • ne türk sineması, ne de dünya sinemasının “s”sinden habersiz, ama yıllardır milleti “sinema yazarı” diye güzelce yiyen, mesleki açıdan bomboş adam. nitekim, ne kadar boş olduğunu geride kalan beş yılın sonunda gazetesi yeni şafak da fark edebildi ve kendisine dün itibarıyla kapıyı gösterdi. bu gelişmeyi de beyefendinin twitter hesabındaki iki cümlelik açıklamadan öğrendik. elbette, bütün ultra gururlu beyefendilerde olduğu gibi, kendisinin bu gönderilişe yaptığı açıklama da kokmaz bulaşmaz türden, “yeni şafak gazetesiyle yollarımız ayrıldı” şeklinde. ancak, medyadaki bülbül dostlarımız sağolsun, şutlandığı bilgisi kısa sürede piyasaya yayıldı. hazret, gururdan yana öyle tavizsiz ki, kendisine “neden ayrıldınız” diye soran bir okuruna da “yoğunluğumdan dolayı” diye evlere şenlik cevap vermiş.

    a be evladım, “yeni şafak gazetesi sinema yazarlığı” senin arada sırada uğrayarak yaptığın bilmem kaçıncı ek işin falan değil ki “yoğunluktan dolayı” orayı feda etmiş olasın. sen bir sinema yazarıydın ve o gazetede de her hafta düzenli sayfa yapıyordun. nitekim, twitter ve facebook’taki tanıtıcı ifaden de “yeni şafak sinema yazarı” şeklinde değil miydi? bir adam, hayattaki aslî işini yoğunluktan dolayı nasıl bırakır? bunu dışında, asli iş olarak meyve-sebze halinde kabzımallık falan mı yapıyorsun?

    neyse, şutlanışına gerekçe olarak sunduğu böylesi komiklikler bir yana, bu adamın bu piyasadaki yükselişi, tam aksine hiç de komik değildir. resmen, aşırı trajik bir şekilde, lütfi akad’ın “gelin-düğün-diyet” üçlemesi ve iki-üç tane iranlı yönetmenin adını sayıklaya sayıklaya buralara kadar tırmanmayı başardı. sinema piyasasının gördüğü en kokmaz bulaşmaz, en apolitik tiplerden biri olduğu için de varlığı ne siyasi yandaşlarını, ne de karşıtlarını zerre kadar rahatsız etmedi. solcuyla solcu, sağcıyla sağcı olabilen her şekle girmeye müsait tabiatı sayesinde, bunca yıl boyunca ciddi bir tek eleştiri almadan sinsi sinsi ilerleyerek sinema yazarlığı gibi ciddi bir titrin cübbesini medya gardrobundan çekip üstüne
    giymeyi başardı. oysa, dediğim gibi, “beş tane amerikalı, beş tane alman, beş tane de ingiliz yönetmeni beşer filmiyle birlikte say” desen yerinde donup kalacak bir adamdır. kofluğuna yalnızca yazılarını okuyanlar değil, bir vesileyle panellerine katılanlar da yakından şahittir. o bakımdan, bir arkadaşın yukarılarda yaptığı “sinema bilgisi evimdeki kaktüsten bile daha az” benzetmesi beni çok güldürdü, “budur işte” dedim.

    kürt asıllı olduğu için kürt sinemacılarıyla yatar kürt sinemacılarıyla kalkar, çevresine topladığı tayfanın da büyük bölümü kendi kafasındandır. ama islami kesimde artık kürtçü bakış tedavülden kalktığı için, bu kürtçülüğünü de güzelce kamuflajlayıp islami bir kılıfa sokmayı başarmıştır. o konulara uygun ortamlarda ve gayet ayarında girerek dikkat dağıtır.

    üzerine gelip kolayca ve keyifle oturduğu “yeni şafak sinema yazarlığı” koltuğu ise ekşi sözlük’te bazılarının çok sevdiği, bazılarının da nefret ettiği hayli popüler br isim olan sinema tarihçisi ali murat güven tarafından, (tarihini tam hatırlayamıyorum) 2000’li yılların ortalarında, bizim gibi eski okurları tarafından çok iyi bilinen müthiş mücadeleler ve fedakarlıklar sonucu kurulmuştu. yeni şafak ne o zaman, ne de hiçbir zaman bağımsız bir sinema sayfasına ihtiyaç duymuyordu. lakin, güven, yıllar süren inatçı bir mücadelenin ardından, sinema gibi etkili ve önemli bir çağdaş sanatı gazetenin kültür-sanat sayfalarında ufacık haberlerin mezesi yapmanın doğru olmayacağını söyleye söyleye, 2005 yılı ortaları
    gibi gazete yönetimine (kültür sanat sayfasından bağımsız) haftalık bir sinema sayfasını büyük sıkıntılar altında kabul ettirmeyi başardı. ondan sonra da kendisini ve üslubunu sevenlerin gözünde gerçek bir efsaneye dönüşen o sayfayı tamı tamına 7 yıl boyunca büyük bir başarıyla yönetti. birçok ödül ve takdir toplayan sayfası, kesinlikle kuru kuruya bir “haftalık film eleştirileri sayfası” değildi, tam aksine son derece dolu ve son derece politikti. adamın yazdığı yazılar sinemadan giriyor, ama hayatın tam ortasından çıkıyordu. ki “yeni şafak sinema”, aynı zamanda muhafazakar medyadaki ulusal bir gazetenin sinema sanatına haftalık olarak tam sayfa yer verdiği ilk örnektir. diğer bütün sağcı-muhafazakar gazeteler ve televizyonlar, sinema adına her ne çıkış yaptılarsa güven ve onun hem gazetedeki, hem de televizyonlardaki canhıraş çabalarından sonra yaptılar. özetle, güven muhafazakar mahalleye sinemanın nedenini nasılını öğreten en önemli adamlardan birine dönüştü.

    bizim bu kokmaz bulaşmaz, herkesle kanka vaziyetindeki paşa ise güven’in 2012 sonbaharında gazeteden son derece haklı nedenlerle istifa etmesinden sonra ne yaptı ne etti, binbir cambazlıkla yeni şafak sinemanın başına geçti. ve ondan sonra da “yeni şafak sinema” bu ülkenin en etkisiz, en zevksiz, okurlarına malumun tekrarından öte hiçbir bilgi sunmayan en boş sinema sayfasına dönüştü.

    düşünün ki, adam ulusal bir gazetede beş yıl boyunca sinema sayfası hazırlamış, yüzlerce yazı yazmış, ekşi sözlük gibi medyadaki en ufak bir ayrıntıya dahi kulak kesilen bir kitlenin platformunda o beş yılda kendisi ve çalışmalarıyla ilgili beş tane entry zor girilmiş.

    insan, kendisine bu yolları açan, pozisyonunu borçlu olduğu birine, velev ki sonradan kanlı bıçaklı olsa bile ara ara bir selam eder, bir vesileyle adını saygıyla anar. ama bu elemanın ne çalıştığı gazetede, ne çıkardığı bir diğer sade suya tirit sinema dergisinde (film arası), ne orada burada yaptığı konuşmalarda tarih bir kez bile bu yolun kurucu ismi ali murat güven’e teşekkür ettiğini, bırakın teşekkürü herhangi bir vesileyle adını andığını kaydetmiş değil.

    neyse, aşırı gecikmeli de olsa hak yerini buldu ve suat köçer hazretlerine kendisini fazlasıyla aşan “ulusal gazete köşe yazarlığı” işinden el çektirildi. onun hikayesi tıpkı çekirgenin hikayesi gibi, bir sıçradı, iki sıçradı, ancak “mesleğim” dediği bir alandaki kofluğuyla, renksizliğiyle, tavırsızlığıyla ancak buraya kadar tırmanmayı başarabildi.

    öte yandan, malatya film festivali’nin organizasyonunu ele geçirdikten sonra yaptığı ilk iş olan, muhafazakar kesimin azılı düşmanı alin taşçıyan’ı arayıp “ben, bu dünya sineması işlerinden hiç anlamıyorum. bu festivalin film seçkisini benim için sen hazırlasana” şeklindeki ağlaması ve onu ekibine katması da bir başka entrynin konusudur ki onu da günü gelince kaleme alırız.

    unutma aslan parçası, bütün balonlar bir gün söner. sen de söneceksin.
  • malatya uluslararası film festivali'nin direktörü