şükela:  tümü | bugün
  • **

    anadolu, balkanlar ve mezopotamya coğrafyalarında ikamet etmekte olan türk kadınının, genetik kodu ve toplumun sosyolojik normların etkisi altında tecrübe etmek zorunda kaldığı komplike vaziyet.

    öncelikle basit bir matematiksel gerçeği kabullenerek durumu idrak etmek konusunda birkaç adım öteye geçelim:

    türk kadınlarının çoğunluğu itaat bağımlısıdır.

    elbetteki burada feminizm denen zırvalıklar silsilesinin holiganları devreye girip son derece akıllıca yapılmış bir tespiti, konunun temeliyle uzaktan yakından bağlantısı olmayan tekdüze argümanlarla çürütme çabasına girecek olsalar da, toplumsal gerçekler ışığında bu tür çabaların oldukça yersiz olacağı aşikardır. birkaç gün önce, mevzubahis coğrafyalar içerisinde yaşamını sürdüren en ünlü kadınlardan hülya avşar, erkek egemen toplumun bireyi olmanın sağlayacağı avantajlardan kendi üslubuyla bahsetmeye çalışırken, yine konunun özünü kaçırma gafletine düşmüş bazı çevrelerce yanlış anlaşılmış ve haksız bir karalama kampanyasının kurbanı olmuştur. oysa ki yüzyıllar boyunca aynı anda hem türk hem de islam kültürleri etkisi altında kalan bir kadının, zat-ı şahaneleri gibi düşünmesi, bu bağlamda fikir beyan etmesi oldukça mantıklı ve tutarlı bir ifade şeklidir.

    türklerde kadın erkek eşitliği henüz orta asya steplerinde dahi mevcutken, islam ve dolaylı yollardan arap kültürünün kadına olan bakış açısıyla birleştiğinde, türk kadınının psikolojik açıdan yüzyıllar süren bir ikilem ile yoğrulmasına sebep olmuş; üstüne uzun zaman diliminde savaşlar, zorlu yaşam koşulları, eğitimsizlik gibi faktörlerin sonrasında gelen ekonomik özgürlükler ile beraber son yıllarda oldukça büyük bir tramvaya evrilmekten geri kalmamıştır.

    durum, bir tarafta hayatla dişe diş mücadele etme gayesi, diğer tarafta ise sahiplenilme arzusuyla dolup taşan kadınlarımızda, izleri kolay silinmeyecek mental yaralara yol açmıştır. zaten günümüzdeki ilişkilerde kadının bir türlü ne dediğinin anlaşılmamasının sebebi de budur; saatinin saatiyle uyuşmamasının ardındaki gerçek de bu şekilde tezahür etmektedir. içlerindeki arabesk açlığını bir türlü bastıramayan kadınlar, çağdaş yaşama uyum sağlamakta zorlanarak devamlı olarak tıpkı bir robotmuş gibi kendilerini tercih yapmak zorunluluğu altında hissetmekte ve insan ilişkilerinde oldukça zor durumlar altına sokmaktan geri kalmamaktadırlar.

    gerek sosyal hayatta, gerek özel hayatlarında bir türlü istedikleri mutluluğu elde edememelerinin sebebi de bu çelişkilerdir. türk kadını batılılaşmayı hazmedememekte ve kimya olarak batı kültürüne adapte olma sorununu aşamamaktadır. belki de sorun, onların bu duruma bir sorunmuş gibi yaklaşmaları da olabilir, bilemiyorum. binaenaleyh, hem bir taraftan itaat etme meyilinde hem de sürekli tetiklenmeye hazır bir isyan haliyle hayatı sürdürmenin zorluğunu da analiz etmek bana düşmez.

    umarım bir gün hakettikleri huzura,mutluluğa, dinginliğe ulaşırlar; zira böyle bir ruh haliyle aile kavramının karkas yapısını oluşturmak, toplumumuzun varlığı ve devamı açısından pek de sağlıklı yahut uygun gözükmüyor.