şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir insanı/düşünceyi bir vebalin altına sokmak, birşeyden sorumlu tutmak.
  • orn; beyin loplarinin yarisindan cogunun sekse calistiginin diger yarisinin da gerizekali olduguna karar kildigimiz bilumum malın yaptigi islemdir. sinir bozar, bir hafta aglatir gereksiz yere. allah bin turlusunu versin bunlara insallah.
  • -suçlusun
    -sen suçlusun

    karşılıklı olunca çözüm getirmiyor.
    (bkz: anlamak)
  • zan altinda birakarak kisiyi sucla bagdastirmaya calismak.
  • adem oğlunun ilk ve en eski mesleği. nasıl ki kadınlar için en eski meslek orospuluktur deniliyorsa bunun erkekler için karşılığı da suçlamaktır. kadın erkeğin gözünü elindeki ile kamaştırabilmektedir ama erkek bunu yapamaz ve karşısındakini suçlar.
    bu ilk zamanlardan beri böyledir. değişmeyecektir.

    bunun modern versiyonu olanlara gelirsek, öncelikle tek işlerinin suçlamak olmasını ve bundan para aldıklarını bir kenara bırakalım. arka planda gizli kalmış gerçekler saklıdır...
    sürekli suçlayan bünye artık insanlığı unutur, suçladığı kişinin de insan olduğunu ve yaşamı olduğunu önemsemez. o bir suç işledi gözü ile bakar. karşısındakinin kendi oğlu/kızı olsaydı neler olacağını düşünmez, umursamaz, sadece suçlar.
    suçlamak artık o kadar doğal bir hal olur ki onlar için, tersini yapamaz hale gelirler bir süre sonra. bir kişi nasıl savunulur, iki yanları nasıl görülür gibi şeyler önemsiz hale gelir. hatta belki de yasayı en iyi bilen kişiler olmalarına rağmen sanık olmaları durumunda kendi savunmasını bile yazamayacaklardır.
    onlar için suçlamak o kadar doğaldır ki karşısında bariz kanıtlar olsa bile onları görmez ve suçlamaya devam eder. çünkü artık olağan hale gelmiştir durum. yani olayı detaylıca incelemek bile gereksizdir artık.
    bunun sonucunda onların ve diğerlerinin dikkatsizliğini onlara anladıkları dilden anlatan bir meslek olan avukatlık çıkmıştır zaten. böylece daha fazla kişi olaya girer, istihdam yaratılır, daha fazla kişi geçinir hale gelir.

    lafım kimseye değil, suçlamayı meslek haline getirenler utansın.
  • hayatı ınatla surduren ınsanların koşulsuz olarak etraflarına saçtıkları tabıat harikaları. karsılıklı oynandıgında boku cıkabılıyor lımıtsız bır suclama hali her turlu ınsanı bır sure sonra bıktırıyor, usandırıyor, bitirtiyor.
  • kendinin ve hareketlerinin sorumluluğunu alamayan insanlar kronik bir suçlama halindedirler. burada kast ettiğim yalnızca ikili romantik ilişkiler değil. genel olarak hayata karşı bi "kurban" rolü üstlenirler çünkü bu şekilde onlar "suçlanamaz" konuma gelirler kendi küçük beyinlerinde. örnek:

    - annem/babam zamanında bana şunu şunu yaptılar, ben bu yüzden böyleyim.
    - sen bana şunu şunu yaptığın için sana hakaret ettim.
    - patronum bana şunu şunu yaptığı için ben böyleyim.
    - hayat bizi ayırdı.. yoksa ben şahane bi eştim.
    - eşimin ailesi bizi ayırdı.. yoksa ben şahane bi eştim.
    - ben küçükken annemle babam boşandılar, ben sevgisiz büyüdüm o yüzden şimdi böyleyim, sana işkence ediyorum.

    ben bu tip insanlarla yakinen tanışıyorum çevremde. hatta kendi ailemde bile denk geldim. ve inanın, laf anlatmaya çalışmak öyle boşuna ki... bak güzel kardeşim, ailemizi çocukluğumuzu seçemeyiz.. ama bu yaşımızda artık yaptıklarımızın ve eşşekliğimizin sorumluluğu bize ait.. ha yok sen travmalarını atlatamıyorsan, yardım al, ve kırık tahtalarını yenilet böylece. bu kararı verecek yaştasın. kimseye zulmetmeye ve kimseyi suçlamaya hakkın yok.

    hayat bize kendini altın kasede sunmaz ki...
    kimse yollarımıza kırmızı halı sermez...
    iş olanakları/sağlıklı ilişkiler/ tatmin edici bi çevre/ saygı bize kendiliğinden gelmez biz bunu hak edecek şekilde davranmadıkça..

    ben skimin keyfine millete zarar vereyim, ve her hareketimden başkası sorumlu olsun. oldu.

    ben bu tiplerin ağzını burnunu kırmak istiyorum. (ahaha, ben kırayım, üstüne "ama beni provoke ettiiiğ" diyeyim mesela, nasıl olur? benden çıkar sorumluluk ne de olsa, ne ala...)

    var mı böyle kolaya kaçmak. yediğin her halta başka bi sorumlu bulmak. bazen kişiler, bazen şeyler sorumludur..var mı öyle..

    hayır kardeşim, sen boktan bi durumdasın, çünkü boktan davranıyorsun.
    hayır kardeşim, sen mutlu olamıyorsun, çünkü mutlu edemiyorsun.

    ne tanrı, ne annen/baban, ne patronun, ne arkadaşın, ne sevgilin sorumludur senin şu an bulunduğun durumdan. küçüksen, korunmaya ihtiyacın varsa eyvallah, evet savunmasızsındır...evet o vakit birilerinin sorumluluğundasındır. ama yetişkin olduğunu iddia ediyorsun. ve yediğin bokların sorumluluğunu alamıyorsun.
    hep "bi sebebi var". yaptım ama sor niye yaptım. niye sorayım? ha? niye sorayım? yaptın, çünkü eşşeksin. yaptın, çünkü lavuksun. her şeye bahane bulmak kadar kolay ne var hayatta.

    aklli dengen yerinde mi? evet (? bilmiyoruz gerçi...)
    üniversite sınavını geçebilecek kadar kafan çalışmış mı? evet.
    yalanlara dolanlara manyaklığa karı kız düşürmeye eriyor mu aklın? evet.

    e o zaman sen artık kendi hareketlerinden yargılanacak bi insansın a allahın terbiyesizi. kimseyi ve hayatı suçlayamazsın...

    "beni doğurdular madem, bakacaklar"

    heyy yavrum hey. bunu bile duydum ben hayatımda. eşşek kadar adamlardan hem de. aileleriyle ilgili. ben anası babası olsam bu gerzeklerin, yüzlerine tükürürdüm herhalde..

    bu kafadaki insanların yüzsüzlüğü, terbiyesizliği, şımarıklığı (ki bu türden bi şımarıklık kadar itici bi şey yoktur hayatta) insanda bu insanları sabaha kadar tokatlama isteği uyandırıyor.

    ama belli bi yaşa gelip, kafası çalışıp, hala başkalarınını suçluyorsan kendi hayat başarısızlığından, senden bi sk olmaz. bi sk olmadığı gibi, ağzının burnun bi temiz kırılması lazımdır.

    çok kızgınım çok.

    ilköğretimde din kültürü ve ahlak bilgisi dersine "kişisel ahlak ve olgunlaşma" eklense ya. sübhanekeyi öğrendiler de nooldu.

    hayata ve insanlara manen ve madden asalak olanlardan tiksindiğim kadar kimseden tiksinmiyorum...
  • sebepleri ona bağlamak. o yerine kimi koyarsan koy, banane; ben kendimi koymayı çok seviyorum, ergenlikten de enayilikten de biraz biraz. sonuna da sanane yazılabilir bak.
    onun yaptığı yanlışlar adına üzülmek, sinirlenmek, onu herşeyden sorumlu tutmak. tanımı bu.

    mesel, çok fazla acı ektiğiniz zamanlarda, acınızı paylaşmadığını düşündüğünüz, paylaşmayı arzuladığınız ve esasen acıyı ortadan kaldırmasını istediğiniz insanlar için en hislerinizden eylemleşebilir.
    *
    hatalar, çok geniş aralıklar aslına bakarsan. hani içkili araba kullanıp onlarca insanın ölümüne sebep vermek gibi aklanması zor hatalar var, onlar için de suçlanabilir insanlar. ama pek öyle görecesizlerde dolanmak sağlıklı değil, bence, çoğu zaman hata göreceli bir hal almalı ki suçlamaya değer kazanabilsin: suç, üzerine konuşmaya değer olsun asıl.

    öldüğü için bak, sizi yalnız bıraktığı için, terkettiği için suçlayabilirsiniz birini. olur, oluyor. bazen işte böyle aciz bir durumda, aciz kadığınız için tam da, yitirirken birini, kendinizi suçlayıp cezalandırabilirsiniz. bazen onu da tabii: neden öldün? neden beni bıraktın? neden ben de ölmüyorum. neden ben senin gibi olmayı- ölmeyi beceremiyorum? bir sürü canınıza kasıt, başarısız sonlu soru ile de.

    elbet herşeyin çok bilir kişilerinden biri tedavi edilmem gerektiğini söyleyip yıpratıcı olmaya çabalayacaktır bu sebeple, ancak yine de bana; en çok yitirdiğim sevgilerim suçluluk hissettirir-hissettiriyor. sanki biraz daha çabalasam, biraz daha sevsem: gitme desem, köpeğin olayım desem be, beni terketme desem; o kadar çok olabilsem, o kadar çok sevebilsem hiç bu kadar üzülmeyecekmişim gibi gelir. aslında tecrübesi için öyle çok fellik fellik kaçılman gerektirmiyor, fantastik terkediliş öyküleri de çok elzem değil.. on kadın gücünde kurmacaya da hacet yok, bir sen yetersin. diyemiyorum ben, çok sevmediğimden değil; egom baldan mı tatlı, saygı denilen mefhumu biraz yanlış mı yorumladım ya da azıcık bile çabalamaktan korkuyor muyum, bilemiyorum. madem suç konu, suçlamak; hepsi benim, hepsi bana.

    bir de biraz daha erken girebilsem hayatına.. hani, hep geç kalıyorum ya da erken, hep bir yanlış zaman hikayesi etrafımda. peki, doğru zamanını yakalasam? bana geldiğinde geçmiş denilen o yükleri taşımasa sırtında insanlar. taşımasam tamam, sen kendine bak dersen, haklısın. inançlar(ı) yitirilmemişken bulunsa ya. o zaman suçlayamazdım kendimi..

    ama şimdi anasını satayım işte, kendi sorularıma öznesi benken bile cevap veremediğim tüm ayrılık geceleride: artık her gece ayrılık, böyle oturup saçmalamaktan başka şey gelmiyor elimden... oldukça da başkasına az zararlı olasım var aslında. içinde yaşamaktan sapıkça haz mı alıyorum acaba bütün bu suçlamaların. olmaz tabi. ne.
  • şuan okumakta olduğum kitapta* şöyle diyor. her canlı ilk anından itibaren masumiyetini yitirmiş olur. tek gibi görünse de ruhu parça parçadır. yani suçsuz birşey yok bu dünyada. insan hiç yok. bu yüzden suçlamak da çok saçma aslında. ne sanıyordun ki karşındakini? melek mi?

    ancak bazı şeyler vardır ki bir insanda görülen, onu artık hayatında istemezsin. bu en ağır haller için bile suçlamaya gerek yoktur.

    bu yazı burada kendi kendini kilitliyor. şöyle devam edecektim, karşısındakini suçlayan insan rahatsızdır, problemleri vardır. hele ki bu çoğu zaman olduğu gibi önemsiz durumlar için hatta haksız sebepler için oluyorsa çok daha fena bir haldedir. ancak bunları söyleyemem. başta belirtmeseydim yazamazdım da. çünkü bu yargılar da bir suçlama oluyor aynı zamanda.

    suçlandığım zaman kendimi savunamıyorsam, karşılığını veremiyorsam bu yüzden. beni haksız yere suçluyor diye onu suçlayamadım, suçlayamam.