şükela:  tümü | bugün
  • tanpınar, huzur’u yayımladıktan sonra yaptığı bir söyleşide kendisine yöneltilen, “huzur devam edecek diyordunuz?” sorusuna “edecek, tabii edecek. mümtaz ölmemiştir. hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor” cevabını verir ve şunu ekler: “fakat daha evvel huzur’un öbür kısmını neşredeceğim, yani suat’ın mektubu’nu. küçük bir eser, okuyucu orada mümtaz’ın meselelerini daha başka bir planda görecektir.”

    tanpınar’ın bu niyetini kuvveden fiile çıkardığını iü türkiyat enstitüsü’nde bulunan arşivindeki sayfalar göstermektedir. bu sayfalar, eksik de olsa tanpınar’ın “küçük bir eser” olacak dediği mektup üzerinde ciddi bir emek harcadığını göstermektedir. sayfaların büyük bir kısmı daktilo edilmiş, bunların her biri daha sonra eski yazıyla bol miktarda çıkmalar ve eklemelerle epeyce değiştirilmiştir. daktilo edilmesi, kalemle yazmayı tercih ettiğini bildiğimiz tanpınar’ın metni en azından bir defa elinden çıkardığını, daha sonra üzerinde yeniden çalışmaya başladığını gösteriyor.

    suat’ın mektubu; huzur romanının karakterlerinden suat’ın, arkasında mümtaz’a hitaben yazdığı bir mektup bırakarak intihar etmesini işler. huzur’da bir paragrafı yer alan bu mektupta suat açısından mümtaz’ın anlatılması ve suat’ın kendi içine dönerek kendisini açıklaması ilgi çekicidir. bu yarım kalan eseri kitaplaştırmayı tercih etmemizin nedeni de huzur romanıyla olan bu doğrudan ilişkisidir.

    istanbul üniversitesi türkiyat araştırmaları enstitüsü’nde bulunan tanpınar arşivi, prof. dr. handan inci’nin çabalarıyla mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi, marmara üniversitesi ve iü türkiyat enstitüsü’nün işbirliğiyle dijitalleştirilmiştir. msgsü bünyesinde kurulan “ahmet hamdi tanpınar edebiyat araştırmaları ve uygulama merkezi” tarafından arşiv üzerinde çalışmalar devam ettirilmektedir. suat’ın mektubu, bu çalışmaların ilk ürünüdür.

    suat’ın mektubu’nu kitapta üç farklı şekilde göreceksiniz. birinci bölümde, tanpınar’ın üzerini çizdiği kelime ve satırlar metinden çıkarılmış, gerekli yerlerde sayfaları birbirine bağlayacak kısa notlar konulmuştur. bu şekilde yazarın metnine sadık kalınarak bir kurgulamaya gidilmiştir. ikinci bölümde ise aynı sıralamaya bağlı kalmakla birlikte bu defa hiçbir ayıklama yapılmamış, üstü çizili bütün kelimeler ve iptal edilmiş paragraflar olduğu gibi muhafaza edilmiştir. bu bölümde ayrıca arşivdeki sayfaların görsellerine de yer verilmiştir.

    (bkz: dergah yayınları)
  • şubat '18 itibariyle yayımlanmış kitap. yeni bir tanpınar metni okumanın zevkini tarif etmeye lüzum yok. suat'ın mektubunun çok hazin tarafları var. bir kere suat'ı mümtaz'ın gözünden değil, direkt kendi satırlarında görüyoruz. çok daha çıplak ve net şekilde anlatıyor kendisini.

    tadımlık bir bölüm bırakayım şuraya:

    "bir taraftan senin beni tepemde yüz mumluk bir lamba ile -salonun lambasını hole taşıyorum!- asılı gördüğün zamanki hâlini düşünüp gülmek istiyorum; öbür tarafta nuran'ın seninle fatma arasındaki çırpınışını düşünüyorum. içim eziliyor. karımın bu kadar kepaze şekilde ölümümü işitince koparacağı kıyameti düşünüyorum; adeta bu işten tiksiniyorum. karımı sen tanırsın, o hayatta anlatacak bir kederi olunca kendisini bulanlardandır. birdenbire ne kadar değişir, el yüz her şey tazelenir. hiçbir hatibe nasip olmayan bir talakatla söz, işaret, feryat, sızlanma birbirine karışır. 'ah kardeşim, -bir el işareti- başıma gelenleri bilmezsin? -mustarip bir bakış- düşün bir kere biçareyi... -mendili arama- iki çocukla kaldım; -beş damla gözyaşı ve burun çekmeler- evet, bütün bunlara fırsat vermemeliydim diyorum. nihayet ihsan'ı, onun hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir cümle ile bu işin mukadder oluşunu anlatmasını düşünüyorum. evet, itiraz kabul etmemesiyle gülünç, kati birkaç cümle. mesela şu cinsten bir cümle! 'intibaksız adamdı biçare... o kadar havada insan yaşayamayız ki...' hayır olmadı, ihsan kolaylıkla taklit edilmiyor. 'suat bir tezatlar yığınıydı. bir tarafta korkunç bir sansualizm, öbür tarafta zulüm hâline gelmiş bir günah duygusu...' fakat ihsan taklit edilmiyor. sakın bunları söyledim diye ihsan'ı sevmediğimi sanma! o büyük adamdır mümtaz. hem çok büyük adam. yalnız bir tek kabahati var, kitap gibi konuşuyor. hatta kitap gibi düşünüyor, ne dehşetli şey değil mi? kitap gibi düşünmek! yani tecrit ve tasnif ederek, varılacak yeri bilerek... ben bir labirentte dolaşır gibi konuşurum. sen bir saat rakkası gibi iki haddin arasında gidersin. o ise daima terkibin peşinde. düşüncesinin ışığında ve düşüncesinin yolunda muayyen hedefe yürür gibi konuşur. fakat asıl meseleye gelelim. bu düşündüklerimi de bir tarafa bırak! şahsiyetimizi düşün! bu zavallı dostunda kaç türlü insan var tasavvur edersin? dinsiz ve münkir, mistik, şaşırtmaktan hoşlanan adam, hissî insan, maskara, ciddi iş adamı, rate aktör, hiç olmazsa dış tarafı kurtarmaya çalışan aile reisi, sinik çapkın... daha sayayım mı mümtaz?"
  • nereden okursam okuyayım, nereden bakarsam bakayım aptal suat demekten alamıyorum kendimi.

    kısacık da olsa güzel bir tanpınar metni, keyifle okunuyor.
  • çıktığı gibi aldım elbette. ama öncesinde huzur’u tekrar okumak istedim. dördüncü okuyuşum olacaktı. uzun seneler olduğu için yine de hatırlamalıyım dedim ve bugün bir aksilik olmazsa yeniden bitirip huzur’u, heyecan içinde başlayacağım suat’ın mektubuna. ardından bir de edit eklerim. senelerin merakı gidecek umarım...
  • ahmet hamdi tanpınar'ın notlarını tüm değişim ve düzeltmeleriyle yakından görmemizi sağladığı için ilginç bulduğum kitap. o notların -latin alfabesine çoktan geçildiği bir devirde- osmanlı türkçesiyle tutulmuş olmasını çok hoş bulduğumu itiraf etmeliyim. alışkanlıklar öyle kolay terk edilmiyor demek ki.

    fakat huzur'da zerre sevemediğim suat gibi bir karakterin iç dünyasını tanımak ve samimi gelmeyen, haset ve bencillikten öte göremediğim gerekçelerini okumak, karaktere karşı düşüncelerimi değiştirmedi. onun yerine, mümtaz'ın evine getirdiği o genç kızı daha enteresan buldum; adı nedir, evden çıktıktan sonra akıbeti ne oldu diye meraka düştüm. acaba bir gün onunla ilgili de tozlu raflardan bir hikâyecik ya da notlar-belgeler çıkar mı ki? çıksa ne kadar güzel olur, ne sevinirdim!

    yalnız, suat'ın rüyasını anlattığı kısmı okurken serbest çağrışım dostum biraz kafka'nın dava'sına doğru meyletti, fakat kendisinin kolundan tutup satırlara geri çektim, "ne yapıyorsun dostum, sonuçta şu an maruz kaldığımız karakter, öyle adalet peşinde olan erdemli biri değil, küstah bir bencilin teki, kendini boş yere harcamanın âlemi yok, olsa olsa sana kapılıp dante'nin cehennem'ine bir bakıp gelirdim ama bunun uğruna o zahmete bile gerek yok!" dedim.

    hani mektubunda "hayatımda en az sevdiğim şey teselli etmek, ıstıraba ortak olmaktır." diyorsun ya suat; normalde "insanî" olan her eylemi anlamaya, "insanların" dertlerine mümkün olduğunca ortak olmaya çalışan biriyimdir ama, üzgünüm, senin için hiç de o empatiyi kurma zahmetine giremedim yani. senin varoluş sancılarının bencilliğine zaman harcayacağıma, sabih'in dertlerine acırım daha iyi!*
  • aylar önce fuardan büyük heyecanla aldığım fakat beklettiğim kitap. huzur'la peşpeşe okumak istediğim için kitaplığa diğer tanpınarların yanına koydum. orada huzur'un olmaması benim için ayrı ironi. dergah yayınlarının klasik tanpınar kapağı dışında basmasına ne demeli?

    geçenlerde rast gele bir sayfasını açıp okudum. bugün yine rast gele açtım, yine o sayfa:

    - o gün senin ıztırabına şahit oldum. daha doğrusunu istersen bozulmuş asabını nasıl çıldırttığını gördüm. fakat darılma! bu akşam bu mektubu yazmam da gösteriyor ki asap dediğimiz şey bozulmak içindir. evet senin hayatının etrafında bu kadar yakından ve sadece bir şaka yapmak arzusuyla dolaşırken ben kendim de asabımı bozdum. hakikaten istediğim bir şakadan başka bir şey değildi; kuvvetlice bir şaka. fakat öyle bir şaka ki, senin o libidik kafana, o acaip masal torbasına yerleşsin ve bir peyzaja hakim, onu zapt etmiş bir harabe gibi ömrünü oradan idare etsin!

    ah üstad. ömrüm seni anlamakla ve anlatmakla nihayet bulsun.